More

    100 YILLIK “YALNIZLIK”

    Ortadoğu’da halkların kaderi, ne yazık ki hâlâ kendi ellerinde yazılmıyor. Yazdırılmıyor. Çünkü bu coğrafyada taş yerinden oynadığı anda, onu kimin ittiği değil, kimin altında kaldığı konuşuluyor. Ve her defasında aynı senaryo yeniden sahneye sürülüyor: Emperyalizm planlıyor, yerli işbirlikçiler pazarlıyor, halklar bedel ödüyor.

    Kürt halkı, uzun süredir emperyalist merkezlerin “kullanışlı aparat” siyasetinin en ağır faturalarını ödeyen halklardan biri. Ne ilk defa kullanılıyorlar, ne de ilk defa ortada bırakılıyorlar. Tarihsel döngü, acımasız bir kararlılıkla kendini tekrar ediyor. Çünkü emperyalizmin dostluğu, yalnızca çıkarın sürdüğü kadar vardır; çıkar bittiğinde dostluk da biter, vaatler de biter, “müttefiklik” de biter.

    Düne kadar “kara gücü” diye övülenler, bugün ateş çemberinin ortasında tek başına bırakılıyor. Emperyalistlerin bir halkı “kahraman” ilan etmesi, aslında o halkı bir savaşın içine sürmesinden başka bir şey değildir. Çünkü emperyalizm, halklara zafer değil, yalnızca vekâlet savaşlarında rol verir. Sonrası ya sürgün olur ya yıkım, ya da mezar.

    Bugün yaşanan tam olarak budur.

    Kürtleri, Ortadoğu’nun dizaynında koçbaşı gibi kullananlar; daha kullanışlı aparatlar ürettikleri anda, eski aparatlarını gözünü kırpmadan kenara itiyor. Çünkü emperyalizm, insanla değil, “işlevle” ilişki kurar. Bir halkın yaşam hakkıyla değil, o halkın haritadaki pozisyonuyla ilgilenir. Ve o pozisyon, bir gün mutlaka değişir.

    Sonuçta olan şudur: Bölge ülkelerine karşı kullanılan güçler, bugün bölge halklarının öfkesiyle baş başa kalıyor. Emperyalist merkezler ise yine alışıldık küstahlıklarıyla “işimiz bitti” deyip çekiliyor. Dün “stratejik ortak” dediklerini bugün “yük” ilan ediyorlar. Bir büyükelçinin ağzından dökülen cümleler, Trump gibi bir şarlatanın kibri, aslında Amerikan devlet aklının en yalın tercümesidir: “Sizin kanınız bize lazımdı; artık lazım değilsiniz.”

    Bu tablo karşısında, emperyalizme tek laf etmeyen sözde milliyetçilerin hedefe Kürtleri koyması ise hem ahlaksızlık hem de siyasal körlüktür. Çünkü mesele Kürtler değildir. Mesele, Ortadoğu’yu kanla yeniden dizayn eden emperyalist planlardır. Bugün Kürtlerin yaşadığı trajedi, yarın başka bir halkın başına gelecek. Çünkü emperyalizm bir halkı değil, bütün coğrafyayı hedef alır. Dün Irak’ta, bugün Suriye’de, yarın başka bir yerde.

    Bu gerçeği görmek istemeyenler, bilinçli olarak gerçeği örtmektedir.

    Elbette esas sorumluluk, Kürt halkı adına siyaset yaptığını söyleyip halkı emperyalizmin pazarlık masasına sürenlerdedir. Halkın acısını, kendi kariyerine merdiven yapanlar; halkın geleceğini, kendi ikbal hesaplarına rehin verenlerdedir. “Emperyalistler arası çelişkileri kullanıyoruz” diye kendini aklayanların, aslında emperyalizmin çelişkilerini değil, emperyalizmin emirlerini uyguladığı artık açıkça ortadadır.

    Çünkü emperyalizmle “taktik ilişki” kurduğunu sananlar, eninde sonunda o taktiğin kendilerine karşı işletildiğini görür. Emperyalizmin atına binen tez iner. Ama mesele sadece inmek de değildir: O atın altında kalan bir halk olur. O atın üstünde kalan ise işbirlikçi elitlerdir.

    Ortadoğu’da kurtuluş, Washington’un, Londra’nın, Paris’in, Tel Aviv’in planlarına “akıllı manevra” diyerek sığınmakla gelmez. Kurtuluş, halkların kendi kaderini kendi ellerine almasıyla gelir. Kürtlerin de, Arapların da, Türklerin de, Farsların da; mezhebi, dili, kimliği ne olursa olsun tüm emekçilerin ortak düşmanı emperyalizmdir. Emperyalizme yaslanarak özgürlük olmaz. Emperyalizmin silahıyla halk kurtulmaz. Emperyalizmin parasıyla bağımsızlık kurulmaz.

    Bölge halkları için tek gerçekçi çıkış, anti-emperyalist bir hatta birleşmektir. Halkların birbirine düşman edilmesine karşı, halkların kardeşliğini savunmaktır. Çünkü emperyalizmin en büyük başarısı, halkları birbirine kırdırmasıdır. Aynı yoksulluğu yaşayanları birbirine düşman etmesidir. Aynı acıyı çekenlere birbirini boğazlatmasıdır.

    Bugün Kürt halkının yaşadığı yalnızlık, sadece Kürtlerin meselesi değildir. Bu, tüm bölge halklarına verilmiş bir derstir: Emperyalizmle kurulan her ilişki, bir gün mutlaka ihanete dönüşür. Çünkü emperyalizmin sadakati yoktur; yalnızca çıkarı vardır.

    O halde mesele şudur: Ya bu tarihsel döngü kırılacak, ya da aynı hikâye yeni isimlerle yeniden yazılacak. Bugün Kürtler, yarın başka bir halk… Emperyalizm aynı, senaryo aynı, sadece figüranlar değişecek.

    Ve biz, bir halkın daha ateşin içine atılmasını “jeopolitik gerçekçilik” diye izlemeye devam edersek, bu coğrafyada barış değil, yalnızca mezarlık büyür.

    Kürt Memet nöbete…

    Ama bu nöbet, emperyalizmin kapısında değil; halkların birliğinin, bağımsızlığın ve anti-emperyalist mücadelenin nöbeti olmalıdır. Kürt halkı makus talihini yenip, döngüyü kormalı ve asırlık yalnızlığını bölge halklarıyla beraber nihayete erdirmeli.

    Yazılar

    Yazılar