Adorno felsefesinin içkinliğinde eleştiri vardır ve identitaet/özdeşlik denilen kavram kategorik olarak bir ilişkisel durum veya olayın kavramsal açılımıdır. En ideal ve idealist koşullar içinde elde edilen identitaet/özdeşliğe varılan nihai bir kendilik sorgulamasına yol açar.
Negatif diyalektik, özdeşlik ile ilgili problemli unsurları değerlendirirken, felsefi düşünsel tartışmanın olasılığını ortaya koyan koşulların kendisi ile aynı ölçüde ve onun özgülünde gerçekleşen, maddi olguların özelliği ile mümkün olur. Bu konstellasyonda/konumda, Hegel’ci yaklaşımın ana rotasında “özdeşlik ve özdeşsizlik” –‘Identitaet und Nichtidentitaet söz konusudur. Kişinin tanımı olan identite ne ile tanımlanıyorsa bir özdeşlik unsuru olan kimlik özelliklerinden başka bir şey değilse, bu o kişinin başka hiçbir özelliği yoktur gibi düşünürsünüz.
Ülkemizde bir kişiyi tanımak için ‘memleket’ (Hangi memlekettensin ?) identitaenin en belirgin özelliğini taşır ki, bu çoğu kez özdeşsizlikle sonuçlanabilir. Moral değerinin en yüksek yargısı, saf aklın yargısal alanında duran diğer identite/kişi için hasıl olan genel resim, o herhangi bir memleket, il veya yöre için düşünülen şeyin olumlu veya tamamen olumsuz yargıya varacak bir söylemin özdeşlilik ile özdeşsizlik ile ilintili bir durum ve olay olabileceğini görmekteyiz.
Bu bağlamda Adorno’nun ‘erkenntnis’- ‘görünen’idrak edilen bilgi meselesi olarak ya da hali hazırda var olan algıdan oluşan bilginin, kavramsal etkinliğin sonucudur derken; bilgi, kavramın etki alanın içinde geliştiğini ifade ettiğini görmekteyiz. Dolaysıyla ‘Bilgi ve Tecrübe’ -veri (Erkenntnis und Erfahrung) bilinçte oluşması ve bir bilinç olarak var olması kavramsallığın en doğal halidir.
Bu konumdan hareketle gerçeği araştırmak ve gerçeği görebilmek bir özdeşlik kurmak için, veriye ve bilgiye ihtiyaç duyarsınız. Fakat elde ettiğiniz bilgi ve tecrübe hangi koşul ve durumun sonucudur? Kaynağını hangi görüş ve yargı gücünü nasıl ve hangi ortamda sağladığını, bir bakıma etik sorgulamayı gerektirebilir. Düşünsel identitaenin varlığına olan eleştirinin, hakikati içeren bir bilgi olup olmadığıdır.
Asgari moral değeri ile hakikat içeren bir veri elde edebilirsiniz, ancak bilginin asgari moral ile hakiki olması tartışmalıdır. Pozitivizme olan mesafede insan, gerçeği oluşturmak için pozitivist davranır. Bir gerçek oluşturulmak isteniyorsa onun pozitivizmi de oluşturulur. Bu konumdan itibaren oluşan durum pozitivist olayın yeni özdeşlik halidir. Bu özdeşlik bir fenomen olarak güme gitmeyeceği için, bilgi olarak geçerli sayılacaktır. Sorun bu özdeşlik içinde geliştirilen uzaklığın eleştirel aklın devreye girmesi ile söz konusu olmaktadır. Bilginin görünen hali, bir moral değeri ile ambivalans oluşturur kudrette ise, tecrübenin –verinin sorgulanması kaçınılmazdır. Burada ileri sürülen eleştirilenin ve sorgulananın mantıksal düşüncenin kendisi değil, düşünce ve mantığın birbirinden ayrıştırılması ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bilim sadece düşünceden oluşmaz ve asıl olan, onun içerdiği mantıksal bir rotadır, gözlemlenebilir olması ile matematiksel yasaların içinde bir mantıksal deneyimsel/empirik koşulların oluşturulması ile direkt alakalıdır. Bilgi ve veri dolaysıyla falsifize yani yanlışlanabiliyorsa doğrulanabilir olduğunu vurgulamalıyım.. Hegel’in ‘Identitaet ve Nichtidentitaet ‘ in konumlanışı olay ve durumların tanısı ve olmayanın tanısını da bu bağlamda içerik kazanmaktadır.
Bir örnekle devam etmek istiyorum:
İnsan olarak görülmeyen insanlar, toplumsal ve kitlesel algının içinde görünmeyenlerdir. Asgari ve en asgari moral değeri ile yargılanan, ötekileştirilen insan ve insan grupları veya kültürleri kitlesel algının şiddetine uğramaktadırlar. Genel olarak şematik algının içeriğinde bir patolojik bir durum vardır. Bu patolojik durum fanatik şemanın bir parçası haline dönüştüğünde, gerçeğin kendisi legitim bir problem oluşturur. Bu problem bir identitaet /özdeşlik sorunudur. Özdeş olduğunuz şeyi eleştirmez ve sorgulamazsanız ki farkındalığını kaybettiğiniz durum, kimim ben, gerçekten sorusu dur. Kurduğunuz özdeşlik sizin olmadığı için bir süre ve süreçte ihanet ve inkâr sizi arayıp bulacaktır. İhanet ve inkâr, hatta döneklik patolojik verinin gücünden ötürü sizi yakalamış ve artık bu patolojik serüvende siz kendiniz değil olarak var olursunuz.
