More

    Felsefenin Felsefesi: Aklın Bilgisinden Deneyimsel Bilgiye

    Her bilimsel disiplin, bilginin kaynağını, olgulardan, olaylardan ve gözlemlerden elde edildiğini saptayarak anlaşılır. Bu yöntem bilimsel olmakla birlikte kullandığımız dil dünyasında anlamlandırılarak bir etkinlik sahası olarak felsefeye başvurmamız kaçınılmazdır. 
    Wittgenstein’a göre felsefe bir bilim değil, etkinliktir. Bir bakıma bilimin etkinliği felsefe ile mümkündür. Felsefeden farklı olarak dogmatik bilgide vardır. Dogmatik bilgiyi esaslı bilgiden ayırabilmek için felsefi sorunun kendisi bilinmeyen bir meseleye odaklanarak faaliyet alanına yönelik olmalıdır.   Bu alan insanın anlamaya çalıştığı bir olayı kavramı veya problemi ile ilgili olarak bir gelişim içinde sorular yerinde ve anlaşılır olmalıdır. Yani alanla ilgili olmalıdır. Peki bunu yapabilmemiz için öncelikle düşünsel kriterler/koşullar oluşturulmalıdır.

    1) MERAK, 2) ŞÜPHE, 3) BİLGİNİN TÜRÜ VE KAYNAĞI, 4) SORGULAMA YETİSİ, 5) OLUMSUZLAMA VE ELEŞTİRİ, 6) EVRENSEL DEĞERLER İÇİNDE OLMANIN VARLIK HALİNE GEÇİŞ, 6) KAVRAMLAR DÜNYASINDA YOLCULUK

      Aslında kavramsal olarak felsefe ile bilim arasında olan fark şudur: Kullanılan bilgiden dolayı ihtiyaç duyulan kavramların işlevi hem anlamsal ve hem de kullanımı ile ilgili fark:  Bir kavram felsefe için vazgeçilmez olabiliyorken,  bilim için ise sadece referans olarak kullanılması söz konusudur.  Bazı kavramların direkt olarak bilim için vazgeçilmez olduğu halde felsefe için içeriksel bir özellik kazandırmak için kavramın işlevi bir an değişebiliyor. Bir teori için kavram gerekir ama kavram sizi daha sonra bir bilimsel sürece sürükleyebilir ki yeni ve farklı kavramlar üretmek zorunda kalırsınız. İşte bu bir felsefe faaliyetidir ki, felsefenin dogmatik alandan çıkartılarak yaşam ve doğanın işlevsel özünde var olan her tür hareket ve olgunun insanın merak ve şüphesi ile olası halde bir tanıtılma işlevine tabii olarak gelişir ve insan- doğa arasındaki ilişkisinin anlaşılabilmesi ile insan -emek ve üretim içindeki davranış ve varoluşsal durumu ile ilgili sorgulamayı felsefe yaparken aslında  insanı anlaşılır kılmaktadır.  Hem felsefe ve hem de insanı ve doğasını anlarken kültür kavramına ihtiyaç duyuyorsunuz. Sadece insan kültür üreterek yaşamaz aslında kültürden de yeni bir kültür üretir. Kültürden kültür emek işlevini önemsemeye başlarsınız. Emek ve güç para ilişkisini konuşmaya başlarsınız. Paranın bilimde ki yani ekonomide ki işlevi ile felsefede ki işlevi farklıdır, dolaysıyla. Hangi para ile hangi emek ve güç ilişkisinde yeni bir davranış ve kültürel bir durum ortaya çıkmaktadır. Güçler dengesi ile hangi sınıflar oluştu ve sınıfların arzuları amaçları nedir dediğinizde ilk felsefi soruyu sordunuz demektir. Bir bakıma sorgulamaya giriş olarak felsefi faaliyet içinde oldunuz.

      Şunu söyleyebiliriz;

      Bilim ve felsefe farklı güzergâhta yol alsalar da karşılıklı ve yan yana yaşama ilkesi içinde hareket ederler. Felsefe çelişki bilincini izleyerek onu kaldırır ancak yeni bir çelişki tespit edene kadar tartışmaya açık kapı bırakır. Çelişkisiz ile ilgili olan felsefi kavramların olan olaylar ile ilgili ve ilintili olduğunu söyleyebiliriz. Oysa bilim gerçek bir durumla referans olan bilimsel fonksiyonların karmaşasını çözümlemeye çalışır. Gerçeğin içindeki olayın kendisi felsefe ve gerçeğin bulunması ise bilimin işi olmaktadır.

