Bir eğitimci olarak Turgutlu’da yaşananları yalnızca “üzücü bir olay” diye karşılayıp geçemiyorum.
Bir okulun yakınında silah patlıyor. Çocuklar vuruluyor. On bir öğrenci yaralanıyor. Aileler hastane kapılarında çocuklarından gelecek haberi bekliyor.
Ve biz yine aynı sözleri duyuyoruz: “Soruşturma başlatıldı, müfettiş görevlendirildi, gerekli incelemeler yapılacak…”
Artık yeter!
Bir ülkede çocuklar okula giderken can güvenliğinden endişe ediyorsa orada yalnızca saldırganı konuşmak yetmez. O çocuğun eline silahın nasıl geçtiğini de, okul çevresindeki güvenliği de, akran zorbalığı iddialarını da, rehberlik ve koruyucu hizmetlerin yeterliliğini de, şiddetin çocukların dünyasına nasıl bu kadar kolay girebildiğini de sorgulamak zorundayız.
Üstelik okul güvenliği konusunda toplantılar yapılmış, tedbirler açıklanmışken yaşanan bu saldırı çok daha ağır bir soruyu önümüze koymaktadır:
Kâğıt üzerindeki güvenlik tedbirleri çocuklarımızı korumuyorsa, bunun siyasi ve idari sorumluluğunu kim üstlenecektir?
Ben artık yalnızca “soruşturma başlatıldı” cümlesini duymak istemiyorum.
Sorumluluk yalnızca okul müdürlerinin, öğretmenlerin, velilerin ya da çocukların omuzlarına bırakılamaz. Eğitim kurumlarının güvenliğinden Millî Eğitim Bakanlığı; kamu güvenliğinin sağlanmasından İçişleri Bakanlığı kendi görev alanları içinde sorumludur.
Bakanlık makamı yalnızca yetki makamı değildir. Sorumluluk makamıdır.
Çocuklarımız yaralandığında hastaneye gidip geçmiş olsun dilemek elbette insani bir görevdir. Ama siyasi sorumluluk bununla sona ermez.
Bir eğitimci olarak soruyorum:
Daha kaç okulda şiddet yaşanacak?
Daha kaç anne baba çocuğunu okula gönderirken korkacak?
Daha kaç öğretmen eğitim vermek yerine okul kapısında güvenlik kaygısıyla yaşayacak?
Daha kaç olaydan sonra “önlemler artırılacaktır” denilecek?
Çocuklarımızın can güvenliği, hiçbir makamın başarısızlığının üzerinin bürokratik açıklamalarla örtülebileceği bir konu değildir.
Bu nedenle Millî Eğitim Bakanı ile İçişleri Bakanı’nı siyasi sorumluluğu üstlenmeye ve görevlerinden istifa etmeye çağırıyorum.
Bu çağrı öfkenin değil, hesap verebilirlik talebinin ifadesidir.
Çünkü devlet yönetiminde sorumluluk yalnızca başarıların sahiplenilmesi değildir; önlenemeyen ağır sonuçların hesabını da verebilmektir.
Okullar çocukların korkacağı değil, kendilerini güvende hissedeceği yerler olmak zorundadır.
Bir öğretmen olarak çocuklarımız adına bunu istemek değil, talep etmek hakkımdır.
Çocuklarımızın yaşamı ve güvenliği hiçbir makamdan, hiçbir koltuktan daha değersiz değildir.
Çocuklarımızı koruyamıyorsanız, o makamların sorumluluğunu taşıdığınızı söyleyemezsiniz.
Çocuklarımızı Koruyamıyorsanız O Makamlarda Neden Oturuyorsunuz?