Esas sorunda bu bağlamda gelişen insanlığın utanç karesi olan Hitlerin ırk kuramı ve sonrasında oluşan felaket ve şimdilerde, İsrail devletinin uyguladığı şiddet ve katliamların bir etik ve insan olma ve olamama sorunudur. Kendinden/İnsandan uzaklaşan ve hükümeti temsil eden bakanların aşırı fanatik söylemleri tüyler ürpertici: Tarihten ders almadıkları ortada. Yönetimde olan kişi, sevgiden ve empatiden uzak ve en asgari moral değerine bile sahip olmayan bu insanlar, en hazin ve hezeyan yanı ile şematik bakışın algısında, diğer bir insanı –Filistinliyi insan olarak görmemesi. Oysa olan ve olduranın kapsamı içinde şiddeti uygulayanın insani özellikten uzak bir konumdan diğer ve ötede duranı insansızlaştırma çabasına girmesi kendi sorunsallığında bir psikozu gündeme oturtmaktadır. Hitlerin pozitivist ırk düşüncesi nasıl ki kitlesel Alman toplumunun algısı ve şemasının pozitivizmini oluşturuyorsa, bu pozitivist gerçeklik, hakikati oluşturamadığı için yenilgi ile sonuçlanmıştır. Çünkü, psikotik Hitler mantık ve düşünceden uzak kendi özel pozitivizmi içinde boğulduğu gibi, İsrail yönetimi de kendince yarattığı pozitivizmin içinde boğulacağı aşikar.
İsrail için durum pek farklı görünmemektedir dolaysıyla: Aşırılık aşırılarla imha olacaktır. İdentitaet, Nichtidentitaet ile çözülecektir. Tarihsel travmanın intikam ve acılarını kat ve kat Filistin halkından çıkaran İsrail, travmatik patolojik aktarımını yaygınlaştırarak bölge halklarını travmatize etmektedir. Travmanın tarihsel tini süreklilik kazanmış ve bir savaş aracı olarak İsrail tarafından kullanılmaktadır.
Büyük -Orta –Doğu Projesinin büyük savaşı Hürmüz boğazına sıkıştı. Malum olan bu durum İran için siyası ve iktisadi bir durum olarak yeni olanaklar yaratmaktadır. Ancak BOP planı çökecektir. Iranın direnişi BOP’u rafa kaldırmıştır. Bölgede ki devletlerin işbirliği yeni form ve şekiller içinde yeniden bir yapıya kavuşacağını öngörmek artık çok zor değildir.
Emperyalist blok İran’a saldırmayı göz önüne alacak kadar azgın ve savaşın en vahşi şekilde sürdürülmesi için de tüm gücünü kullanmaktadır: Gün Iran ve Iran halkı ile dayanışma içinde olmayı zorunlu kılmaktadır. Bu bir töre ve ahlaki meseledir, en azından Pers toplumunun- Iran halkının yaşam azmini, şairane halini ve pers halkının antropolojik özelliği pek güzel ve estetik bir veri olarak korunması insanın en derin vicdanında empati oluşturmalıdır. En azından asgari moral değerin korunması içinde bu bir tarihsel zorunluluktur.
Bu bakımdan:
Objektif tarihsel güç ve dinamikleri inkâr edenler, savaşın patlak vermesini bir hak ve neden olarak görüp gerekçelerini oluşturmak isterler. İsrail’in kaybedeceği savaşın nedenini sağcı ve aşırı sağcı partilerin hükümette olmasına bağlamak isteyenler olacaktır. Oysa İsrail varlığından beri zaten kazanacağım diye ve ‘kendilerine verilen toprakların’ konsepti içinde oluşturdukları pozitivist yaklaşımın diktasında Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımak ve saymak istemediği için, savaş politikalarına devam etmektedir. Israil bir BOP projesidir. Arap devletçikleri de bu projenin sadık üyeleridir. Asgari anlamda var olan bu devletçikler asgari sanat ve kültür hayatında yok gibiler. Öyle oldukları için bilim ve sanat üretiminde kısır kalırlar. Petrol onları çoktan zehirlemiştir. Neden? Çünkü, bu kaynaklar Emperyalizmin kontrolünde dir.
Asgari moral bir değer değildir. Zira etik değer üretmez, çükü etkileşim içinde olma haline setler ve önyargılar kor. Sorgulamayı imkânsız kılıyor zira.
Olması gerekenin etik değer üretebilmek ve onu yaratmak olduğunun hayati gerçeğini ve anlamını epeyce vurgulamaktır. Özgür bir tartışım içinde buluşabilmektir. Varoluşsal anlam içinde varlık olarak meşru durum yaratabilmektir.
Usun/ aklın devrede olduğu bir konumda özdeşlik de kendi sarmalında yeniden ele alınır ve sorgulanırsa insan, kişi veya birey yeniden kendini inşa edebilir ve belki bir umut ilkesi içinde birey yeniden oluşabilir ve hatta belki, ‘hangi memlekettensin’ sorusu baştan sorulmadan yeni kültürün adı ‘Şen Bilimlerin’ içinde insan ve pek insan olabilmeyi deneyimleyebiliriz.
Yazarın Son Yazıları
- Eleştiri Gelecek Zamana Rota Verir
- Aydınlanma Diyalektiği: Aydınlanamamanın Kanıtı mı?
- Antropoloji ve Kültürel İnsan
- Asgari Moral ve BOP Bağlamında İsrail’in Varoluşsal Hali
- Felsefi Dünya Görüşünün Ontolojik Hali ile Onun Şartlı Varoluşu
- Psikoloji ve Metafizik: Dünyevileşen İnsan
- Diyalektik, Eleştiri Sanatıdır: Negatif Diyalektik Eleştirinin Eleştirisidir
- Mutsuz ve Kendilik Bilinci
- Bilimsel Felsefenin Kökensel ve Öznel Durumu
- İNANMANIN SAF HALİ VEYA İÇYÜZÜ (G. W. F. HEGEL)