Dil düşüncenin üretiminde bir kaynak ve özel bir olgu ile olan bağlantının en derin anlamı ile bir belirti gösteren ve bu belirtinin hipotetik bir bakışın sonucu oluşan faaliyet, dilin kullanım alanının genişlemesine nedensellik oluşturan ve anlam –manayı ifade etmesinin zorunlu bir kriteri olarak, dil, düşüncenin bir organı ve organik düşüncenin düzenlemesini sağlayan ifade özgürlüğü dediğimiz demokratik kullanım haline, dilin özgürlüğünü sağlayan, kullanan ve onu ifade eden kişiye bağlıdır. Kriter olarak, dil kullanımı özgürce bakımını yaptığımız dilin, düşüncenin merkezi ve organı olarak beyni ve yüreği kısıtlanamaz hali, dilin yaşaması ve varlık temelinde özgür olabilmesi için, insanın dilde hür ve özellikle konuştuğu dile sahip çıkması ile söz konusudur.
Humboldt’un belirttiği “dilin poetik/şiirsel, düşünselliğin taşıyıcısı, görüş ve duygulanımların bütünü olarak” var olması, insanın her halini anlatmaya ve betimlemeye yetkinlik göstermektedir.
Edebiyat eleştirisinin temelinde ve genel eğiliminde –geleneksel olarak- dil edebiyatın değerlendirilişinde bir kriterium –koşut olarak kabul edilir. Bu geleneksel eğilim özellikle 18. ve 20, yüzyıllarında öncelik kazanmıştır. Goethe den Humbold’a kadar geçerli olan görüş şudur: “… dil tinin/ruhun ve sonsuz tabiatın organı…” yani bir açıdan Schlegel, dili karakteristik olarak çift yönlü betimler. Bir tarafı derin duyusal alanı ile anlam üreten ve diğer taraftan tinin geist’ın bir önceliği ile varlığını gösteren olarak görür.
Dil, bir ulusun ve halkın anlaşılması, kültürel olarak betimlenebilmesi için var olan canlı bir ruhtur adeta. Dolaysıyla dil, duyular aracılığı ile duyusuz olanı, ancak, anlam ve mananın oluşturulmasında oynadığı odak noktanın materyalist bir etkinlik içinde olunduğunu göstermektedir. Bu bağlamda dil, doğanın bir meyvesi, ancak insan dilinde tat bulan simgesel canlı bir özellik; üretken ve gizemi olan bir mucizedir adeta. Bu mucize/olgu simgeler aracılığı ile insanın tasarım ve düşünsel imgeleme yetisi ile bilginin elde edilmesini sağlayan dilin oluşum ve devinimli bir karaktere haiz olduğunu görürüz.
Dil insana yerini ve yurdunu gösterendir. Hukuk ve hukuk dilinin kazanımları ile akıl ve doğa ilişkisinde dil, insanı bir kitle halinde organize eden toplumsal bir gramerdir. Dil sadece kendi için bir gramer değil, aynı zamanda toplum ve hayatın düzenlenmesi ve tanzim edilmesi için toplumun grameri veya onun dil bilgisidir. Dilin örgütleniş ve hiyerarşi düzeyi ne ise, toplumun da kendi içinde bir düzeni ve hiyerarşisi vardır.
Devletin de öyle bir biçim ve formu vardır ki, dilin grameri hayatın ve devlet hayatının grameri gibi canlı ve bazen değişimleri olan bir organ olarak dil, totaliter devletin de bir dili olarak kullanımı söz konusu iken, devrimci bir rolde de kullanılabilmesi bireyi/insanı şaşırtabilir.
Sanatın ve yazın hayatının oluşması dilin zengin ve tinin canlı olarak dilde hareket etmesini sağlamaktadır. İnsan ruhunu konumlandıran ve çeşitlilik gösteren her tine, dilin bir organ olarak yetişerek var olabilmesi ve yetkinlik göstermesi, insanı canlılığa ve onu eylemsel üretkenliğe sevk eden olarak vazgeçilmezliğini kanıtlamıştır. Dil, üretilen özün ve bu özle dünyanın materyalistleşmesini sağlayan ve bilinçte var olan bir organ olarak tarihsel bir rol oynamaktadır.
Eleştiriye eleştiri katan ve edebiyatı var eden romana ve hikâyeye öz katan, masala halkın özünü ve ananelerini katan dil, insana özsaygı ve özgüveni öğretendir. Dil bir hayat ve yaşam biçiminin matematiksel önermesidir. Akıl ve mantık sorgulaması ile oluşan dil eleştirisi, dili yeniden yaratan olarak var olan insanla eşdeğerdir artık.
