Cumhuriyeti Kiminle Barıştıracağız?

         “Osmanlı’yla Cumhuriyet’i barıştırmamız lazım.”

         Milli Eğitim Bakanı müfredat değişikliklerinin amacını açıklarken bu ifadeyi kullanmış ve açıklamayı yaparken de sıklıkla “Ben …müfredattan çıkardım, ben diyorum ki…”Kendisine soralım müfredatı siz tek başınıza mı hazırlıyorsunuz yoksa ilgili genel müdürlükler koordinasyonunda (öğretmenler, akademisyenler ve eğitim uzmanlarından oluşan komisyonlar) mı? Hazırlanan taslak programlar kamuoyunun (öğretmenler, veliler, STK’la) değerlendirmesine sunulmuyor mu? Geri bildirimler doğrultusunda düzeltilmiş taslaklar, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından onaylanarak resmi müfredat haline gelmiyor mu?

       Şimdi ana tümceye ve içinde barındırdığı ve tartışılması gereken anlayışa bir bakalım; ama öncelikle Sayın Bakan’a bir soralım: “Cumhuriyet ile Osmanlı ne zaman kavga etti ki onları barıştırmak gerekiyor?”

       Sayın Bakan,bildiğinizi düşünerek ifade edelim ki; Osmanlı bizim tarihimizdir. Cumhuriyet de bizim devletimizdir. Tarihimizi bütün dönemleriyle bilmek, anlamak ve değerlendirmek elbette hepimizin sorumluluğudur. Ancak tarihimizle yüzleşmek başka, Cumhuriyet’i Osmanlı’nın karşısında konumlandırmak ve ardından da onu Osmanlı’yla “barıştırma” gereksinimini ortaya koymak bambaşka bir şeydir. Zira Cumhuriyet, Osmanlı’ya düşmanlık üzerine kurulmadı. Onu kuran kadrolar Osmanlı subaylarıydı ama onlar tarihe Osmanlı’yı yaşatmak için değil, millet egemenliğini esas alan yeni bir devlet anlayışını  kurmak için geçtiler. O devletin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir ve kurucusu da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

         Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının yaptığı şey, bu milletin tarihini silmek değil; tam tersine, tarihin bütün deneyimlerinden ders çıkararak Türk milletini çağdaş dünyada bağımsız ve onurlu bir geleceğe taşımaktı. Atatürk’ün büyüklüğü tam da burada ortaya çıkar.

         O, geçmişi inkâr etmedi; fakat geçmişin bütün kurumlarını ve yönetim anlayışını da geleceğe taşımadı. Tarihten ders aldı ama tarihe teslim olmadı. Cumhuriyet’in kuruluşu ne bir macera ne de bir hevesti.  Bir rastlantı hiç değildi.

        Cumhuriyet; işgal edilmiş bir vatanın, emperyalist güçlere karşı verilen büyük bir bağımsızlık savaşının ardından kurulmuştur. Millet egemenliğinin, saltanatın ve kulluk anlayışının yerine geçirilmesidir. Atatürk’ün: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, Cumhuriyet’in temel felsefesini tek başına anlatmaya yeter. Bu nedenle bugün Cumhuriyet’i Osmanlı ile “barıştırma” ihtiyacı hissetmek, üzerinde düşünülmesi gereken bir yaklaşımdır. Çünkü burada mesele Osmanlı’yı sevmek veya sevmemek değildir. Mesele, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine nasıl baktığınızdır.

        Sayın Bakan, Cumhuriyet’i bir tarihsel zorunluluk ve milletin egemenlik hakkının doğal sonucu olarak mı görüyorsunuz? Yoksa Cumhuriyet’i, geçmişle “barıştırılması” gereken bir parantez olarak mı değerlendiriyorsunuz? İşte asıl soru budur.

     Elbette çocuklarımız Osmanlı’yı bilecek. Selçuklu’yu bilecek. Göktürkleri, Hunları bilecek. Türk tarihinin bütün dönemlerini öğrenecek. Ama aynı çocuklar, Cumhuriyet’in neden kurulduğunu da bilecek. Atatürk’ün neden “millet egemenliği” dediğini, neden “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmayı” hedeflediğini, neden eğitimden hukuka, kadın haklarından ekonomiye kadar köklü dönüşümler gerçekleştirdiğini de bilecek. Çünkü tarih, yalnızca geçmişte kimin hüküm sürdüğünü anlatmak değildir.Tarih aynı zamanda bir milletin hangi mücadelelerden geçerek bugünkü devletine ulaştığını anlamaktır.

     Bugün Cumhuriyet’i Osmanlı’yla barıştırmaya çalışmak yerine, çocuklarımıza Osmanlı’nın tarihini de Cumhuriyet’in tarihini de doğru anlatmalıyız. Osmanlı’yı anlatırken Cumhuriyet’i küçümseyemeyiz. Cumhuriyet’i anlatırken Osmanlı’yı inkâr etmeyiz. Ama Cumhuriyet’in kuruluşunu ve Atatürk’ün tarihsel rolünü de hiçbir şekilde gölgeleyemeyiz.

     Çünkü Atatürk, bu milletin tarihinden kopuk bir lider değildi. O, tarihin içinden çıkmış; fakat milletin geleceğini geçmişin yönetim biçimlerine teslim etmeyi reddetmiş büyük bir devrimciydi.

    İşte bu nedenle Cumhuriyet’i “barıştırılacak” bir taraf gibi görmek doğru değildir. Cumhuriyet’in kimseyle barışmaya ihtiyacı yoktur. Cumhuriyet’in ihtiyacı olan şey, kendi değerlerine sahip çıkan yurttaşlardır.

     Bizim için tarih bir zincirdir; fakat Cumhuriyet, o zincirin son halkası değil, milletin kendi iradesiyle açtığı yeni bir çağdır. Bu nedenle Cumhuriyet’i birileriyle barıştırma arayışını değil, Cumhuriyet’in değerlerini gelecek kuşaklara aktarma sorumluluğunu konuşmalıyız.

    Ve bugün her zamankinden daha yüksek sesle söylemeliyiz:

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, tartışılmaz.

Cumhuriyet, milletin egemenliğidir.

Cumhuriyet, bağımsızlıktır.

Cumhuriyet, kadınların yurttaşlık haklarıdır.

Cumhuriyet, aklın ve bilimin rehberliğidir.

Cumhuriyet, Türkiye’nin geleceğidir.

     Geçmişimize sahip çıkarız. Tarihimizin her dönemini öğreniriz ama Cumhuriyet’le hesaplaşma, Cumhuriyet’i itibarsızlaştırma ve Atatürk’ün kurduğu çağdaş devlet anlayışını geriye götürme girişimlerine de asla sessiz kalmayız. Çünkü bizim görevimiz geçmişle yapay barışlar kurmak değil; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i, onun devrimlerini ve kazanımlarını geleceğe taşımaktır. Cumhuriyet’i korumak; bağımsızlığımızı, milli egemenliğimizi, laik ve demokratik hukuk devletini, kadınların eşitlik hakkını, aklın ve bilimin rehberliğini korumaktır.

      Bu nedenle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emaneti olan Cumhuriyet’i ve onun aydınlanma devrimlerini, hangi koşulda olursa olsun korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin tarihsel sorumluluğumuzdur.

Sosyal Medyada Paylaş

Yazılar

Yazılar