İçinde yaşadığımız günlük olayları irdelemek ve betimlemek pek de öyle sanıldığı gibi kolay değildir. İnsanın talep etmediği herhangi bir özgürlük biçim ve olgusu insanın ve insanların başına dertler açtığı aşikar olduğu kadar, bir başka paradoksal özelliği de beraberinde getirmektedir. Patron/efendi ve eleman-köle/işçi –emekçi diyalektiğinin çözümü paradoksal bir imkan sunarken sermeyenin biçimsel ve içeriksel siyasi hükmünde pekişmiş kapitalist sömürü ağının yerini sevgi ve sosyalist ekonomiye bırakmasının zorunlu bir gelişimle sağlanır direktifi, durumun yüksek analizini gerektirdiği gibi, siyasi bir tutumun olgunlaşması ile mümkün görünmektedir. Siyasi ve felsefi pratiğin evrimleşerek devrimle iktidar olmasını arzuladığımız bir dünya, Sevgi Bilgi ve Emek sömürüsüne son vererek olgun insanlığın gereği olacaktır. Libereal demokrasilerden böyle bir değişimi beklemek sadece paradoksal olduğu için değil, diyalektiğin yöntemsel kullanımını zorunlu kılacak bir bilincin en yüksek seviyelere ulaşması ile söz konusudur. Diyalektik bilinç, çelişkileri bulan ama onları kritize eden bir alana dönüştürür. Ancak son dönemlerde insan ve insanlık bir tür anlaşılamayan özgürlük anlayışındaki fenomenleri içinde patlayan modernizmin birer kölesi haline dönüşebileceğini hesaba katmadığından “… bindik bir alamete, gidiyoruz bir kıyamete” retorik bağlamın ironisinde ise bütünleşmektedir şu anda maalesef.
Ekonomik ve siyasi özgürlüklerden dürtüsel tüm özgürlüklere kadar, kutsal sayılan teknolojik mitler yaratarak, günümüz insanın nesnel özgürlük anlayışı bir fenomen olarak belirsizliğin ve gidişatın küresel boyutta skandal ekonomik ve doğasal felaketlerini de beraberinde getirmektedir.
Kültleşen siyasi özgürlüklerin Nesne, Simge, ideolojik ve dürtüsel zevklerin içinde yüzen insanın seçimleri, kültü ve yeni mitlerin tartışmasız kabulünü doğuran tüm olguların ve fenomenlerin çemberinde yeni ve eleştirel demokrasinin doğuşunu sağlayacak unsurlar dolaysıyla pek cüce ve cici kalmaktadır.
Olağanüstü olan şey insanın ütopyadan yoksun olması. Ütopyasızlık ütopyaların gerçekleşmesi ile ilgilimi? Elbette değil. Ya da tüm devrimler yapıldıysa devrimin ve devrim bilincine artık gerek yok mu? : Tam tersine; değişim ve dönüşüm yaşanılan savaşların bir sonucu olarak insan, yeni çözümlere muktedir bir hareket ve akıl yürütmededir ki, yeni bir dünyanın doğum sancıları da bugünkü durumu izah edebilmektedir.
Aşırı özgürlük hangi gerçek özgürlük bilincini bilinemez hale getirdi?
Aşılması gereken kötülükler aşıldı mı? Aşılamadı ve kötülük insan meselesi ve bilincin sorgulanmasını zorunlu hale getirmektedir. Tinin değişimi zorunluduır ve zorunlu olarak bir devrime ve değişime ihtiyacımız vardır- bu yer kürede.
Oysa Satr der ki “…özgürlük bir zorunluluktur, insan özgürlüğe tabidir”. Bu betimlemenin içkinliğinde a posteriori bir esas söz konusudur.