Genel olarak dil, dolaysıyla edebiyat eleştirisinin temelinde var olan stilist-retorik bakışı öncelikli kılmaktadır. Eleştirinin koşutunda var olan edebi eserin kendisi olmaktadır. Kritik, yazın hayatının ve kültürel olarak yeni açılımların kapısını açan bir olgu olarak sağaltımı da beraberinde getirmektedir. Edebiyatın poetik özelliğinin ortaya konulması ile onu estetik yapısında olan özelliğinin ortaya çıkarılmasını sağlayan kriterin /koşutun eleştirinin varlığı ile doğru orantıdadır..
Dil bir sorgulamanın ardından berraklaşan ve netlik kazanımı öncelikli kılan eleştirinin varlığı ile felsefi estetiğin ve şen bilimlerin ışığında bir yıldız gibi, dile varan dil, muhteşem bir ruhu tekrar eder bir daha ve her istendiğinde bir şarkı gibidir, uzayan bir türkü ve kurtuluş destanını dillendiren dil ve söylencelerde ninniler üreten insan dili ve efsaneleri yaratan insani dil olmuştur bu dil, bu konuştuğumuz güzel Türkçemiz.
Dil ve her kullandığımız dil ile var olmanın neşesini yaratmanın gerçeğinde etkili olabilmek ve var olmak Hegel’in “bilginin formları kadar içeriğinin de zihnin eseri ve ürünün olması gerektiğini” savunurken dilin betimleyici rolünü göz ardı edemeyeceğimizi göstermektedir öncelikle.
Bilincin gelişiminde yer alan bilgi ve deneyimlerinin bilincin dolayımsızlığını anlatan/belirten /işaret eden duyunun ve dilin tarif ettiği bir durumdur. Dil, dolaysıyla materyalist dünyayı tanıtan ve doğayı maddi olgular halinde betimleyebilen ve onu felsefileştiren tek organdır.
Dil evrimseldir. Evrenin değişen haline uyumlu hale getirilebilen dil, evrimin de bir parçasıdır. Dil bir bakıma değişen insan ve doğa ilişkisini ve insandan insana bireyin antagonist ve anakronik yapılanmasını gösteren bir sinyaldir aynı zamanda.
Dil ve Dilin eleştirisi edebiyat, estetik ve etik alan içinde gerçekleşen bir platformda edebiyatın muhalif olmasını tabii kılar. Çünkü imgelerle var olan edebiyat ve yazın hayatı imgelerin eleştirisini zorunlu kılıyor. İmgelerle anlatılan olay ve olgular edebiyatın her türünde var olandır. Dil dolaysıyla bir imgeler dizgesi olarak karşımıza çıkar. Dil eleştirisi bir bakıma dilsel imgelemenin faaliyeti olarak anlaşılabilir. İmgeleme /metafor olarak dil canlı ruhun iç dinamiklerinde var ola gelen bilinçdışının da bir serüvenidir. Bilinçdışından bilince giden yolculukta, umudun ve ütopyaların formüle edildiği âlemlerin/ dünyaların tezahüründe gene bir dil ve felsefi bir imgeleme söz konusudur.
Bu da, eleştirinin eleştirisi ile söz konusu olmaktadır. Eleştiri edebiyatla ve edebiyat ise eleştiri ile yaşar; dil her daim değişen anlatım ve çağın bağrından çıkan, dünyamızın yeni olgularını anlatan romanlar ve hikâyelerin sonucu olarak güçlü tarihsel ve insani bir organın evrimsel adıdır.
Dil ve insan; yan yana gelmiş, iç içe geçmiş, nesnel hayatın bir aracı değil sadece, o dünyayı ve evreni materyalist çizgide tutan devrimci/devinimsel bir organdır aynı zamanda.
Yazarın Son Yazıları
- Edebiyat ve Eleştirisinde Dilin Hayat/Can Bulması
- Umut Etmenin ve İlkesinin Paradoksu
- Diojen (Diogenes) Kulübesinden / Fıçısından Dünyaya- Âleme Seslenişi
- Diyalektik Esasın İnsana Olan Yansımaları
- Felsefenin Felsefesi: Aklın Bilgisinden Deneyimsel Bilgiye
- Ontolojik Zorunluluk ile İnsanın Özgürlükle Olan Açmazı
- Eleştiri Gelecek Zamana Rota Verir
- Aydınlanma Diyalektiği: Aydınlanamamanın Kanıtı mı?
- Antropoloji ve Kültürel İnsan
- Asgari Moral ve BOP Bağlamında İsrail’in Varoluşsal Hali