More

    Sosyalist Cumhuriyetçilerin Görevleri

    Bir tarafta yılın başından itibaren bölgemizde hızlanan emperyalist müdahaleler neticesinde ulus devletlere ve üniter bağımsızlıkçı ülkelere dönük saldırılar, diğer tarafta iç siyasetimizde yeni dizilimiyle Cumhur İttifakı tarafından dayatılan “yeni anayasa” ve “yeni çözüm süreci” siyasetleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm aydınlanmacı, bağımsızlıkçı, kamucu birikimini yok etmeye çalışan karşı-devrim saldırılarının yoğunlaşmasına yol açtı. TBMM’de oluşacak komisyon üzerinden yürütülen tartışmalar, düzen siyasetinin gerek iktidar kanadında gerekse de muhalefet kanadında olsun çeşitli kesimlerinin desteği veya pasifliği üzerinden hızla mesafe kaydediyor. 

    Tom Barrack’ın açıklamalarıyla birlikte düşündüğümüzde, emperyalist komutlarla yol aldığı şüphe götürmeyecek şekilde ortaya çıkan sürecin, “Osmanlı millet sistemi”, “Arap-Türk-Kürt birliği” gibi çıkışlarla ve Lozan karşıtlığı, 1924 Anayasası düşmanlığı gibi tutumlarla Cumhuriyet Devrimi birikimini hedefe koyduğu anlaşılıyor. Cumhuriyete dönük bu saldırılar elbette yeni değil. Miladını AKP’nin iktidara gelişiyle çizmek bile karşı-devrimi doğru analiz edebilmek açısından büyük hata olur. Türkiye’nin kapitalist-emperyalist sisteme entegre olmaya başladığı ve NATO-DB-IMF gibi bu sistemin askeri-siyasi-ekonomik yapılanmalarına teslim olmasıyla beraber işleyen bir süreçten bahsediyoruz. Ancak, AKP’nin gerek iktidara geliş sürecinde gerekse de devamında ortaya koyduğu siyasetlerle bu karşı-devrim sürecini oldukça ileri bir noktaya ve bu ülkenin yurtseverleri, cumhuriyetçileri için adeta bir varlık-yokluk noktasında getirdiği ortada.

    Türkiye’de asgari ücretin belirlenmesinden dış politika tercihlerine varıncaya kadar neredeyse her alanda uluslararası kapitalist-emperyalist sistemin direktifleri doğrultusunda patinaj yapan AKP hükümetlerinin, sermaye-tarikat-mafya ittifakı ekseninde yürüttüğü bu saldırılar artık yeni anayasa dayatmasıyla kendisine karşı tüm cumhuriyetçi muhalif kesimleri susturmak üzerinden yürütülüyor. Hukuk sisteminin en temel yargılama süreçleri dahi siyasallaşırken, yurttaşların diplomaları, işleri ve topyekûn hayatları da güvencesizleşiyor.

    Buraya kadar özetlemeye çalıştığımız kısım karamsarlığı yaygınlaştırmak değil, tehlikenin durum tespitini yapabilmek için önemli. Devrimciler, saldırıların en yoğunlaştığı, en karanlık anlarda dahi mücadeleyi örebileceği ve umudu yeşertebileceği imkanları bulup çıkartır. Bu süreç de bize bu imkanları veriyor. Buraya yoğunlaşalım.

    Koşulların Yarattığı İmkanlar

    AKP-MHP-HÜDAPAR-BBP-DEM-Vatan Partisi gibi aktörlerin hükümet ortaklığında buluşmasıyla ilerletilen süreç, Cumhuriyet yıkıcılığı konusunda önemli mevziler elde etse de Türkiye’de oluşacak yeni devrimci atılımlar için önemli imkanların yaratılmasına yol açtı. Maddeleyelim.

