More

    Aydınlanma Diyalektiği: Aydınlanamamanın Kanıtı mı?

    Eğer aydınlanma ve entelektüel gelişmeden, insanı kötü güçlere; cin ve perilere, kötü kadere olan batıl inançlardan kurtarmayı-kısaca korkunun esiri olmaktan çıkarmayı anlıyorsak, genellikle akıl diye adlandırılan şeyin karşı koyuşu aklın yapabileceği en büyük yardımdır. Max Horkeimer
                                                                                                                                

    İnsan aklı aydınlanma ihtiyacına bağlı gelişir.  Akıl etmek bir bakıma düşünmek ama bir şeyi gerçekten düşündüğünüzde ihtiyaç itkisinin kaçınılmaz olduğunu fark edersiniz. Bir şeyin gizli veya açıklanmamış olması insanı meraka sevk eder. İnsan merak eden bir tür -varlıktır. İnsan merak içinde olurken suspekt/şüphecilik durumun yaratıcısıdır aynı zamanda. Aydınlanmanın içsel özelliği,  insanın buluş ve arayış içinde hayal edebilmesi ile umutlanmasıdır. Korkularından arınmak ve daha iyisini yapmak itkisi içinde varlığını sürdüre gelmiş olması ona olağanüstü bir özgüvende bahşetmektedir.  Özgüvenin en olağanüstü tarafı, hayatı kolaylaştıran insanın, yarattığı ikilemleri çok sonra görebilmiş olmasıdır. Öngörülerinde süreksizliğin egemen olduğu bir dünyada insan, doğa yasalarını bilse de onları tebessümle karşılaması ve hatta transandantal bir yaklaşımın sonucu olarak maddi olgunun dışına çıkarak hareket etme çabası, onun hayal dünyasında ki sürrealist özelliği, özgüveninde uçsuz bucaksız düşünmeye ve yapmaya itmektedir. Yıkıcılığından değil, bunu es geçmesi ve belki de kısmen naif hali ile var olması:

       İnsan bu hali ile doğa üzerinde egemenlik kurmaya çalışması onun kendini imha edeceğini bile bile teknoloji üretmesi, yapay zekâ, yapay güneş, yapay et ve vs. gibi yapay insana ve doğaya içkin olmayan ancak monte edilen bir yeni hayat, insanın  var olma veya var oluşunda ki kaygıları ile pek ilintili sanki. İnsan bu yeni projelerle yaşamı garantiye almak isterken kendini hiçliğe sürükleyecek hamleleri de göz ardı edemeyiz. İnsan türü açısından doğan yeni bir hayatın formülü günümüz insanın hayatından ne kadar daha farklı olabilir? Bu sorunun yanıtını günümüzden bir asır sonra daha net göreceğiz; dedik ya insan öngörülebilirlik ve süreksizliği içinde ilerlediğini, ancak tökezleyebileceğini pek düşünmemektedir. Zira insan arzu ve merak eden bir varlık olarak içgüdüler-dürtülerini yüreği ile buluşturmak yerine, son derece egosal arzularına kapılarak giden ve ruhunda uçan bir tür adeta.

     Ontolojiye ve özdeşlik kuramına en tutarlı eleştiri T. Adorno tarafından gerçekleşmiştir. Pozitivizmi de aynı derinlikli eleştiriye tabi tutarak verileri çarpıtan ve onu (pozitivizmi) metafiziksel argümanlar içinde boğulduğunu ileri süren Adorno, pozitivizmi başka ve yeni bir metafizik olarak değerlendirirken, bunun, hakikatin zaviyesi olarak fenomenal dünyayı tamamen reddetmediği için diyalektik düşünceye karşıt bir düşünce meselesi olarak tanımladı. Naif pozitivizmin alanından çıkamayan ve totalite içine sürüklenen bireyin, bu bir sınıf ve halk da olsa, problematik bir durum oluşturduğunu söyleyebiliriz.

    Yukarda izah ettiğim gibi, insanın var oluşundaki bazı temel özellikler,  onu insan gibi insan yaparken, aşırıcılıklardan ötürü kendini alamayan insanın en halis yanlarını da bloke etmektedir. İnsanın ikilemi ve diyalektik yasanın zorunluluğunda değişim geçiren insanın dönüşümü ürettiği yeni ve ilişkilerinin sonucu olarak insan bazen çıkmaz sokağa girdiğini hissedebilir. Ancak çıkmazları aşmak diyalektik aklın ontolojinin de sonucudur bir bakıma. Hegel’in en çok zorlandığı yer ve mekân olan ontolojik diyalektik meselesinde çıkaracağımız sonuç bir bakıma Marks da sorunsal bilinçte ortaya çıkan olumlu tarihsel devinim le karşılık bulmaktadır. Ancak Adorno’un eleştirdiği durumda da bu naif durum var.

