More

    Bilimsel Felsefenin Kökensel ve Öznel Durumu

    Bir şeyin doğasını bilmek için tanımını birlikte yapıp kökeninde ki geçmişin bilgi edinimini tanımlayan verileri de gözden geçirmek gerekiyor. Veriler tecrübe edilmişlerle bir arada bulunan koşulların tetiklediği bilgi edinimini de beraberinde getirmektedir.

    Bir şey, evet ama somut olan bir şey; örneğin Türkiye nasıl bir yer ve coğrafyada bulunur? Bulunduğu topraklarda hangi imparatorluklar ve savaşlar yaygın hale geldi ve nasıl? Bu toprakların son sınırları nasıl oluştu? Eskiye kıyasla çevresi ile sınırları ve komşuları ile ekonomik veya iktisadi, sivil ve askeri ilişkiler nasıl şekillendi?

    En eski kozmolojik ve doğamızdan ötürü doğanın ihtişamlı yapısı gereği, insanda yarattığı şaşkınlık şu soruyla başlıyor: Yerküre nasıl var oldu ve böylesi bir yapıya nasıl kavuştu?

    Tüm bilimsel felsefe uygulanan ancak kurgulanan olarak betimlenemez. Bilimsel etkinlik ve başlangıç bir usavarma etkinliği ise deneyle elde edilmiş verinin kendisi usavarmanın etkinliğidir. Deney yapma usa ve us dan deneyvari bir döngünün aşkınlığı/transandantal bir özellik de taşır. Ancak modern tinsellik iki temel felsefi tavrı şöyle adlandırıyor: Usçuluk ve gerçeklik. İnsan beyninin /tinin bir ürünü olan bilim düşüncenin oluşum yasalarına uygun olarak var ola gelmektedir. Düşüncenin oluşumu maddi olgu ve nesnel dünyanın cisimsel özelliklerinin sembolleri ile oluşan kavramlar dünyasına bir düzen ve örgütlenme getiren felsefedir ve felsefe düşünsel alana anlam  veren insanı anlamak için kavramların yerli yerine kullanabilme ustalığı felsefeye ve bilimsel felsefeye aittir. Mutlak gerçeklik veya mutlak usçuluk değişimi öteleyen ve dönüşümü yadsıyan bir yanı da vardır. Mutlak olan olarak zannedilen ve ona geçerlilik sağlamak ve kazandırmak ereğinde tartışmamayı ve deneyimvari  duruşu bir öneri veriyormuş gibi hareket ederken, kaybedilen aslında aklın sorgulama yetisidir. Felsefi düşüncenin temel rotası bilimsel düşünce olmasından başka bir seçeneği yoktur. Metafizik sezgisel edinimlerden pratik veri edinimlerine doğru hareket ederek gerçeğin dolayımsız da olamayacağını bilerek gerçeğin nesnel ve maddi koşulların gözetimini beraberinde getirmektedir. Bilimin öznel be nesnel yanı vardır. Felsefe hem özneldir ve hem de nesnel olarak doğası gereği insanı ve insanın doğa ile olan zorunlu bağıntısından ötürü anlam ve düşünce, düşünce ve kavram, kavram ve nesnelliği ya da öznel olanı örgütleyen ve onun tanımlayan veya betimleyen bir özelliğe ve esasa sahiptir. Dolayımsız gerçeklik türü yerine dolayımlı gerçeklik- çok yönlü bakışın düşünsel olgunun çeşitliliğini konumlandırırken, insan farklı türlerden elde ettiği deneyvari usullerden ötürü usçuluk denilen ilkeyi veya prensibi canlı ve tinini tazelemektedir.

    A priori yargıları gözden geçirip bir yeni düzenleme getiren usçuluk tümdemgelimsel çıkarsamalar yaparak bilimsel felsefenin öznelinde yeniden var olmasıdır. Kapalı ve sınırlı değil açık ve tartışma olasılığının her an mümkün olduğu bir felsefi eleştiri düzlemi söz konusudur.

    Bir bakıma bilimsel olan bir düşünceye hem konuşulan pratik dilde ve hem de akılcılık/usçu dilde buna teorik dilde diyebiliriz- bir felsefeci olarak bir ikilem olsa da gerekli hassasiyetin tanınması zorunludur. Konuşulan dilde bilim tanıt/kanıtlanabilir ve bilim pratik ve teorik aklın bir sonucu olarak görüldüğünde herhangi basit bir olayın bile teorik açıklaması vardır.

    Metafiziksel düşünce tümevarımsaldır; Hakiki bilimsel düşünce basit olandaki karmaşıklığı sadece sezmez onu gerçekten okur. (Tümdengelim genel olgudan özel olanı çıkartan bir akılcılık ediniminde bir süreci tarif eder. Bir nevi bir doğrudan yeni doğrular türetmek gibi uslamlama yöntemi olarak bir önermeden yeni bir sonuç/netice elde etmektir.)  Olguya ilişkin yasayı açıklar ve Us’u neden den alıp “neden olmasın?” a evrilen tümevarimsal özellik metafiziğin ana konusu olarak geçerlilik kazanmaktadır. (Tümevarım /Induktıon; özel anlamda doğru olanın genelde de doğrulma işlemi olarak bir kanıt veya tanıtlamayı zorunlu kılan bir düşünme yöntemidir.) Bir bakıma her deneyim dolayımsız deneyime rağmen yeniden doğar. Bilimsel düşüncede gelişen yenilikler ve değişiklikler ve yeni bilgi ve yetilerden doğan şey, tinin sınırsızlığını görürüz. Tin, var olan sınırsız yenilenme ve yaratıcı enerji ve ruhundan ötürü bitmez tükenmez bir yolculuk içindedir. 

