More

    Eleştiri Gelecek Zamana Rota Verir

    Eleştiri yeni bir alan açar ve fütürist bir söylemin, kelamın yeni araçlarını netleştirir. Yerleşik kalıpların ve düzenlenmiş hayatların sorgulanması için yeni düzenlenen işlevselleğin /fonksiyonların yeni bilgisini düzenler. Ama her düzen yeni bir eleştiri konusu olmaktan kendini alıkoyamaz. Eleştiri salt bir söylem değil, aynı zamanda bir kavram olarak yeni bir sözdür. Bu iddia da oluşan hak ve meşru durum davranış ve tutumların belirli birtakım problemlerin çözümü veya onlarla baş etmenin ontolojik bir yanı var adeta ve bu durum eleştiri için yeni bir ontolojik esasın vuku bulmasına yol açması kaçınılmaz devinimi göstermektedir.

    Bir nevi Hegel’deki   Sein/Olmak, Dasein/Varolamak, Anderssein/Öteki olmak, Fürsichsein /Kendi için Olmak: Her bir ontolojik durumda bir evrimleşme görebiliriz. Eleştirirken anderssein/ öteki olmak adına yola çıkıyoruz demektir. Diğer anlam ile bir yabancılaşmanın en doğal hali ve zorunlu ontolojik özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır bu durum. Olmak/Sein dan tinin hareket hali ve değişimi önceleyen bir negasyonu vardır. İşte bu negasyon bir eleştiridir. Tinin öznel, nesnel ve mutlak bir hakikat olarak dönüşüm içinde olması, insan tininin düş ve düşüncelerindeki soyutluğun somut hale dönüşümün psikolojik gelişimini göstermektedir. Kendi için olmak/Fürsich sein bir kendilik bilincinde var oluşun bir bilinci ve esası ile var olmak, psikoloji deki Ego kavramınn bir izdüşümüdür bir bakıma: Kendilik bilincine varması ile var olan bu yeni ontolojik durum, kendi başına var olabilmesidir; kendi için var olmanın işlevsel hale gelebilmesi kendilik bilincini/ Selbstbewusstsein’ ı nesnel ve öznel olarak oluşturmasıdır. 

    Herhangi bir durumun ortaya çıkmasını sağlayan bir davranış ise, davranışı kesin hale getiren olayın ve durumun anlaşılması için felsefe yapmaya başlarsınız ki, bu yeni ontolojik halin anlaşılmasını zorunlu kılar.  O halde felsefe sadece bilgiyi sevmek değildir: O daha çok davranışlar aracılığı ile insanın yarattığı durumdan ve olaylardan bir sorgulama başlatma eylemidir, eleştiri. Soru ve sorgulamanın bir dile dönüştüğü ve dilde bir aktarım sağladığı oranda mananın öncelik kazandığını görürsünüz.  Mana, bir objektif durumdan çok, yorumsal söyleme tabiidir. Yorum bir düşüncenin mana bulması için insanın kullanıma geldiği usun/akılcılığın aktif hale gelmesi ile manaya kattığı fenomenolojik anlam, sorgulamanın ön eşiği olarak görülebilir.

    Her mana, bir duruma işaret eder ve durum yorumsal etkinliğin sonucu olarak, eleştiriyi öncel ve özel kılar. Eleştiri kişisel değil, mananın ve maddi olgunun içinden gelir ve kaynağını buradan alır. Eleştirinin başarılı olması için insanın apriori etkilerden ötürü ve öncelikle tarihsellik kazanmış olay ve durumları mana içinde eleştiriyi önceleyebilir. A priori ye mahsus bir konunun eleştirisi hem zor ve hem de olanaksız gibidir. A priorik davranış, kalıcı gelenek ve hatta dogmatik içeriği ile eleştiriye genellikle kapalıdır. Bu bağlamdaki davranış ve durumlar değişime kapalı olarak görünseler de toplumun değişim hareketleri içinde kaybolmaya maruz kalırlar veya form değiştirirler.

