Mutlak Butlan kararı, muhalefetin ilmek ilmek dizayn edilişi, muhaliflerin hüküm dahi verilmeden tutukluluk kararlarıyla hapsedilmesi, hakkını arayan emekçilere, anayasal hakkını kullanan vatandaşlara yönelik kolluk kuvvetlerinin saldırgan tutumlarının artması, aynı şekilde bu saldırganlığın büyük bir özgüven ve rahatlıkla sergilenmesi, bürokratların işgüzarlığı, üniversitelerde ve liselerde artan baskılar ve provokasyonlar; “Yeni Türkiye Yüzyılı”nın faşizmle artık tamamıyla bütünleştiğini bizlere gösteriyor. Faşizm tırmanmıyor; artık tescillendi ve kurumsallaştı. Rejimin ne zaman bu kadar baskıcı ve zorba hâle geldiğini tayin etmek zor, ancak içinde bulunduğumuz süreçte mahkemeler adeta sıkıyönetim mahkemelerinin alacağı kararları bizlere dikte ediyor ve uyguluyor. Her ne kadar ortada bir demokrasi ve sandık varmış gibi gözükse de 12 Eylül cuntasından farksız bir hükümet ile karşı karşıyayız.
Öncelikle sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: CHP bir saldırı altındadır. CHP, CHP olduğu için değil; ana muhalefet olduğu ve iktidara, her ne kadar sistem içi bir şekilde de olsa, alternatif oluşturduğu için hedeftir. Bu noktada mücadeleyle kazanılmış hakları ve kanunları korumak bir tercih değil, zorunluluktur. Ancak anayasayı ve Türkiye’yi korumamıza pek de yardımcı olmayan bir CHP ile karşı karşıyayız. 19 Mart 2025’te başlayan Saraçhane direnişi hâlâ hafızamızda taze. Özgür Özel ve ekibi, kitlenin artan öfkesini örgütleyemedi ya da daha doğru bir ifadeyle, örgütlememeyi tercih ederek kitleyi pasifize etti. Bunu, iktidar olma seçeneğini ve yolunu yalnızca sandığa hapsederek yaptı. Ancak sandığa giden yolda meslek odalarını, sendikaları, fabrikaları, tarlaları, atölyeleri, kampüsleri ve bunların birleştiği biricik nokta olan alanları ve meydanları bir kenara itti. Gençliğin talepleri yalnızca CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun özgürlüğü ve adaylığı değildi. Talepler ve istekler çok daha farklıydı. Öğrencilerin tahayyülündeki Türkiye’yi yaratma yolu, Saraçhane’de somutlaşan ancak neredeyse 81 ile yayılan o meydanlardan geçmekteydi. Bu talepler anlaşılamayınca mesele boykot listelerine ve türkülere sıkıştırıldı; kitlesel eylemler ise her geçen gün güç kaybederek sönümlendi. Kitlelere ve kadrolara verilen görev, “sandık güvenliği” şeklinde sınırlandırıldı. Ancak gelinen noktada, bırakın seçimin gerçekleşeceği gün sağlanması gereken güvenliği, seçimin baskın seçim şeklinde yapılıp yapılmayacağının ve bu seçime kimlerin hangi şartlar altında gireceğinin güvenliği dahi tartışmaya açıldı. Oysa Saraçhane eylemlerinde bir araya gelen gençliğin ve emekçi Türk milletinin karşısına somut bir program konulabilseydi süreç bambaşka yerlere evrilebilirdi. Böylece yalnızca sandık güvenliği değil, sürecin güvenliği de sağlanabilirdi.