      Bilinen ve bilinmeyen ikilemini ayırt edebilmek için hem felsefeyi ve hem de bilimi zorunlu saha ya çağıran insanı, şüphesi merakı ve sorgulama yetisi içinde gerçek olayın özünü bulabilmek için eleştiriyi de dolaysıyla zorunlu kılmaktadır.

      Evrenin kaosu ile insanın anlam kaosundan çıkabilmesi için Bilim, Sanat ve Felsefe en temel alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaos, evrenin özü belki, ama insanın anlama yetisi sınırlı, ancak kavramların akılda yeniden inşası- ve örgütleyebilmek için yeniden yeni bir ruha/tine ve yaşam ile ilgili anlamsal bunalımlarını en aza indirmek için ve beynimizin düzen sağlayabilmesi için mantık ve mantık felsefesine ihtiyaç duymaktayız. Bir bakıma iki ana ve esaslı olguya ihtiyaç duyarız:

      A) Ahlaki bilgi, B) Bilimsel bilgi

        Özellikle bir bilginin doğruluğunu ve yanlışlığını kanıtlayabilmek için bilginin kaynağı ve nerede nasıl oluştuğunu bilmelisiniz. Olay var ama gerçek yok henüz, o halde bilimsel kategoride yer almaz. Gerçek var, ama ona ait olması gereken olay eksik veya yok gibi. O halde burada, bu bağlamda şüphe ve merak itkimiz tekrar devreye girmektedir.

        Bir diğer kriter de ise insan aklının sorgulama yetisi ile eleştirinin yanında mantıksal etkinliğinde var olması gerekir. Kanıtı olmayan ve gerekçelerinde ampirik – deneyimsel gözlem ve araştırmanın yanında teorik veya ne olursa olsun gerekçeleri ile kanıtlanamıyorsa bilimsellikten bahsedemeyiz. Bilimselleşen felsefe, felsefenin kaygılarından birini oluşturur. Şimdi felsefe ve tarihini incelerken, insanlık tarihinin odaklandığı olgularda burada önem kazanmaktadır:

        A) Kosmos-Evren odaklı düşünsel akımlar

        B) Antropik kültür, değer ve emek ahlak bilincinin oluşum biçimleri

        C) Teorik açıklamalar yönünde düşünsel faaliyetler…

          Bundan ötürü Hegel Alman filozofu felsefeyi bilim yapmak gayesine girişmiş ve felsefenin bilimle var olması gibi bir yaşamsal değeri vardır, zira İlk çağ filozofları doğa ve olayları ile ilgili merak ve şüphelerinden doğa olayları, uzayı ve doğanın kendisini anlamaya ve tanıtlamaya ihtiyaç duymuşlardır.

          Dolaysıyla felsefeyi FilO bilgelik seviyesinden çıkartarak bilimsel ve kavramların anlam ve işlevlerini yeniden örgütlemek gerekir. Kavramların örgütlenmesi bilimsel olduğu kadar felsefidir de. Bilgiyi sevmek felsefe yapmak için hiç yeterli değildir. Çünkü sevmek bir şeye öykünmektir. İnsan öykünmekten kendini kurtarmalıdır. Öykünmekten çok, bilginin koşullarını ne nasıl elde edildi sorularına yüklenerek, aktif hareket ve düşünsel faaliyetinde bir garantisi olarak düşün hayatına katkıda bulunabilir. Bu açıdan bilim, sistematik örgütlenmiş bir bilimle felsefi bilginin örgütlenmesini sağlar. Kavram karmaşasını engelleyebilmek de bu yoldan geçer. Aklın kendini sorgulaması mantığın ve ahlaki/etik olgunun gözlenebilmesi ve değerlendirimi ile ahlak felsefesini oluşturursunuz. Kavramların anarşisi felsefeyi ve bilimi yetkinsiz kılar. Felsefeyi bilimselleştirmek demek insanın olaylara olan bakışını da bilimselleştirmektir. Bu da insan ilişkilerini bilimselleştirmektir. Yani onu bunu ve şunu roller ve dinamiklerini tutum ve davranışların -hareketlerini anlamaktır.

          Felsefenin felsefesi ise tüm bilimlerin organik bağıntısını ve yapı taşlarını bir arada tutmak amacını güder.  Felsefi sistemler ve tarihini anlarken veya betimlerken öncelikle Materyalizm (Demokrit), İdealizm (Platon), Monizm (Spinoza) dönemlerinin tartışmalarını iyi bilmek ve incelemek gerekir.