    • Türkiye solu özgürleşiyor

    1970’li yılların ikinci yarsıyla başlayan ama özellikle 1980 sonrası yaygınlaşan solun, ülkenin ilerici-devrimci tarihsel birikimine sırt çevirme ve SSCB’nin çöküşüyle birlikte hızla “yeni sol” dalga içerisinde sınıf siyasetinden uzaklaşıp kimlik siyasetine entegre olma süreci bugün zayıflamaya başlamıştır.  Türkiye solunu kuşatan reformist, kimlikçi, AB ve Batı hayranı siyaset ve söylem, bugün Cumhur İttifakı şemsiyesi altında Lozan’a, Cumhuriyetin demokratik değerlerine, ülkenin bağımsızlığına ve emekçi halkın kardeşlik ve birliğine karşı emperyalizm destekli yeni Orta Çağ karanlığında birleştikçe, sosyalistler yeniden 1923’ün ilerici birikiminden güç alan ve onu sınıf siyaseti ekseninde ileri taşıma amacı güden bir çizgiye yaklaşmaktadır. Türkiye solu, “Kürtçülük” üzerinden kendini var etmeye çalışan ve bunu yaptıkça ülkedeki piyasacı-İslamcı karşı-devrim saldırısını büyüten yaklaşımlardan arınmakta ve düzen dışı politik bir hattı örgütleyebilme imkanına kavuşmaktadır. Bunu Türkiye solunun özgürleşmesi ve yeniden toplumun geniş kesimleriyle devrimci bir potansiyelde buluşabilmesi olarak karşılamak gerekir. Sosyalist örgütlerin tek tek yönetici kadrolarının bireysel tercihleri değil, ülkenin tarihsel birikimi ve hayatın gerçekliği yurtsever ve sosyalist örgütleri bu özgürleşme sürecinin bir parçası yapmıştır. Olumludur.

    • Kemalistler Yeniden Sola Yöneliyor

    İktidara gelen sağcı iktidarlara rağmen uzun bir süre devlet bürokrasisindeki varlıkları üzerinden “cumhuriyeti koruma” özgüveniyle hareket eden Atatürkçü kesimler, AKP-FETÖ eliyle yürütülen kumpas operasyonlarıyla hemen hemen devletin birçok önemli kurumundan tasfiye edilmişlerdir. “Cumhuriyeti koruma” görevinin, devletin cemaat ve tarikatların eline geçmesiyle Kemalist yurttaşların omzuna yüklenmesi, Kemalizmi “sivilleştirmiştir”. Kemalizme ve Cumhuriyet devrimine sahip çıkma ve bunun mücadelesini verme görevi yeniden toplumsal mücadelenin görev başlıklarından biri haline gelmiştir. Bu durum, Atatürk’ün devlet adamlığı dışında, onun hayatının daha büyük kısmını oluşturan devrimci-ihtilalci yönünün yeniden kavranmasını sağlamıştır. Özelleştirmeler yoluyla kamucu birikim tasfiye edildikçe, siyasal İslamcı dayatmayla laiklik budanmaya başlandıkça, NATO ve ABD emperyalizmi ülkemizi ve bölgemizi kuşattıkça, Kemalizmin sol/sosyalist değerler üzerinden yeniden anlamlandırılması ve yorumlanması ve bu hatta oluşturulacak bir söylemle ancak günümüzde Cumhuriyet mücadelesinin verilebileceği Kemalist kesimler, özellikle de gençler arasında yaygınlaşmıştır. Gençler arasında Doğan Avcıoğlu’na yönelik artan ilginin kaynaklarını burada aramak gerekmektedir. Faşist ve liberal güdümlü Atatürkçülük alımlamalarına karşı Kemalistlerin sola/sosyalizme yönelmesi bu kesimlerin tutarlı bir cumhuriyet mücadelesi verebilmesi açısından da tayin edicidir. Olumludur. 

