Bağımsızlık ve egemenlik mücadelemizin karargâhı 1. Büyük Millet Meclisi, bundan tam 106 yıl önce, büyük bir mücadelenin ortasında açıldı. Bir taraftan, emperyalist işgale karşı “İstiklal-i Tam Türkiye” mücadelesinin merkezi olan BMM, diğer taraftan, emperyalizmle iş birliği içerisindeki saray hükümetine karşı “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” mücadelesinin karargâhı haline geldi. İstanbul hükümeti tarafından boyunlarına idam fermanları asılan Mustafa Kemal önderliğindeki milli kuvvetler, ulusal kurtuluş devrimini bu ikili mücadele hattı üzerinden başarıya ulaştırdı. İlk defa 1876 yılında Namık Kemal ve Ziya Paşa kuşağının verdiği mücadelelerle başlayan meclis deneyimimiz, II. Abdülhamid dönemindeki baskılara ve 1908 Devrimi sonrasında başlayan Balkan ve Dünya Savaşları sırasındaki kesintilere rağmen gerçek anlamıyla devrimci bir halk meclisi olma özelliğini 23 Nisan 1920’de açılan 1. BMM ile kazanmış oldu.
Saltanatı kaldıran ve bağımsızlık mücadelesini zafere ulaştıran 1.BMM’nin açılışının üzerinden tam 106 yıl geçti. “Ateşi ve ihaneti gören” meclisin bugün aynı ihanet ve ateş çemberi içerisinde olduğunu görmemek mümkün değil. Halkın alın terinin çeşitli torba yasalarla sermaye gruplarına aktarıldığı, cemaat ve tarikatların önünün açıldığı, karşı-devrim güçlerinin kazandığı sandalyelerle terör örgütü elebaşısını TBMM çatısı altına sokmak için elinden geleni yaptığı ve ülkemizi yeni emperyalist işgal ve saldırılara açık hale getirdiği bir meclis yapısı günümüzün gerçekliği olarak karşımızdadır. Bu haliyle, günümüzde TBMM, 106 yıl önce kurulan 1. BMM’nin tam karşısında konumlandırabileceğiz, bir anlamda milli mücadele sırasında İstanbul’daki teslimiyetçi Mebusan Meclisi ile ancak kıyaslanabilecek bir yapıya sahiptir. Meclis halk meclisi olma özelliğini yitirmiş; bakan, vali, belediye başkanı çocuklarının işlediği suç ve cinayetleri örtme, halkın ekmeğine çökme, emperyalist müdahalelere Türkiye’yi kalkan yapma ve Cumhuriyet Devrimi atılımının aydınlanmacı kamucu birikimini cemaat ve tarikatlar eliyle yıpratma projesinin merkezi haline getirilmiştir.
Tüm bu şartlar altında, 23 Nisan’ı, tarihsel ve politik anlamından soyutlanmış kuru bir milli bayram kutlamasının ötesine geçirmek zorunludur. Türkiye’nin bağımsızlığının ABD emperyalizmi tarafından her geçen gün tehdit edildiği, ABD ve NATO eliyle bölgemizdeki mazlumların katledildiği, aynı NATO’nun bağımsızlık mücadelemizin merkezi Ankara’da “Zirve Toplantısı” hazırlıkları yaptığı, egemenliğimizin yeni saraylar etrafında yeniden elimizden alındığı bir 23 Nisan ikliminde, egemenliği saraylardan alıp millete veren, “emeğin esas üreticisi köylüyü” milletin efendisi yapan devrimci iradeyi yeniden halk içinde örgütleme iradesini gösterebilmemiz gerekmektedir.
Egemenliğimiz ve Çocuklarımız için Yürüyeceğiz
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda gerçekleşen şiddet olayları, sadece suça sürüklenen çocukların psikolojileriyle açıklanamayacak kadar toplumsal ve politik bir çürümeyi göstermektedir. Yaşanan şiddeti ve suçları esas ortaya çıkaran, toplum ve çocuk psikolojisini her geçen gün daha da çürüten, içinde yaşadığımız gerici kapitalist düzendir.
İçe kapanık, duyarsız, bencil, şiddete ve suça meyilli çocuklar içlerinde yaşadıkları toplumsal ortamın birer ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Eğitimi ve kültürel hayatı gericileştiren, okullarımızı piyasanın ve tarikatların insafına bırakan siyasal iktidar, ülkemizdeki eğitim hayatında yaşanan vandallığın temel sorumlusudur. Göreve geldiği günden itibaren bu sorumluluğu yerine getiren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise asli sorumlu olarak koltuğunda oturmaya devam etmektedir.
İnsana dair tüm temel değerleri hiçe sayan sistem; bireysel silahlanmayı, şiddeti, bencilliği ve depresyonu ülke gençliği arasında yaygınlaştırmakta ve Şanlıurfa ile Kahramanmaraş’ta karşımıza çıkan acı olayların tekrarlanmasına zemin hazırlamaktadır.
Üniversiteli Cumhuriyetçilerin, 23 Nisan’da 1. Meclisten Anıtkabir’e gerçekleştirecekleri “Egemenlik Bizimdir Yürüyüşü” tüm bu kuşatma altında daha da anlam kazanmaktadır.
Çocuklarımızı düzenin karanlığına teslim etmemek için,
Egemenliğimizi ve bağımsızlığımızı yeniden kazanmak için,
Gençliğimiz ve geleceğimiz için,
Üniversiteli Cumhuriyetçilerin çağrısına kulak verelim. 23 Nisan Perşembe günü saat 14.00’te bayraklarımızla 1. Meclis önünde buluşalım.
Bu memleketi; sermayedara, soyguncuya, cemaatlere ve karanlığa teslim etmeyelim.
Dosta, düşmana hatırlatalım: “Egemenlik Bizim, Memleket Bizim.”
Yazarın Son Yazıları
- Egemenlik Bizim Memleket Bizim!
- İkizköy’ü Neden Savunuyoruz?
- İran ve Küresel Ekonomi Üzerindeki Etkisi[1]
- Devrimciyi Göreve Çağırıyoruz
- “ULUSARAYCILIĞIN” EMPERYALİZM SINAVI
- İmparatorluğun Köpekleri Venezuela’ya Havlıyor[1]
- APO’nun Açtığı Kapı
- Biz Aşağıda İmzası Olanlar…
- Sosyalist Cumhuriyetçilerin Görevleri
- “Karanlığın” Otopsisi