Geçtiğimiz 23 Nisan, diğer yıllardan farklıydı. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırılar bahane edilerek kutlamalar ya yasaklanmak istendi ya da “kısık sesle” yapılması dayatıldı. Valilikler yazılar gönderdi, üniversite topluluklarına SKS tarafından (toplulukların bağlı olduğu birim) baskı kuruldu, çeşitli idari yollarla 23 Nisan’ın etkisi azaltılmaya çalışıldı. Ama bu çaba karşılık bulmadı. Türk milleti, özellikle de Türk gençliği buna meydanlarda cevap verdi ve 23 Nisan’ın sadece bir bayram olmadığını, egemenliğin millete ait olduğunu bir kez daha gösterdi. Üstelik bu sadece bir tepki değildi. Aynı zamanda bir talep vardı. Çocukların güven içinde yaşayacağı, öğretmenlerin değer göreceği, halkın söz sahibi olacağı bir Türkiye isteği açıkça dile getirildi. 23 Nisan bize bir şeyi hatırlattı; egemenlik, ‘’Egemenlik Bizimdir’’ diyebilenindir ve koruma sorumluluğu da bu beyanı verenlerin omuzlarındadır. Cumhuriyet’in başkentinde, Ankara’da toplanan yüzlerce üniversite öğrencisi bu yükü sırtladığını da dosta düşmana gösterdi. 23 Nisan 2026’da 1. Meclis önünde toplanan öğrenciler Anıtkabir’e yürüdüler ve Ankara sokaklarını ‘’Atatürk Gençliği Görev Başında’’ sloganlarıyla inlettiler. Sistem siyasetçileri tarafından sıklıkla dile getirilen bir söz vardır; “Yürüyerek yollar aşınmaz…” Ancak bu yürüyüşü düzenleyen Üniversiteli Cumhhuriyetçiler’in aşacağı ve aşındaracağı şey yollar değil 23 Nisan’ı yasaklamaya çalışan ve egemenliğimizi tehdit eden tüm güçlerdi. Bunu da başarmak için ilk adımı attılar.
Bu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın, bize bıraktığı en önemli ders; Türk gençliğini birleştirecek örgüte duyulan muhtaçlıktı. Bunun bir seçenek veya karardan ziyade bir zorunluluk olarak kendini bize dayatmasıydı. Bu ders, daha doğru bir ifadeyle bu çağrı; Türk gençliğinin öncülerini harekete geçirme çağrısıydı. İlmek ilmek örülen mücadeleyi büyütme çağrısıydı. Bu çağrı boş bir söz değil. Çünkü ortada gerçek bir durum var. Aynı gün, aynı yerde, aynı şeyi savunan bir gençlik var. Birlik olunca sesimiz çıkıyor. Ama bu birlik korunmazsa, her şey o günle sınırlı kalıyor. Bu yüzden mesele sadece yürümek değil. O yürüyüşten sonra ne olacağı. Aynı insanların yeniden bir araya gelip gelmeyeceği. “Örgüt” dediğimiz şey de tam burada anlam kazanıyor. Büyük laflardan önce, aynı insanların birbirini tanıması, birlikte hareket etmesi demek. Bugün eksik olan da bu. 23 Nisan’da ortaya çıkan tablo bir başlangıç olabilir. Ama başlangıç olarak kalırsa bir anlamı yok. Devam ederse bir güce dönüşür ve dönüşecek. Mustafa Kemal’in “Mustafa Kemal’ler 20 yaşındadır” sözü de tam burada karşılık buluyor. Mesele o sözü tekrar etmek değil. O sorumluluğu taşıyacak insanların gerçekten ortaya çıkıp çıkmayacağı.
Tarihimiz, halk hareketleriyle dolu. Çok uzağa gitmeye gerek yok, en son 19 Mart pratiği, Saraçhane eylemleri hala hafızamızda taze. Bu tazelik, gençliğin dağınıklığı ve örgütsüzlük gerçeğini, en önemlisi sistem partilerinin bayatlığını da içinde barındırıyor. Çok daha büyüyebilecek ve belki iktidarı değiştirme potansiyelini dahi içinde barındıran bir hareket, yanlış yönetim sebebiyle kısa sürede sönümlendi. Sönümlenmekle de kalmadı, kitlenin motivasyonunu kaybetmesine ve karamsarlığa bürünmesine sebep oldu. Bu tarz kırılma anlarında herkesin güvenebileceği, Türk bayraklarıyla yürüyebileceği bir hareketi yaratmakta gençliğin önündeki ödevlerden biri.
Benzer bir dağınıklık ve karmaşa 1 Mayıs için de geçerli. “İşçi Gençlik El Ele Tam Bağımsız Türkiye” sloganının daha fazla anlam kazandığı bir dönemde, farklı alanlara bölünmüş 1 Mayıs kutlamaları bu tabloyu açıkça gösteriyor. Örgütlü bir güce karşı, bu parçalı yapı zayıflığın ana kaynağı haline geliyor. Gençlik dediğimiz şey ayrı bir sınıf değil yarının işçisidir, en önemlisi de işçi çocuğudur. Bu yüzden gençliğin birliği, sadece bir kuşağın birliği değil aynı zamanda işçi sınıfının gelecekteki gücünün de meselesidir. Bu birlik sağlanmadığında hem toplumsal tepki hem de siyasal potansiyel parçalanır. Ama bir araya geldiğinde, sadece bir ses değil, aynı zamanda bir yön de ortaya çıkar. Bu yön, yarınların Türkiye’sinin yönüdür.
Yazarın Son Yazıları
- 23 Nisan Dersleri ve 1 Mayıs
- Eski Tartışmaları Yeniden Açmak
- Tarihsel Süreklilik Ama Kavramsal Ayrım
- KEMALİZMSİZ SOSYALİZM MÜMKÜN MÜ?
- HER ÜNİVERSİTE BİR KALEDİR
- SURİYE’NİN GİRDABI HTŞ VE SDG
- KAPİTALİZM NEDEN SAVAŞLARA YOL AÇAR?
- GENÇLİĞİN ÜSTLENMESİ GEREKEN GÖREV
- VERGİ YÜKÜ HAFİFMİŞ! KİMİN İÇİN?
- GAYRİMİLLİ BURJUVAZİYLE VATAN SAVAŞI VERİLİR Mİ?