    Eleştirinin vuku bulması ise mananın yer ve zaman kategorilerinde pozisyon alması gerekir. Yer / mekân ve zaman kategorileri içinde algılanan ve belirlenen mananın, maddi olgunun hareket ve işlevsel içeriğinden bağımsız olamaz. İnsan, bu kategorileri dikkate almadan durum ve olayın hangi tutum ve davranışın bir sonucu olarak ve hangi us mekanizması içinde geliştiğini görmeden, eleştirinin anlaşılmasını ve yapılan eleştirinin eleştirisi ise pozisyonsuz olmasını beraberinde getirir.

    Bu açıdan kritik, akılcı /ussal aktarımın bir hareketidir ve bir de insanın varlık nedenidir aynı zamanda. Foucault için Kritik, ‘aklın ifade biçimi olarak’ dogmatik egemenliğe karşı olmakla birlikte gerçeğin veya hakikatin kendisi olabilmesi bağlamında otoriter olarak var olmasını bekleyemeyiz.

    Bir bakıma eleştiri var olmalıdır; zira eleştiri, eleştiriyi doğurur; her eleştiri transzendental/metafiziksel değil, materyalist/ maddi olguyu temel alarak ortaya çıkar; eleştiri bir ifade sanatı olarak aklın ve akılcılığın platformu olan felsefeyi işaret eder.

    Aklın Eleştirisi Kişisel Olabilir mi?

    Kant ile devam edersek, şöyle bir formül olası: Kritiğin kritiği yerine Erkenntnis der Erkenntnis; ‘Görünenin görüneni’ olarak çevirmek bana daha yakın bir anlam vermektedir. Sade Almanca dilinde bu çeviri günlük manada bilgi ve ‘bilginin bilgisi’ olarak anlaşılsa da, felsefi manada ve bağlamda bu yaptığım çeviri daha şık duruyor.

    Görünenin görüneni dediğimiz durum, bireysel dir. Görünen şey sübjektif algının bir sonucu olacağı için, eleştirinin zorunlu hali aklın hareketini, akılcılığın apriorik olgudan uzaklaşarak maddi olguya dönüş yapan insanın, varlık nedeni olan eleştiriyi kabule geçmesi ile bir ötekini zorunlu kılar. Ötekinin zaman kategorisinde görünen olay ise yeni bir eleştiriye olan ihtiyacı beraberinde getirir. Eleştirinin egemenlikteki ısrarı iktidara olan uzaklığından kaynaklanır. Eleştiri iktidara uzaktır ancak ona sağladığı legitimasyon, muhatap aldığı iktidarı eleştirmekten geçtiğini pek zor görür. 

    Eleştirmek mi Yoksa Yok Sayarak Vazgeçmek mi?

    Hangi form ve durum daha işlevsel?

    Akılcı kritiğin ve aklın kritiği farklı eğilimleri içerir. Akıl, varlığını devletin ve onun gücünü sembolize eden iktidar mekanizmaları ise, akılcı gücün dayanağı eleştiridir. Eleştiri, toplumun hakiki haklarını dikkate alan bir platform olarak hukukun üstünlüğüne de işaret eder. Ve etik olgunun bir parçası olarak devlet ve birey değerler bütününde birlikte var olmanın eleştirisi içinde var olabilirler. İktidar ve güç, denetim esasına dayalı olarak bireyin korunmasını sağlarken, toplumsal ekonomik ölçümlerde hayat, yaşanabilir hale gelir ve getirilir. 

    Eleştirisizliği, susan insanın ifade gücünü kaybetmiş olması olarak tanımlayabiliriz. Bu güç, bireyin eleştirideki iktidar gücüdür. Bu gücünü kaybetmesi, onu psikotik duygu/düşünce ve davranışsal bozukluklara faktörlere götürebilir.  Varlığını ve meşruluğunu sorgularken eleştirel değil, öfkesel bir duruma girebilir.

    O halde demokratik ifade ve eleştiri gücünün temini, bireyin ve toplumun sağlığı bakımından çok önemlidir.

