“Bir millet, irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür.”
Mustafa Kemal Atatürk
EĞİTİM BİR BAKANLIĞIN DEĞİL, CUMHURİYET’İN KONUSUDUR!
Türkiye Cumhuriyeti, eğitim sayesinde kuruldu; eğitim sayesinde çağdaşlaştı. Cumhuriyet’in kurucuları çok iyi biliyordu ki bir ülkeyi ayakta tutan yalnızca ordusu, ekonomisi ya da teknolojisi değildir. Bir ülkeyi geleceğe taşıyan asıl güç; düşünen, sorgulayan, üreten ve vatanını seven nesiller yetiştiren eğitim sistemidir.
Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk yıllarında atılan en büyük adımlar eğitim alanında atılmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu yalnızca okulları birleştirmemiş; eğitimi tarikatların, cemaatlerin ve ayrıcalıklı yapıların etkisinden çıkararak milletin ortak değeri hâline getirmiştir. Köy Enstitüleri yalnızca öğretmen yetiştirmemiş; Anadolu’nun aydınlanmasını sağlamıştır. Cumhuriyet öğretmeni yalnızca ders anlatmamış; cehaletle, yoksullukla ve bağnazlıkla mücadele etmiştir.
Bugün ise ne yazık ki bu miras ciddi bir sınavdan geçmektedir. Son yıllarda eğitim sistemi sürekli değişen sınavlarla, plansız uygulamalarla ve günübirlik kararlarla yönetilmektedir.
AGS (Akademi Giriş Sınavı) ve ÖABT (Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi) bunun son örneğidir.
ÖĞRETMENLİK BİR SINAV SONUCUNA SIĞDIRILAMAZ!
2026 AGS ve ÖABT sınavları geride kaldı. Ancak geride kalan yalnızca bir sınav değil; yıllarını öğretmen olabilmek için eğitime, emeğe ve umuda harcayan binlerce genç insanın yaşadığı büyük bir belirsizliktir.
Öğretmen adaylarını değerlendirmek elbette gereklidir. Nitelikli öğretmen, nitelikli eğitim sisteminin temelidir. Ancak asıl sorulması gereken şudur: İyi bir öğretmeni yalnızca sınav performansıyla ölçmek mümkün müdür?
AGS ve ÖABT sistemi, öğretmen adaylarının mesleğe girişini yeni bir sınav düzenine bağlarken, eğitim fakültelerinde geçirilen yılların, akademik birikimin, pedagojik formasyonun, sınıf içi becerilerin ve öğretmenlik yetkinliğinin nasıl değerlendirileceği konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.
Bir öğretmen adayı, geleceğin çocuklarını yetiştirecek kişidir. Onun başarısını yalnızca birkaç saatlik sınavda çözdüğü sorular üzerinden değerlendirmek, öğretmenlik mesleğinin niteliğini daraltmak anlamına gelir.
Üstelik sınavların kapsamı, soru dağılımı, süreleri ve değerlendirme ölçütleri konusunda adayların yaşadığı kaygılar dikkate alınmalıdır. Bir sınavın zor olması tek başına sorun değildir. Asıl sorun, zorluğun adil olup olmadığı, soruların ölçmek istenen yeterlilikle gerçekten örtüşüp örtüşmediği ve bütün adaylara eşit bir ölçme ortamı sağlayıp sağlamadığıdır.
Eğitim politikalarının merkezinde sınav değil, öğretmen olmalıdır.
Bugün binlerce genç, yıllarca üniversite eğitimi aldıktan sonra yeniden sınavlara hazırlanmakta; geleceğini bir puana, bir sıralamaya ve sınırlı sayıdaki kontenjana bağlamaktadır. Bu tablo, yalnızca bireysel bir mağduriyet meselesi değildir. Bu, Türkiye’nin öğretmen yetiştirme ve istihdam politikasının temel bir sorunudur.
Devletin görevi, gençleri sürekli sınavdan sınava koşturmak değil; nitelikli öğretmen yetiştirmek, öğretmenlik mesleğinin itibarını yükseltmek ve yetişmiş insan gücünü eğitim sistemine kazandırmaktır.
Bu nedenle AGS ve ÖABT sonuçları açıklanırken yalnızca puanlar ve sıralamalar tartışılmamalıdır. Sınavların adaleti, ölçme niteliği, soru kapsamı, süre yeterliliği ve öğretmenlik mesleğinin gerçek ihtiyaçlarıyla uyumu da kamuoyunun önünde açıkça değerlendirilmelidir.
Öğretmen adaylarının sesi duyulmalıdır.
Çünkü eğitim sisteminin geleceği, sınavlarda elenen gençlerin sayısıyla değil; iyi yetişmiş, özgür düşünebilen, bilimsel ve laik eğitim anlayışını benimseyen, Cumhuriyetin değerlerine bağlı öğretmenlerin sınıflarda ne kadar güçlü olduğuyla ölçülür.
Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla sınav değil; daha nitelikli eğitim, daha adil bir öğretmen istihdam politikası ve öğretmenlik mesleğine hak ettiği değerin verilmesidir.
Öğretmenlik bir puan, bir sıralama değildir.
Öğretmenlik, bir ülkenin geleceğini inşa etme sorumluluğudur.
Bu nedenle öğretmen adaylarının emeğine, geleceğine ve mesleğin onuruna sahip çıkmak hepimizin sorumluluğudur.