          Diğer yandan toplumsal ve bireyin dünya görüşlerini ve buna ilişkin doğa ve insan ilişkilerini üretim tarz ve biçimlerini araştıran filozoflardan  (Marks), Doğa ve insan Naturalizm (Hobbes), Özgürlüğün İdeal anlayışı üzerinde kafa yoran (Kant), Nesnel /Objektif İdealizm (Hegel), Nihilizm (Nitzsche), İnsan ve ahlak felsefesinde  (Sokrates, Epikür Aristo vs.) gibi filozoflar hakikati bulmak ancak buna erişimin insan dünyasının bilincinin dışında var olan bilinçaltının olmayan bilinci, insanlaşma yolunda pek kötü sınavlar verdiği de bir gerçek. Bilinçaltı kuramının geçerli olduğunu 150 yıldır biliyoruz. Ancak buna ilişkin yapılan tartışmalar felsefenin felsefesi yerine toptan yargılayıcı tutumlar ile anlaşılması zorlaşmıştır. İnsan gerçeğini bulmak birazda bizde ilkel beynin dürtüsel içeriğini de bilmeden insanı tanımlamanız hakiki olamayacaktır. Bilinçaltı bir problem değil ancak bilincin farkındalığı ile bu alanda müspet ilimlerde de önem kazanır.

          Felsefe gerçek problem ile sözde problemleri birbirinden ayırır ya da ayırmaya çalışır. İnsanı anlamadan, kendinizi bilmeden nasıl felsefe yapacaksınız ki. Eğer fitne fesat ve dedikodu gibi tutumlardan uzak değilseniz, ahlak ilkelerinden uzaksanız, bırakınız filozof olmayı, şair bile olmamalısınız.

          Felsefenin insan bilincinin ufkunu genişleten bir özelliği vardır.  Doğa ve doğal olayların özellikleri konusunda etik bir duruş sergileyerek insan ruhunun enginliğini sağlayan bir alan olmalıdır. Müspet ve yarınlara örnek olacak davranışlar silsilesi de bu olacaktır. Hakiki felsefe bir dünyanın paylaşımında iletişimsel aklın dayanışma ruhuna hizmet eden bir felsefedir. Nihayet felsefe yani hakiki felsefe tarih bilinci içinde yoğrulmuş bir bireyin ve toplumun onursal özelliğini koruyabilmesi, yaşama atfedilen kutsal değer ve emek ölçüsünde oluştuğunu bilerek hareket eder. Felsefe bu prensipte hareket eder. Eğer insan insanın ne olduğunu soruyorsa kadim kültürlerin içinde var olan tarihsel olgu ve olaylara ilişkin gerçekçi bilgi araştırmasına girmelidir. 

          O halde Kant ile devam edelim ve bitirelim: Felsefe nedir?

          Herhangi bir iddiayı meşru kılabilecek nedenleri hakkındaki öne sürülen gerekçeleri ile bir zihin ve bilinç faaliyetidir. Kant’a göre felsefe aklın bir işidir ve felsefi bilgiler dolaysıyla aklın bilgileridir. Akıl yoluyla elde edilen bilgiler tarihi bilgiler değildir ancak tarihin olay ve olguları ile ele alınırlar.

          Aydınlanmacı aklın babası olan Kant, gündelik var oluşun içsel zamanın sınırlarını zorlarken sanatın mükemmel olmayan bir dünyada insanın vicdani ve ahlaki estetik güzelliğine gönderme yapar veya yerer bazen de ki bu eylem güzelliğe, sevgiye ve adalete özgü, inanın insan sevgisi ile doğa sevgisini yeniden görünür kılar. Çünkü felsefe insan aklının son gayesini gösteren bilginin idesi/düşüncesidir. Sevginin dayanışmacı ruhu içinde olan felsefe, etkin güce kavuşur.  

          Felsefe insanı yenileyen bir alan sunar; düşüncelerinizi yoklamak için bazı yöntemleri diyalektik yöntemle anlamaya çalışırken aşağıdaki kriterleri göz önüne alırsınız.

          TÜMDENGELİM: SONUÇ ÇIKARIMLI- DEDUKTİV- genel ilke ve teorilerden hareketle elde edilen mantık ve özel durumlar hakkında sonuç çıkartmaktır.

          TÜMEVARIM – İNDUKTIV: Özel örneklerden genel sonuca ulaşan mantık ve bilimsel yöntemde tümevarım, özel gözlemlerden genel kurallara ulaşma ve geçiş bağlantılıdır. Bir teoriyi bulmada değil, bulunan teoriyi olgulara giderek doğrulamada kullanılan bir araçtır tümevarımcılık.

          Felsefi problemin rasyonel tartışı ile rasyonel usun faaliyet içinde olması halinde felsefe insan için bir vazgeçilmez bir faaliyettir. Duygularını ve duyusal organlarını denetleyebilir ve ilkeli kullanmayı öğrendiğinde insan şiddete de başvurmaz ve onu yayma ihtiyacı bile duymaz. 

          Yazılar

          Yazılar