    Tüm bunlara rağmen Atina’nın en iyi tanınan filozofu erken Yunan düşüncesini eleştirerek gelen Sokrates, erdem ve adaletin doğasına kıyasla evrenin yapısına pek az ilgi gösteriyordu. Sokrates gençlerle tartışıyordu ve ideallerinin açıkça ifade ederken, insanı yeni düşüncelere korkmadan teşvik ediyordu. Ancak Atina devleti ve yargıçları Sokrates’i yargılayıp infaz ettiler. Öğrencisi Platon bu pek duygusal tesiri anlatırken dahice dokunaklı diyaloglar silsilesinde ‘Sokrates’in  Savunması’ kitabında tüm olayı adeta bugün yaşanmış yeni bir olay gibi anlatmaktadır.

    Sokrates:  “Doğa bilimine meraklıydım ama hayal kırıklığına uğradım diyebilirim.” Ancak bilimin sadece şeylerin niçin bir araya gelip ayrıldığını açıklayabildiği, niçin sahip oldukları doğaya uygun davrandıklarını açıklamadığını kavradı. Örneğin bir şeyin niçin bir öğe olduğu veya güzel olduğunu fiziksel veya kimyasal olarak açıklanamaması ve artık eski yöntemlerle bir yere varılamayacağını düşünerek etik/ahlak kavramları ile insan meselesine, adalete, düşünce ve şüphesel düşünce olgusuna daha çok odaklanır.

    Şeylerin doğasını açıklamadaki bilimin yetersizliğini Platon da görür ve kaostan[L1]  düzeni veren faal akıl Platon olsa da. O yeterince bilimsel bilgiye olan önemi ve değeri metafiziksel görüşlerinden ötürü veremediğini düşünebiliriz.

    Sonuç olarak ereksel neden doğal bir sürecin sonu ve amacıdır. Aristoteles, evrenin zeki “zeki bir yaratıcı’sının olduğuna pek şüpsel bakıyordu. Ancak doğanın her bir olgusunda ve olayında /parçasında hedeflerin olduğunu varsayıyordu. Üremenin ereksel nedene sahip olması, kalbin kanı pompalaması gibi bir kausalite bağıntısını görüyoruz. Yani her şeyin nedensellik içinde kendi nedenini yaratması ve ona ulaşması.

    Bir açıdan Aristo bilimsel yönteme dair detaylandırılmış yorum ve sonuçlar elde eden ilk filozoftur. Ona göre bilimsel akıl yürütmede önemli olan iki temel öğe vardır: a) argüman/kanıt (gerekçe) b) kıyas. Öncüller zorunlu ise sonuçta zorunludur. İşte zurnanın zırt dediği yerde burası ve bu bağlamdaki soru: Bilimsel kanıtlamanın öncüllerinin zorunlu olduğunu nasıl kanıtlayabiliriz? Bir şeyi oldukça genelleştirirseniz bunun kanıtı da zordur. Burada sezgiler devreye girer. Fakat sezgi bilimsel bilgiye hala uzaktadır. Aristoya yabancı olan matematik ve deneyimsel yasalar yerine daha çok hareket yasaları devreye girer. Matematik soyutlaştırmalarla ilgilidir, fakat doğal değişim karmaşıktır ve çok çeşitli türlerde epeyce bir etkiye sahiptir. Örneğin “yanma” toprak hava ve ateşi suya zıt olarak içeren karmaşık bir süreci tanımlarken, sayı bize bu konuda ve bağlamda bir şey söyleyebilir mi? Böylece Aristoteles Pisagorcuları pek önemsemez. Zor olan şudur:

    Bildiğimiz bir şeyi araştırıyor muyuz yada bilmediğimiz ama merak ettiğimiz yani Sokrates gibi “bildiğim tek şey, hiçbir şeyi bilmemektir;” belirlemesinde bir analiz ve araştırma argüman ve kıyas işlemine başvuruyor muyuz?

    Elbette K. Popper’i hatırla(t)mak gerekir: Popper’in sınırlandırma ölçütü olarak; bir teori ampirik testler aracılığıyla yanlışlanabildiği ölçüde bilimseldir. Bu tanımlamanın anlamı; bir teorinin bilimsel sayılabilmesi için gerçekte yanlış olduğunun gösterilmesi gerektiği değildir, yalnızca teori kendisi için testler yapılarak çürütülme olasılığına sahip olmasıdır. Göreceli kurama yani izafiyet/kuantum teorisine göre kuramın kendisi yanlışlanabilirlilik ilkesini içinde taşıdığından bu kuram pek şaşırtıcı görünse de, fiziksel zamanın kimyasal ve biyolojik devinimleri ile insan ve doğa ilişkisi yeni hallerle gösterimde olmaktadır. Bilim ve Felsefe kendine öznel olsalar da, her ikisi de birbirinden bağımsız ama analojik ilkeler ışığında çalışırlar.  

    Yazılar

    Yazılar