Yıllarca eğitim fakültelerinde okuyan gençler, mezun olduktan sonra yeniden sınavlara tabi tutulmaktadır. Üstelik öğretmen adayları sadece bilgi yarışına değil, belirsizliğe de mahkûm edilmektedir.
- Atama sayıları belli değildir.
- Uzun vadeli insan gücü planlaması yoktur.
- Gençler, yıllarca emek verdikleri mesleklerine ne zaman başlayabileceklerini bilmeden yaşamlarını ertelemektedir.
- Bu yalnızca bireysel bir mağduriyet değildir.
- Bu, devlet planlamasının eksikliğidir.
- Bu, eğitim politikalarının öngörülemez hâle gelmesidir.
- Daha da önemlisi, eğitim sistemi Cumhuriyet’in temel ilkeleri olan bilimsellik, laiklik ve liyakat ekseninden uzaklaştığı yönündeki toplumsal kaygıları artırmaktadır.
Laiklik, yalnızca anayasal bir ilke değildir.
- Laiklik; her çocuğun eşit eğitim alma hakkının güvencesidir.
- Laiklik; devletin eğitim politikasının hiçbir tarikatın, cemaatin ya da ideolojik yapının etkisine bırakılmamasıdır.
- Laiklik; öğretmenin yalnızca bilime ve Cumhuriyet’in değerlerine bağlı olmasıdır.
Bugün öğretmen adaylarının yaşadığı sorunlar, yalnızca bir sınavın sorunu değildir. Bu sorun, Türkiye’nin nasıl bir eğitim sistemi istediği sorusunun tam merkezindedir.
- Biz, öğretmenliğin bir test yarışına indirgenmesini reddediyoruz.
- Biz, öğretmenin siyasi sadakatle değil, liyakatle değerlendirilmesini savunuyoruz.
- Biz, çocuklarımızın bilimsel düşünceyle yetişmesini istiyoruz.
- Biz, eğitimin kamusal bir hak olduğuna inanıyoruz.
- Biz, Cumhuriyet’in eğitim devrimini savunuyoruz.
Çünkü biliyoruz ki;
Cumhuriyet yıkılmazsa eğitim ayakta kalır. Ama eğitim çökerse Cumhuriyet de ağır yara alır.
Bu nedenle bizim uyarılarımız yalnızca öğretmen adaylarının hakkı için değil; Cumhuriyet’in geleceği içindir. Türkiye’nin aydınlık yarınları içindir. Çocuklarımız içindir.
“Bir ülkenin geleceği, saraylarında değil; okul sıralarında yazılır. Bir milletin bağımsızlığı sınırlarında değil; öğretmeninin kürsüsünde korunur. Cumhuriyet, en büyük devrimini eğitimde yaptı. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk biliyordu ki cehalete teslim olan bir millet, sonunda bağımsızlığını da kaybeder.”
- Eğitimin temeli laikliktir.
- Bilim, eğitim politikalarının tek rehberidir.
- Öğretmenlik liyakat mesleğidir; hiçbir siyasi veya başka aidiyet liyakatin önüne geçemez.
- Her çocuk eşit ve nitelikli eğitim hakkına sahiptir.
- Tarikat ve cemaatler devlet eğitim politikalarının belirleyicisi olamaz.
- Öğretmen yetiştirme ve atama sistemi öngörülebilir, şeffaf ve adil olmalıdır.
- Millî Eğitim politikaları günlük değil, uzun vadeli devlet politikası olarak ele alınmalıdır.
- Cumhuriyet’in temel nitelikleri ve anayasal ilkeler eğitimin vazgeçilmez dayanağıdır.
- Öğretmenin ekonomik ve mesleki itibarı güçlendirilmelidir.
- Eğitime yapılan yatırım, Türkiye’nin bağımsızlığına ve geleceğine yapılan yatırımdır.
Bugün AGS ve ÖABT’yi konuşuyoruz. Yarın başka bir sınavı konuşacağız. Ama asıl konuşmamız gereken, nasıl bir Türkiye istediğimizdir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında tercihimiz nettir: Tarikatın değil bilimin, ayrıcalığın değil liyakatin, dogmanın değil aklın, korkunun değil özgür düşüncenin egemen olduğu bir eğitim sistemi. Çünkü Cumhuriyet’i yaşatacak olan ne binalardır ne makamlar; Cumhuriyet’i yaşatacak olan, Cumhuriyet öğretmenidir.
Bir ülke işgal edildiğinde önce sınırlarını kaybetmez.
Önce aklını kaybeder. Aklını kaybeden toplum, bilimden uzaklaşır. Bilimden uzaklaşan toplum, sorgulamayı bırakır. Sorgulamayı bırakan toplum ise özgürlüğünü yavaş yavaş yitirir.
İşte bunun için Cumhuriyet, eğitim devrimini en büyük devrim saymıştır. Çünkü biliyordu ki; kaleyi ayakta tutan taş değil, fikirdir. Milleti ayakta tutan nüfus değil, bilinçtir. Devleti yaşatan güç değil, adalettir. Ve Cumhuriyet’i yaşatan makamlar değil, öğretmenlerdir.
Biz, çocuklarımızın özgür düşünebildiği, öğretmenlerin liyakatle görev yaptığı, bilimin rehber kabul edildiği bir Türkiye’den vazgeçmeyeceğiz. Çünkü Cumhuriyet bize yalnızca bir vatan bırakmadı. Cumhuriyet bize, o vatanı akıl ve bilimle sonsuza kadar yaşatma sorumluluğu da bıraktı.
Cumhuriyet’in Öğretmenlerine Selam Olsun!