    İyi de her eleştiri işlevsel mi? Akılcılığın ve etik formun kaynağından olmayan bir söylem ve ifade biçimi veya aktarım, toplumsal özelliğini nasıl kazanacak. Mesele birazda toplumsal görünen toplumun görüneni kim? Toplumun göremediğini birey görür bu birey ya sanatçıdır ya da aydındır ya da bir bilim insanı da olabilir.  Ancak bu sanatçı ve bilim adamı ya da aydın ne kadar toplumsallaştı? Toplumun göremediği çelişkileri ortaya çıkaran insanın toplumsallaşması için bireyin, görünmeyeni görünür hale getirmesi gerekir. Görülmez olanın gerçekle buluşturulması akılcılığı gerektirirken eleştiriyi zorunlu kılar. Karl Marks’ın ekonomi politiğinde vardığı sonuç ve analizde toplumun fark edemediği ‘artı-değer’i bulmuş olmasıdır. Artı değer kapitalist ekonominin vazgeçilmez yasasıdır. Bu yasa; eleştiri, gözlem ve birçok değerlendirmeler sonucu ortaya çıkarılarak ulusal devletlerde sosyal devlet anlayışı ve ilkesini beraberinde getirmiştir. Bu bütünsellik içinde filozof Marks, sadece dünyayı yorumlamadı; o dünyayı değiştirdi gerçekten.

    Şimdi olası gelen geleneksel sosyalist eleştiri mantığının nasıl hal alacağıdır. Kapitalizmi temel alarak mı, yoksa demokratik bir toplumun oluşumunu sağlayacak eleştirinin eleştirisini nerde ve nereden başlatacak sorusunu önem kazanacak?

    Mananın ve maddenin bütünlüğü eleştirel aklın görüngesinde insan için farklı bir pencere daha açıyor. Ben, eleştiri gücünün aklın ve akılcılığın gücü ile buluştuğunda, eleştirel aklın gücünden oluşan pozisyonel bir durum ve davranışın, toplumsal eleştirinin zemin kazanmasına yol açabileceğini düşünüyorum.

    Dilden dile aktarım ve ifade bulan her söylem kritiğin içinde değerlendirilmesi bir sanat olayının yolunu olası kılar. Tiyatro, sinema ve diğer görsel sanat olayları çelişkiyi göstermeden anlaşılır bile olamazlar. Mizah ve espri olayı da bu hususun, yani çelişkilerin yumağından doğarlar. Aksi halde sanat mümkün değildir ve eleştiri de olası hale gelmediği gibi, akıl yürütmek ve akılcılığı harekete geçirmek olanaksızdır.

    Harekete geçen diyalektik düşüncenin kendisidir. İshal olduysanız da bu iyidir, çünkü harekete geçen eleştirel aklın gücü ile işe yaramayan düşünceler elenip, yeni düşüncelere yerini bırakırken, mide ve bağırsak sistemi de iyileşmeye doğru yol alır. Belki bu olay ve olgudan sonra insan, birey olmanın mutluluğunu yeniden kazanabilir.

    Eleştirinin eleştirisinden söz ettiğimiz de Frankfurt Okulunu anmadan olmaz. Eleştiri kuramı, var olan Marksist anlayışın tarihsel program ve anlayışın tümden negasyonu değil elbette ama, anderssein/ başka /bir tür Sosyalizm olabilir miydi sorusu bu bağlamda ivedilik kazanmaktadır.  Sadece kendi için var olan sosyalizm kaygı içinde varoluşsal tehditler yaşıyordu. Emperyalist blok işi epeyce zorlaştırıyordu, ancak ideolojik olarak kendine yabancılaşan partililer ile halkın kendinden ve ötekine yabancılaşmasını sağlayan davranışların hâkim sürmesi beraberinde bir yıkımı getirmiştir. Bu bağlamda var olan iktidar olağanüstü tedbirlere başvurarak sosyalizmden sapılmış ve anderssein/Öteki olmak dediğimiz özellik de bir başkalaşım ve ötekileşmiş bir girdap içine girdi ve kendine yabancılaştı.

    Yanlışta olanın, doğru yaşamı bulması olası mı?

    Olmak ve var olmak kendi için ve başkası için var olmak; zorlu ve zorun ontolojik durumlar da insanı eleştiriye ve eleştiri sanatını ise estetik bir üslupta yapabilmesine akılcı diskurla hareket etmesine motive edebilmesidir. Yaşam ve doğa ilişkisinin var oluş halleri de buna bir benzerlik/ asimilasyonlar gösterir.

    Yazılar

    Yazılar