    Diyalektik kavramının uğradığı saldırı, istismar ve tacizler sonucu geçerlilik kazandığı en önemli alan felsefi diskur ile bilimsel korelasyonlar içinde yolculuk yaparken onunla analojik iz düşümler yapabilmiş olmaktır hala. Hazzın doruğunda ve düşünsel etkinlikte diyalektik konuşma ve retoriği var sonuç itibari ile.   

     Felsefe, diyalektik haritada ve zaviyesinde şifa bulan bir alan ve kesin olarak olmasa da felsefe pozitivist durum ve metafiziksel özelliğini de diyalektik yaklaşımla eleştiren ve yeni bir diyalektik veri ile negatif diyalektik; ‘negasyonun negasyonu’ diye betimleyeceğimiz ‘olumsuzluğun olumsuzluğu’ şöyle bir önermeile karşımıza çıkıyor: Olumsuzladığımız şeyin aydınlanmayı gerektiren kriterleri karşılamadığı gibi, insanı çıkmaza sürükleyerek veya sürüklediği için bu pozisyonda ileri sürülen komünist toplum projesi, nihai bir sonuç olarak, tarihi bir hüküm ile, sanıldığı gibi diyalektik determinizmin  bir gelişimi değil,  salt diyalektik düşüncenin  gelişiminin zorunlu esası olarak, pozitivist bir yaklaşımı gerekli kıldığı için, diyalektik değişim yasasına uygun olamayacağını ileri süren negatif diyalektik önermesi, eleştirilen kapitalizmin yenilgisi ile sonuçlanabilecek sistem, sosyalizm ile komünizme giden düşünsel önermenin zaviyesinde önemli bir pozitivizm ve  naif bir olumluluk görsem de,    insanlığı kapitalizm ve totaliter akımlardan kurtaracak büyük kitlesel aydınlanma hareketine ve yeni bir aydınlanma kuramına ihtiyaç vardır.

    Pozitivizmin metafiziksel yanı, insanı rahatlatan bir afyon olmasıdır. Marks’ın ruhsuz dünyanın ruhu olan dinin, dolaysıyla halkın afyonu iken, artık ruhsuzların ruhu durumuna gelen dijital dünya diktasının ürettiği teknolojileri ve dijitalizmin sunduğu her tür ulaşım ve haberleşme olasılığında arzuyu ve acıyı yok etmektedir. Acı yok edilirken haz totalite bir olgu olarak, totoliter elit sınıfın hükümranlığında olan insan için teknoloji ve en basit yada kompleks cep telefonları her bir insan için yaşamın en temel afyonu ve afyonlaşan insanın bir ruhu olarak öne çıkmaktadır. O halde sosyal medya ve yeni neo dijitalizm halkın afyonudur; ruhsuz ve vicdansız dünyanın ruhu ve vicdanı eros değil yani yaşam değil yoksunluk ve ölüm olmaktadır. Asıl olan ise, ruhlarını kaybedenlerin, egonun egemenliğinde bir dünyanın inşa edilmiş olması ile huzursuz olduklarının nedenselliğinden uzak kalarak ruhsuz alanın içinde yeni zincirlenmişliklerle kabule giden bir yolculuk içindedirler.

    Bu negatif veri, yeni bir atılım yapacak insanın ve insanlığın elinden çıkacak etik ve bilgi değeri ile donanmış, emek içinde eleştirel aklın etkinliğinde bir toplumsal proje üretilebilmesine neden olabilir.  Fakat aksi bir durumda ise; sevgi ve yürekle bezenmiş insanlar daha az ve azaldıkça, dünyanın yaşanabilir bir mekân olarak var olması pek sorunsal -ve tartışmalıdır hakikaten.

    Ontolojik arzuya olan ihtiyacın, kendisine içkin/özgün olan ontolojiyi beraberinde getirir; diyelim ve yeniden Marks’a bir dönüş ile diyalektik hermonotiğin (anlamsal) yeni bir boyutu ile barışçıl dünyanın projesine çalışalım ve elbette kapitalizme yanaşarak var olmak değil, ona karşıt yeni bir ahlaki tutumu ile yeni bir etik projeyi var kılarak, ontolojik bilinç durumunu yaratmak ereğinde yeniden buluşabiliriz- yer kürenin sunduğu zaman ve  mekânlarında.

    Yazılar

    Yazılar