More

    Yol’suzluğu Nasıl Aşarız?

    Emperyalist-kapitalist sistemin kendisine bağımlı ülkelerde iktidarları nasıl dizayn ettiği konusunda epey hacimli bir literatür ve bu literatürün incelediği olgusal ülke örnekleri bulunmaktadır. Egemen sistemin iktidar kuvvetleriyle birlikte o ülkedeki muhalefeti nasıl şekillendirdiği ise özellikle bizim gibi ülkelerde hep ikincil bir merak konusu olagelmiştir. Özellikle, yıllardır CHP üzerinden ilerleyen ana muhalefet aktörlüğü, AKP’ye kızgın toplumsal kesimlerin yine özellikle seçim süreçlerinde sığındıkları “zoraki” liman olarak CHP’yi tercih etmelerine yol açmıştır. Kurucu parti olmanın ve Atatürk imgesi üzerinden romantik seçmen kitlesini yakalayabilmenin avantajlarıyla bu değerleri yıllardır sadece söylemsel bazda kullanmasına rağmen Cumhuriyetçi kesimin geniş bölümünü sandıkta yanına çekebilen CHP olmuştur. AKP’yi iktidarda, CHP’yi ise ana muhalefette tutan sistem, AKP’nin iktidara geldiği 2002 seçimlerinde sadece bu iki partiyi meclise sokarak bir anlamda ABD sistemine benzeyen (Cumhuriyetçiler ve Demokratlar) ve egemen güçlerin “Küçük Amerika” olma hayallerini tazeleyen bir yapıyı da oluşturmuştur. Ülkenin bağımsızlık gündeminin temel düsturunu oluşturan NATO konusundan, laiklik ve cumhuriyet devrimi değerlerine, emek-sermaye çelişkisinde sermaye yanlısı tutumdan kimlik siyasetini merkeze alan anlayışa varıncaya kadar temel ideolojik konularda ayrımları oldukça silikleşen bu iki aktör arasındaki ilişki yıllarca bu ortak paydalarda sürdürülmüştür.

    Günlerdir ülkenin temel gündemini oluşturan “mutlak butlan” kararı sonrası gerek Kılıçdaroğlu gerekse de Özel’in açıklamaları ideolojik bir taraflaşmadan ziyade hırsızlık-yolsuzluk veya AKP ajanlığı gibi suçlamalar üzerinden ilerlemektedir. 2023 seçimlerinde canhıraş Kılıçdaroğlu savunusu içinde olan CHP seçmeninin büyük bir bölümü, bu denklemde Özgür Özel’in yanında yer almaktadır. Siyasetin “siyasetsizleştirildiği” ve böylelikle siyaset adına isimlerin çok hızlı bir şekilde kutsandığı veya yerildiği bir ikilemin içine giren toplumsal kesimlerde Kılıçdaroğlu veya Özel arasında gerçekleşen konumlanışın da ideolojik anlamda bir ayrımı bulunmamaktadır. Bu durum, düzen siyaseti içindeki aktörleri konumlandırırken sosyalistler açısından Kılıçdaroğlu ve Özel’i aynı torbanın içine atma kolaycılığına sapmayı gerekli kılmaz. Nitekim, iktidar kuvvetlerinin Özel’den ziyade Kılıçdaroğlu liderliğindeki bir “muhalefeti” tercih ettikleri dolayısıyla bu yolla CHP’yi daha kolay dönüştürebileceklerini düşünmeleri son mutlak butlan kararıyla da ortaya çıkmıştır. Ancak, söylemeye çalıştığımız bu ayrımın Türkiye’nin içine sokulmaya çalışıldığı bataklıktan kurtulmak anlamında başat bir ayrım ortaya koymadığıdır. Mafya-tarikat-sermaye üçgeninde şekillenen günümüz siyaseti içinde yolsuzluk, Özel CHP’sinin yönetimine has bir atipik yönelim değil, sistemin işleyişini oluşturan olağan uygulamadır. AKP, MHP, DEM Parti gibi iktidar bileşenleri bu tür yolsuzlukların temel yatağı olmakla birlikte sistem içindeki “muhalif” partilerin birçoğunda benzer uygulama ve işleyiş örneklerine rastlamak mümkündür. Dolayısıyla, mutlak butlan kararına neden oluşturduğu iddia edilen sebeplerin birçoğu ister iktidarda ister muhalefette olsun emperyalist-kapitalist sistem tarafından şekillendirilen siyasi partilerin hepsinde mevcuttur. Mutlak butlan kararı sonrası CHP özelinde daha güçlü bir ihtimal olarak ortaya çıkan olası bir bölünme ihtimalinde de bu durumun değişmesi oldukça zordur.

    Böylesi kirli bir siyaset alanının içinde kendilerini isimlere göre konumlandırmaya çalışan cumhuriyetçi kesimleri esas çıkmaza sokan alternatif bir seçeneğin görülememesinden kaynaklı ortaya çıkan “yol’suzluk” durumudur. 2023 seçimlerinde de deneyimlendiği üzere, sırf AKP karşısındaki aday diye desteklenen isimlerin ortaya koydukları ilkesiz-ideolojik siyasetler, üzerinden belirli zaman geçince yine iktidar siyasetleriyle buluşmaktadır. Esas olarak iktidarı yıkmanın, AKP ajanlığıyla ve yolsuzluklarla gerçek anlamda mücadele etmenin yolu mafya-tarikat-sermaye düzenini hedefine koyan düzen-dışı devrimci bir seçeneği programatik ve ilkesel bir düzlemde bir araya getirmekten geçmektedir. İçinden geçtiğimiz süreç, buna uygun koşulları oluşturmaktadır. Bu koşulları sosyalist cumhuriyetçiler açısından başarıya ulaştırmanın yolu bugünden başlayarak sistem içi alternatiflere sıkışmadan önümüzdeki seçim sürecine yönelik doğru programı ve Cumhurbaşkanı adayını cesurca konuşabilmekten ve Cumhuriyetçi kesime de bu program ve aday üzerinden seslenebilmekten geçmektedir. Her sürece “son seçim” olarak bakmanın, bu korkuyla yıllardır muhalif kesimleri CHP etrafında ehlileştirmenin bu ülkeye faturasını yaşamakta olduğumuz görülmelidir.

    Yazılar

    Yazılar