Faşizme karşı mücadeleyi ve faşizmin ne olduğunu teorize eden Georgi Dimitrov; “Faşizme laf anlatılmaz, açıklama yapılmaz, anlayış gösterilmez. Faşizmle sadece mücadele edilir. Kökünü kurutmak için.” diyerek aslında faşizmle el sıkışabileceğini sananlara ya da yerelleştirirsek “helalleşebileceğini” düşünenlere bir öğüt vermektedir. CHP, meşruiyetini Amerikan emperyalizminden alan ve mafya-tarikat-rant rejimiyle ülkeyi 2. Çözüm (bölünme) Süreci’ne sürükleyen AKP’nin kurduğu komisyonda yer alarak ve iktidar aparatlarına ziyaretler ile görüşmeler gerçekleştirerek hükümetin bu kadar cüretkâr saldırmasına alan tanımaktadır. İstanbul İl Başkanlığı’na kayyum olarak Gürsel Tekin’in atanmasına ve İmamoğlu davasının savcısı Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı ile ödüllendirilmesine yeterli tepkiyi gösteremeyen, en önemlisi de yığınları harekete geçiremeyen CHP, bugünkü Mutlak Butlan kararının alınmasına da cesaret vermiştir.
CHP kurmayları yeni bir parti kurmaya kalkarsa çeşitli hukuki engellerle yıldırılmaya çalışılacaktır. Yeni kurulan parti de kılıfına uydurularak yine saldırıya uğrayacaktır. Parti içinde kongre sürecini işletip tekrardan genel merkezi ele geçirme fikri de doğru değildir. Bu mesele sürüncemede bırakılacak ve faşizm, yeni saldırı metotları bularak tekrar tekrar gelecektir. Bugün yapılması gereken, müzakere değil mücadele hattının inşa edilmesidir. Bu zemin, Altı Ok ve Milli Demokratik Devrim perspektifiyle en geniş cephe örgütlenerek kurulmalıdır. Kitleyi edilgen bir rolden çıkarıp tarihin itici gücü olan özüne döndürerek, yani onu özne hâline getirerek ancak bunu başarabiliriz. Bu nedenle mücadele hattı yalnızca bir slogan değil, örgütsel bir yeniden kuruluştur. Mahallelerden kampüslere, fabrikalardan sendikalara uzanan yatay bir koordinasyon zorunludur. Seçim takvimine sıkışmış siyasal refleksler yerine, sürekli bir toplumsal mobilizasyon hattı kurulmadan mevcut tablo değiştirilemez. Mesele herhangi bir partiyi değil, Türkiye’yi kurtarma meselesidir. AKP’nin bu kadar amansızca saldırması ve CHP’nin bu saldırılara karşı halkı örgütleyememesi, görevi sistem dışı unsurlara yani sosyalistlere bırakmaktadır. Bu süreç kitleyi devrimcileştirecek ve hatta CHP’li kadrolara ve tabana da yansıyacaktır. Bu dinamizmden etkilenmeyenleri ise teslimiyete sürükleyecektir. CHP’nin içinde bulunduğu kriz yalnızca taktiksel bir başarısızlık değil, aynı zamanda tarihsel bir konumlanma problemidir. Sistem içi muhalefet olarak kalmak ile sistemin sınırlarını zorlamak arasındaki gerilim, bugün açık bir yapısal tıkanmaya dönüşmüştür. Tarih, boşluk kabul etmez. Bugün açığa çıkan boşluk ya düzen içi yeniden üretimle doldurulacak ya da örgütlü bir toplumsal müdahale ile kırılacaktır. Sorun artık yalnızca bir iktidar değişimi değil, iktidarın nasıl ve kim tarafından kurulacağı sorunudur. Bu koşullarda tarihsel sorumluluk, sistem içi muhalefetin sınırlarına hapsolmadan, bağımsız bir sınıf hattı kurabilen siyasal öznelere düşmektedir. Sosyalist hareketin görevi, yalnızca eleştirmek değil, bu boşluğu örgütsel ve ideolojik olarak doldurmaktır.
Yazarın Son Yazıları
- Mutlak Butlana Karşı Ne Yapmalı?
- 23 Nisan Dersleri ve 1 Mayıs
- Eski Tartışmaları Yeniden Açmak
- Tarihsel Süreklilik Ama Kavramsal Ayrım
- KEMALİZMSİZ SOSYALİZM MÜMKÜN MÜ?
- HER ÜNİVERSİTE BİR KALEDİR
- SURİYE’NİN GİRDABI HTŞ VE SDG
- KAPİTALİZM NEDEN SAVAŞLARA YOL AÇAR?
- GENÇLİĞİN ÜSTLENMESİ GEREKEN GÖREV
- VERGİ YÜKÜ HAFİFMİŞ! KİMİN İÇİN?