Milli Eğitim Bakanı müfredatta “Kurtuluş Savaşı” ifadesi yerine “Milli Mücadele”kavramının kullanılacağını duyuruyor.
“Sayın Bakan, bu açıklamanın tek başına değerlendirilemeyeceğini çok iyi biliyor. Daha önce eğitim politikalarında tarikat ve cemaatlerle yaptığı protokoller, laik eğitim anlayışına yönelik tartışmalar ve şimdi de ‘Kurtuluş Savaşı’ kavramını sorgulayan yaklaşımı Cumhuriyet’in kurucu değerlerini ve ortak tarih anlatısını adım adım dönüştürme çabasını çok açık ortaya koyuyor.
Elbette herkes eğitim politikalarını tartışabilir. Ancak Kurtuluş Savaşı’nı ‘Neyden kurtulduk?’ sorusuyla tartışmaya açmak, işgal gerçeğini ve bağımsızlık mücadelesini gölgeleyen bir yaklaşım olur. Cumhuriyet’i kuran iradeyi anlamadan onun eğitim sistemini yeniden şekillendirmeye çalışmak, toplumu ortak tarihinden uzaklaştırma çabası olur.
Millet, söylenen tek bir cümleye değil; yıllardır atılan adımların bütününe bakarak değerlendirme yapar. Bu yüzden asıl tartışılan sadece bir ifade değil, eğitimde izlenen yönün kendisidir.
Evet mesele artık tek bir cümle değil. ‘Kurtuluş Savaşı’ kavramını sorgulayan sözler ve Osmanlı özlemi bakanın Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle mesafeli bir eğitim anlayışını inşa etmeye çalıştığını netleştiriyor.
Bir eğitim bakanından beklenen, milleti ortak tarih etrafında buluşturmasıdır; ortak hafızayı tartışmaya açması değil. ‘Kurtuluş Savaşı’ bu milletin bağımsızlık mücadelesinin adıdır. O adı sorgulamak, milyonların ortak tarih bilincini gereksiz yere tartışmaya açmaktır.
Bilinmelidir ki; Tarih, siyasi iktidarların ihtiyaçlarına göre yeniden yazılacak bir metin değildir. İşgal yaşandıysa işgaldir, bağımsızlık mücadelesi verildiyse onun adı da Kurtuluş Savaşı’dır. Bu gerçeği değiştirecek ne bir müfredat ne de bir makam vardır. Çünkü milletlerin hafızası, makamların ömründen daha uzundur.