Son günlerde kamuoyuna yansıyan bir açıklamada, HDP eski Milletvekili Sebahat Tuncel, emperyalist güçlerle kurulan ilişkileri “taktik” olarak tanımladı. Bu ilişkilerin stratejik değil, zorunlu ve geçici olduğunu vurguladı. Bu ifade, ilk bakışta gerçekçi ve soğukkanlı bir siyasi değerlendirme gibi görünebilir. Ancak meseleye biraz daha yakından bakıldığında, bu “taktik” söyleminin ardında çok daha ağır bir toplumsal ve ahlaki yük bulunduğu açıkça görülmektedir. Çünkü söz konusu olan, soyut diplomatik hamleler değil; milyonlarca insanın hayatıdır, geleceğidir, yurdundan edilmesidir.
EMPERYALİZMİN DEĞİŞMEYEN YASASI: KULLAN VE TERK ET
Emperyalizm, tarih boyunca hiçbir halkla eşit ilişki kurmadı. Onun dünyasında dostluk yoktur, dayanışma yoktur, ilke yoktur. Sadece çıkar vardır. Bugün ihtiyaç duyduğu gücü destekler, silahlandırır, parlatır. Yarın çıkarı değiştiğinde ise aynı gücü kaderiyle baş başa bırakır. Dün Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da yaşananlar ortadadır. Bugün Suriye’de yaşananlar da aynı zincirin devamıdır. Emperyalist merkezler için bölge halkları sadece geçici araçlardır. Bu nedenle emperyalizmle kurulan hiçbir ilişki “denge” üzerine kurulmaz. Bu, her zaman tek taraflı bir bağımlılıktır.
“TAKTİK” SÖYLEMİ: SORUMLULUĞU GİZLEMENİN KILIFI
Emperyalist güçlerle kurulan işbirlikleri savunulurken en sık kullanılan kavram “taktik”tir.
“Taktik olarak ilişki kurduk.”
“Zorunlu bir dönemdi.”
“Başka çaremiz yoktu.”
Peki bu taktiklerin bedelini kim ödüyor?
Diplomasi masalarında oturanlar mı?
Açıklamalar yapanlar mı?
Siyasi kariyerini sürdürenler mi?
Hayır.
Bedeli, yoksul halk ödüyor. Göç edenler ödüyor. Evladını kaybeden anneler ödüyor. Geleceği çalınan gençler ödüyor. Bir halkı “geçici hesaplar” uğruna ateşin içine sürmek, sonra da bunu siyasal başarı olarak sunmak, açık bir sorumsuzluktur. Bu aymazlıktır. Bu vicdansızlıktır.
PİYONLAŞTIRILAN COĞRAFYA
Ortadoğu bugün bir satranç tahtasına çevrilmiştir. Büyük güçler hamle yapar, küçük halklar feda edilir. Etnik ve mezhepsel gerilimler bilinçli olarak körüklenir. Halklar birbirine düşürülür. Kardeşlik yerini düşmanlığa bırakır. Sonra aynı güçler “istikrar” söylemiyle sahneye çıkar. Bu, kaos üzerinden kurulan bir sömürü düzenidir. Ve ne yazık ki bazı yerel aktörler bu düzenin gönüllü parçası hâline gelmektedir.
KÜRT HALKI VE EMPERYALİST TUZAK
Kürt halkı tarih boyunca ağır bedeller ödemiştir. İnkarla, baskıyla, yoksullukla yoğrulmuş bir tarih söz konusudur. Tam da bu nedenle, Kürt halkının emperyalist projelere malzeme edilmesi kabul edilemez. Bir halkın acıları, küresel güçlerin hesaplarına alet edilemez. Bir halkın kaderi, “geçici ittifaklar” adına riske atılamaz. Bugün gelinen noktada sormak gerekir: Taktik işbirliği sona erdiğinde ne kaldı?
Yıkılmış kentler kaldı.
Dağılmış aileler kaldı.
Umutsuzluk kaldı.
Belirsizlik kaldı.
Bu mudur kazanım?
GERÇEK KURTULUŞ: KENDİ GÜCÜNE DAYANMAK
Tarih çok açık bir gerçeği defalarca göstermiştir: Hiçbir halk, emperyalizme yaslanarak özgürleşemez.
Gerçek kurtuluş;
Halkların kendi örgütlü gücüne dayanmasıyla,
Emekçilerin dayanışmasıyla,
Bölge halklarının kardeşliğiyle mümkündür.
Bağımsızlık, büyükelçilik koridorlarında değil; halkın mücadelesinde kazanılır.
Dış güçlerden medet uman siyaset, eninde sonunda o güçlerin rehinesi olur.
SONUÇ: “TAKTİK”LE ÖZGÜRLÜK İNŞA EDİLMEZ
Bugün “zorunluluk” diye savunulan ilişkiler, yarın tarih önünde ağır bir sorumluluk olarak duracaktır. Emperyalizmle kurulan her taktik bağ, uzun vadede stratejik bir teslimiyete dönüşür. Bir halkın kaderini emperyal merkezlerin planlarına bağlamak, siyaset değil; ilkesizliktir. Özgürlük, başkalarının haritalarında değil, halkların kendi iradesinde yazılır. Ve bu irade ancak emperyalizme karşı net, tutarlı ve onurlu bir duruşla büyür.
Yazarın Son Yazıları
- “Taktik”ten Enkaza: Emperyalizmin Gölgesinde Halkların Kaybedişi
- 100 YILLIK “YALNIZLIK”
- HAYDUT CONİ
- FISILDAYAN GÜRÜLTÜ
- BİR İTİRAFIN ARDINDAN: 1919’DA ENGELLENEN PLANLARIN BUGÜNKÜ DEVAMI
- KARANLIĞI DERİNLEŞTİREN KAYYIM: HUKUKUN İNFAZI
- GLADYONUN KİRLİ ELİ: ÜLKÜCÜLER
- Devrimin Bıçkın Delikanlısı: Kamil Dede
- Çöken Sadece Adalet mi?
- Kardeşlik Maskesi Altında Yeni Devlet Tasarımı