Zira insan doğuştan özgürdür denilerek, insana içkinlik atfeden bu tanımlama insanı özgür kılan özellikler yerine onu köle yapan kurumlar bürokratik elitler sınıfının oluşumu ve onunla bütünleşen insan varlığı, egemenlik ve iktidar meselesinde otonom birey olmak yerine, yani sorgulayan değil, devlet ve bürokrasi ile bütünleşerek kendinden uzak ve öteki olan, kendi olamayan- ontolojik olarak özgürlükten uzaklaşarak bürokratik aygıtın bir kişisi olmaktadır. Bu durum onun özgürlükten uzaklaşmasına zemin hazırlarken, varoluşsal olarak varlık değil, aygıtın varlığı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Diğer yandan, insanlığın yaşadığı kötülükler küresel boyutta hızla artarken, insanın sanki ölümle yok olamayacağı algısı onun tamamen dağılmasına yol açıyor ve onun dayanışma ruhunu ortadan kaldırıyor. Bir bakıma insanın evren ve doğa ile savaşı kendisi ile olan anlaşmazlığın sonucudur. İnsanın virüslerle olan savaşı onun kendini aşamamasıdır. İnsanın insanı yok etmesi, virüs ve mikropları imha etmesi ile başlıyor. Zira insan salt ve sadece doğada yaşayan tek türsel varlık değildir. Bir türsel varlık olarak üreten ve tüketen, ama aynı zamanda yok eden bir varlık: İşte bu yok etme itkisi, onu ölüm bilincinden kopararak ölümcüllükten dağılmaya ve canlılıktan simulatif bir yapıya büründürmektedir. Özellikle dijital ve yapay zeka platformunda insan antropik özelliklerinden feragat ettikçe anlam arayışında daha derin fenalıklarla baş edemez hale gelebilmektedir.
Bir/Bu patolojik olgu olarak kendini sınırlayan ve doğaya aşırı tepki koyan virüs ve mikroplara karşı aşırı psikolojik reaksiyonlar gösteren bu türsel varlık –insan, düşünemediğimiz türden verdiği yanıtla, patolojik bir ontolojik zorunluluk yaratmaktadır ki, velhasıl, insan kendini aşırı ve olağanüstü koruma içgüdüsü ile kazasız belasız olmasa da norm dışı hareketten kaynaklanan anomalide doğan patolojinin /semptomun bir parçası olmaktadır. İşte bu özelliği ile insan, yaratıcı olduğu kadar yıkıcıdır.
Durumlar ve olgular zaman içinde tarihsellik kazansa bile, değişime uğrar. İnsan herhangi bir toplumda doğup yaşayabilir ve değişmeyen tek durum yerkürenin bize sunduğu doğasal bir mekân ve zaman kategorileridir. Zaman ve mekân algılarımız bile benzer ve aynıdır, ancak yorumsal ve yargısal sürece girdiğimizde, kültür, etik ve estetik tutumlarımız ile yaratıcılığımız bile birbirinden çok farklı olacaktır. Ancak bilinmesi gerekir ki ölümlü olmak hayata duyulan sevginin doğuşu gibi yaratıcılığın gelişimini tetikler ki insan, hayat için bir izdir ve tarih yapan olarak, kalıcı evrensel değerler yaratarak var olmaya çalışır. İnsanı özgürlüğe iten de bu sonluluğun tetikleyici gücüdür. Bu perspektiften bakıldığında, köleliğe ve zorbalığa değil, insan olmanın gerekliliği yaratıcılıktır, üretkenliktir ve sorgulayıp yeniden ayağa kalkmaktır… Yani itiraz veya eleştirmektir.
İnsanı özgürleştiren eylemleri ve eylemlerini sorgulayan aklını kullanmak değil, akıl yürütmesidir. Kötülük ve iyilikleri anlamak veya çözümlemek, diyalektik aklın eleştirisinden geçer; bir nevi negasyonun negasyonu, yani eleştirinin eleştirisi ile başlanıp kötülüğün şeffaf halini yeniden sorgulanabilir kılarak, özgürlüğün somut hal almasını sağlayabiliriz.
O halde ütopyalar son bulmaz, çünkü insan tabiatıyla ütopyaya tabiidir ve özgürdür, ancak ölümlüdür de; dolaysıyla O, özgür olmak zorundadır.
Yazarın Son Yazıları
- Ontolojik Zorunluluk ile İnsanın Özgürlükle Olan Açmazı
- Eleştiri Gelecek Zamana Rota Verir
- Aydınlanma Diyalektiği: Aydınlanamamanın Kanıtı mı?
- Antropoloji ve Kültürel İnsan
- Asgari Moral ve BOP Bağlamında İsrail’in Varoluşsal Hali
- Felsefi Dünya Görüşünün Ontolojik Hali ile Onun Şartlı Varoluşu
- Psikoloji ve Metafizik: Dünyevileşen İnsan
- Diyalektik, Eleştiri Sanatıdır: Negatif Diyalektik Eleştirinin Eleştirisidir
- Mutsuz ve Kendilik Bilinci
- Bilimsel Felsefenin Kökensel ve Öznel Durumu