More

    KEMALİZMSİZ SOSYALİZM MÜMKÜN MÜ?

    Bilim ve Sosyalizm Dergisi’nin “Halk Devrimi: Nasıl” başlığıyla yayımlanan 15. sayısında, Av. Olgun Özden’in kaleme aldığı “Kemalist Bir Sosyalizm Mümkün mü?” başlıklı yazıyı ilgiyle okudum. Metnin bağlamı ve kurmaya çalıştığı teorik birliktelikle birebir aynı yerden konuşmasam da sorunun bu şekilde yani tersinden sorulmasının Türkiye’deki sosyalist kadrolar açısından ufuk açıcı olduğu kanaatindeyim. Bu nedenle soruyu bir adım daha ileri taşıyarak şu şekilde formüle etmek istiyorum: Bu topraklarda Kemalizmsiz bir sosyalizm mümkün müdür? Burada kastım, Kemalizm ile sosyalizm arasında bire bir özdeşlik kurmak ya da Mustafa Kemal’i sosyalist ilan etmek değildir. Aksine, Kemalist devrim deneyimini ve onun anti-emperyalist, laik ve kamucu karakterini içselleştiremeyen; bu tarihsel mirasla bağ kuramayan çevrelerin, hiziplerin ya da fraksiyonların kaçınılmaz olarak ithal devrimcilik çizgisine savrulduğunu ortaya koymaktır. Çünkü bu toprakların devrimcileri, bu topraklarda gerçekleştirilmiş en büyük devrim olan Kemalist Devrim’in ilke ve kazanımlarını kutsamak için değil; geliştirmek, ileri taşımak ve nihayetinde sınıfsız, sömürüsüz bir dünya mücadelesinde aşmak için sahiplenmek zorundadır. Bu tutum, Kemalizm’in her unsurunu dogmatik biçimde ezberlemek ya da çağın gerekliliklerini ve bilimsel sosyalizmin ilkelerini terk etmek anlamına gelmez. Tam tersine, Türkiye’nin demokratik devrim sürecinde Kemalist birikimin tarihsel bir geçiş momenti ve nesnel bir gereklilik olduğunu diyalektik biçimde tahlil etmeyi ifade eder. Dolayısıyla soruya açık bir yanıt vermek gerekir: Hayır. Bu topraklarda Kemalizmsiz bir bilimsel sosyalizm savunusu, kalıcı bir mevzi inşa edemez. Keza Av. Olgun Özden de, yazısına bu vurguya şöyle yer vermektedir; ‘’Kemalist bir sosyalizm, yalnızca teorik olarak mümkün değil; Türkiye’nin bugünkü siyasal ve toplumsal koşulları içinde zorunludur.’’ Peki neden ve nasıl?

    Laikliğin tasfiye edildiği, şeriatın ve karanlığın toplumsal yaşamın merkezine yerleştirilmeye çalışıldığı bugünlerde Altı Ok’un laikliği; halkı korumanın, düşünce özgürlüğünü güvence altına almanın ve toplumsal ilerlemeyi mümkün kılmanın ön koşuludur. Kamu mülkiyetinin tasfiye edildiği, serbest piyasanın yağmacı mantığının egemen kılındığı mevcut düzende ise kamuculuğu savunmak, Altı Ok’un devletçiliği üzerinden emekçi halkın refahını yeniden inşa etmenin zorunlu yoludur. Mafya–tarikat–rant üçgeni arasında rejimin can çekiştiği bu tarihsel eşikte Cumhuriyet’i savunmak, Altı Ok’un cumhuriyetçiliğini savunmaktan ayrı düşünülemez. Toplumun bilinçli biçimde kutuplaştırıldığı, iç karışıklık senaryolarının devreye sokulduğu bu süreçte ulus bilincini savunmanın yolu ise emperyalizme karşı birleştirici ve ilerici bir milliyetçilikten geçmektedir; bu milliyetçilik Altı Ok’un milliyetçiliğidir. Gelir dağılımının derin biçimde bozulduğu, adalet duygusunun aşındığı ve toplumun adeta kastlara bölündüğü bu düzende halkçılık, yurttaş eşitliğini yeniden kurabilecek yegâne siyasal hattır. Bu ilkelerin tümü, bilimin rehberliğinde ve kesintisiz bir ilerleme iradesiyle birleştiğinde, devrimcilik okunda somutlaşır. Devrimcilik durağanlığı değil, ilerlemeyi esas alır. Bugün sömürüsüz ve eşit bir dünya tahayyülünü bu topraklarda yeniden kurmanın yolu da tam olarak buradan geçmektedir.

    Türkiye’de, anti-komünist propaganda ve kendini sol/sosyalist olarak tanımlayan kişilerin bilinçli/bilinçsiz birtakım hatalar neticesinde Mustafa Kemal’i ve ilkelerini, bilimsel sosyalizmle birlikte anmak çarpık bir biçimde karikatürize edilmiştir. Oysa bir önceki paragrafta bahsettiğimiz gibi, sınıfsız bir dünya özlemi duyan herkes; halkın tek gerçek kabul edildiği, din ve düşünce özgürlüğünün sağlandığını, kamu mülkiyetinin yurttaşları koruduğu, rejimin güvence altına alındığı, ırkçılığa karşı toplumu koruyan, ilericiliği esas alan ve sürekli ilerleyen bir toplum da hayal etmektedir. Kemalizm ve bilimsel sosyalizm arasında bir zıtlık yoktur. Bu topraklarda kendini bilimsel sosyalist olarak adlandıran herkesin görevi, Kemalizm’in ileri değerlerini savunmak ve hatalarından dersler çıkartarak Türkiye devrimini tamamlamak için çabalamaktır.

    Somut durumun somut tahlilini yaptığımız bu zemin, birçok çevrenin tartışmadan kabul ettiği bazı gerçekleri temelden sarsmaktadır. Kemalizm’i ezbere bir biçimde ‘’burjuva ideolojisi’’ sayan sosyalistler, oksimoron bir biçimde kendini sağ Kemalist olarak adlandıranlar, Neo-Kemalistler, Ortodoks Kemalistler, Post-Kemalistler ve farklı ön ad benimseyen türlü türlü kesimler… Bilimsel sosyalizmin temelinde, diyalektik ve tarihsel materyalizm vardır. Bunlar aynı zamanda ekonomi politiği ve toplumu yorumlarken kullanılan bilimsel metotlardır. Bu metodolojik bakışla birlikte toparlamak gerekirse demek istediğim, ‘’Kemalizm=Sosyalizm’’ değildir. Ancak Anadolu’da, Batı Asya’da, yani Türkiye’de devrimcilik yapılacaksa ulusal kurtuluşçuluk bayrağı olan Kemalist değerlere sahip çıkmadan, Kemalizm’i bir başlangıç noktası olarak kabul etmeden yol alınamayacağıdır. Bilimsel sosyalistler, bu bayrağı sahiplenmeli ve Kemalizm’den geri düşmemelidir.

    ‘’Sosyalist değil, Kemalist’siniz’’ şeklinde bir eleştiri gelebileceğini öncesinde biliyor ve şimdiden yanıtlıyorum; Kemalizm’i savunmak bizim sosyalistliğimizden bir şey götürmeyecek, aksine bizi Türkiye devrimcisi yapacaktır. Ayaklarımız yere basacak, bu şekilde bulutlar üstünden ineceğiz. Onu reddederek değil aşarak geçebiliriz. Ama aşmak için önce oraya basmak zorundayız. Mustafa Kemal’in genç bir zabitken defterine aldığı notla yazıyı bitirelim; “Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı.”

    Yazılar

    Yazılar