    • Düzen dışı Arayışlar Artıyor

    Emperyalist-kapitalist sistem sadece iktidarı dizayn etmekle kalmıyor, iktidarla uyum içerisinde olacak ve sistem için adeta güvenlik kemeri işlevi görecek bir muhalefeti de şekillendirip dizayn ediyor. Düzeni hedef almadan siyasal aktörler üzerinden ilerletilen, etnik veya dinsel kimlik gerilimleriyle yeniden üretilen siyasetler, AKP’nin devamlılığını sağladığı gibi emperyalist-kapitalist sistemin Türkiye’ye biçtiği siyasal İslamcı-piyasacı mantığın da yeniden üretilmesini sağlıyor. Ancak, Gezi’de ve son olarak 19 Mart sonrasında açığa çıkan toplumsal muhalefet, CHP yönetimi temsiliyetinde ilerletilmeye çalışılan sınırların ötesine geçerek tek adama ve keyfi hukuka dayanan siyasal rejimi ve düzeni hedefine koyuyor. Valilik yasaklarına rağmen günlerce süren toplumsal eylemler ve burada gösterilen talepler, belirli bir programdan, hedeften, örgütlülük ve stratejiden mahrum olmakla birlikte toplumun düzen dışı arayışlarını açığa çıkarmış ve cumhuriyetçi bir toplumsal hassasiyeti belirginleştirmiştir. Olumludur.

    Toplamda; sosyalizm ve cumhuriyet mücadelesini birlikte yürütme koşullarının olgunlaştığı, düzen dışı arayışları olan toplumsal muhalefetin öncüsünü aradığı bir konjonktürden geçiyoruz. Tüm bunlar, sürecin devrimci potansiyelini görmek ve emperyalizm destekli yeni Orta Çağ karanlığına karşı Cumhuriyet bariyerini örme mücadelemizi destekleyecek nesnel olguları bizlere sunuyor.

    Partinin Öncü Rolü

    Yukarıda özetleyemeye çalıştığımız tüm gelişmeler, Sosyalist Cumhuriyet Partimizin kuruluş sürecinden itibaren öngördüğü siyasal iklimin olgunlaşmasına denk düşmektedir. Partimiz, daha ismini belirlerken dahi sosyalizm ve cumhuriyet mücadelesini birleştirmeyi; emekçilerin sınıfsal talep ve çıkarlarıyla 1876’lardan 1908’e ve 1923’e varan aydınlanma ve bağımsızlık mücadelesini birleştirmeyi önüne koymuştur. Düzen dışı, gerçek bir halk muhalefetinin örgütlenmesinin bu siyasal hattın örgütlenmesine bağlı olduğunu belirtmiş ve tüm siyasal yığınağını buraya yapmaya çalışmıştır. Kurucu Genel Başkanımız Mehmet Bedri Gültekin’in de Kemalist-Sosyalist İttifakı olarak belirttiği bu siyasal mücadele hattını örmek amacıyla, dar-grupçu, kendi mahallesini eyleyen sol sekter tutumlar mahkûm edilmiş ve SCP her zaman prensipli, ilkeli, programlı güç birliği arayışlarının öncü aktörlerinden biri olmuştur. Partinin kuruluşundan da önceye dayanan bu siyasal kavrayış ve tutum, toplumun diğer sol/sosyalist partilerin “cumhuriyet açılımlarına” şüpheyle yaklaşmasının aksine; SCP’ye güvenle ve tutarlı bir yaklaşım izlenimiyle yaklaşmalarını sağlamıştır.

    Bugün de partimizin kadroları, Cumhuriyetçilerin ilkeli ve programlı birliğinin sağlanması yolunda üzerlerine düşen görevleri yapmak, karşı-devrim saldırılarına dur diyecek bariyeri örmek ve Kemalist-Sosyalist ittifakını sağlamak amacıyla her mücadele alanına katkı sunmaktan çekinmemektedir.

    Sosyalist cumhuriyetçiliğin öncü partisi olarak, toplumun önüne koyulacak aydınlanmacı, bağımsızlıkçı, kamucu siyasal hattın duvar ustaları olacağız. 24-25 Mayıs’ta Ankara’da toplanan Cumhuriyetçiler Kurultayı’nda yer alan arkadaşlarımız bu görev bilinci ve güç birliği ihtiyacından hareketle görev almışlardır ve bu mücadele yolunda inisiyatif gösteren, görev alan tüm dost kurum ve yapılarla cumhuriyetçilerin birliği yolunda gerekli katkıyı sunacaklardır. Partimiz, bu süreci yakından takip ederek hem siyaset ve öngörülerini sınayacak hem de programının doğal sonucu olan siyasetlere katkı sunarak karşı-devrim saldırılarına karşı Cumhuriyet bariyerinin örülmesini ve toplumsal muhalefetin örgütlenmesini destekleyecektir.

    Yazılar

    Yazılar