Büyük Taarruz’dan Cumhuriyet’e: Emperyalizme Karşı Bağımsızlık Mücadelesinde Türk Kadını

26 Ağustos’tan 30 Ağustos’a kadar uzanan büyük zaferin kadınların emeği ve Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde yeniden okunması

26 Ağustos 1922…

Anadolu’da gün henüz ağarmadan başlayan Büyük Taarruz, yalnızca bir askerî harekâtın başlangıcı değildi. Bu tarih, bir milletin emperyalizme karşı bağımsızlık iradesinin bütün gücüyle harekete geçtiği gündü.

26 Ağustos’tan 30 Ağustos’a uzanan günler, Türk milletinin varlık ve bağımsızlık mücadelesinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde yürütülen mücadele, 30 Ağustos 1922’de büyük bir zaferle sonuçlandı.

Ancak bu zaferin hikâyesini yalnızca cephede savaşan askerler üzerinden anlatmak, Millî Mücadele’nin tamamını anlatmaya yetmez.

Çünkü Türk kadını da bu mücadelenin içindeydi.

Emperyalizme Karşı Büyük Bağımsızlık Mücadelesi

Büyük Taarruz’u yalnızca bir askerî harekât olarak değerlendirmek, onun tarihsel anlamını eksiltir.

Millî Mücadele, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’nun emperyalist güçler tarafından işgal edilmesine karşı verilmiş büyük bir bağımsızlık savaşıydı.

İşgal güçlerinin Anadolu üzerindeki hâkimiyet arayışı ve Yunan ordusunun Anadolu’ya çıkarılması karşısında Türk milleti, kendi kaderini başkalarının kararına bırakmayı reddetti.

Bu mücadelenin askerî ve siyasî önderliğini Mustafa Kemal Paşa üstlendi.

19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlayan süreç; Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ve düzenli ordunun kurulmasıyla bağımsızlık mücadelesinin örgütlü bir millet iradesine dönüşmesini sağladı.

Mustafa Kemal’in büyük önderliği yalnızca savaş meydanlarında kazandığı askerî başarılardan ibaret değildi.

O, dağınık direnişleri ortak bir hedef etrafında birleştirdi; askerî mücadeleyi siyasî hedefle bütünleştirdi ve bağımsızlığın milletin kendi iradesine dayanması gerektiğini ortaya koydu.

Sakarya’dan Büyük Taarruz’a uzanan süreç, bu büyük önderliğin en açık göstergelerinden biridir.

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Anadolu’nun işgalden kurtarılmasının dönüm noktası oldu.

Bu nedenle 30 Ağustos yalnızca bir askerî zafer günü değildir.

O, emperyalizmin Anadolu üzerindeki hesaplarına karşı kazanılmış büyük bir bağımsızlık zaferidir.

Cephede, Kağnının Başında, Hayatın İçinde

Millî Mücadele yıllarında kadınların; cepheye silah ve cephane taşıdığı, yaralı askerlerin bakımını üstlendiği, yiyecek ve giyecek temin ettiği bilinir. Ancak kadınların yaptığı bundan çok daha büyüktü.

Erkeklerin cephede olduğu günlerde evini, tarlasını, çocuklarını ve yaşlılarını koruyan da kadındı. Üretimi sürdüren, kıtlıkla mücadele eden, ailesinin ve toplumun ayakta kalmasını sağlayan da…

Bugün adlarını bildiğimiz kadın kahramanlar, aslında binlerce isimsiz kadının ortak hikâyesinin sembolleridir.

Kara Fatma, Gördesli Makbule, Şerife Bacı…

Onların yanında isimleri tarih kitaplarına yazılmamış nice kadın vardı.

Kimi kağnısının başında cepheye cephane taşıdı.

Kimi yaralı askerlerin yaralarını sardı.

Kimi çocuğunu kucağına alıp vatan için yollara düştü.

Kimi eşini ve oğlunu cepheye gönderdi; kimi onların dönmeyeceğini bilerek yaşamını sürdürmek zorunda kaldı.

Bu nedenle Millî Mücadele’nin kadınlarını yalnızca “fedakâr kadınlar” olarak anlatmak eksik kalır.

Onlar vatanın kaderinin ortaklarıydı.

Zafer Yalnızca Silahla Kazanılmadı

Büyük Taarruz’un başarısı, cephedeki askerî güç kadar milletin topyekûn iradesinin de sonucuydu.

Bir ordunun savaşabilmesi için yalnızca silaha değil; yiyeceğe, giyeceğe, ulaşıma, sağlık hizmetlerine ve insan gücüne ihtiyacı vardır.

Türk kadını bu büyük mücadelenin bütün bu alanlarında vardı.

Onun emeği çoğu zaman sessizdi. Gösterişsizdi. Adı çoğu zaman bilinmiyordu.

Fakat zaferin görünmeyen sütunlarından biriydi.

Bu nedenle 30 Ağustos Zaferi’ni anarken, kadınların emeğini tarihin kenarında değil, tam merkezinde görmek gerekir.

Tarihi Doğru Okumak

Bugün Millî Mücadele’nin anlamını geri plana iten, Osmanlı’nın son dönemini Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin önüne yerleştiren yaklaşımlarla karşılaşıyoruz.

Tarih elbette bir bütündür. Osmanlı Devleti de Türk tarihinin önemli bir parçasıdır.

Ancak tarihsel süreklilik, tarihsel dönüm noktalarını birbirine karıştırmak anlamına gelmez.

Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki işgal ve çözülme koşulları ile Millî Mücadele sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti, aynı tarihsel sürecin farklı aşamalarıdır.

Millî Mücadele, saltanat düzeninin devamı için değil; milletin bağımsızlığı ve egemenliği için yürütüldü.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu da bu mücadelenin siyasî sonucudur.

Bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i tarihin kenarına iterek Millî Mücadele’yi anlatmak mümkün değildir.

Büyük Taarruz’u anlamak, Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük önderliğini anlamaktır.

Cumhuriyet’i anlamak ise, bu büyük zaferin hangi bağımsızlık iradesi üzerine kurulduğunu anlamaktır.

Zaferden Cumhuriyet’e

30 Ağustos Zaferi’nin ardından mücadele yalnızca savaş meydanlarında sürdürülmedi. Yeni devletin siyasal, toplumsal ve hukuksal temelleri atıldı.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte yeni bir dönem başladı.

Cumhuriyet, Türk kadınının toplumsal ve siyasal yaşamda daha güçlü bir konuma yükselmesinin de önünü açtı.

Kadınların eğitim ve çalışma hayatındaki konumunun güçlendirilmesi ve siyasal haklara kavuşması, bu dönüşümün önemli adımları oldu.

1934 yılında kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilmesi, bu sürecin en önemli kilometre taşlarından biriydi.

Böylece Millî Mücadele’de vatanın bağımsızlığı için omuz veren kadın, Cumhuriyet döneminde ülkesinin geleceği hakkında söz ve karar sahibi yurttaş olma yolunda önemli kazanımlar elde etti.

Bugünün Türk Kadınına Düşen

Aradan geçen yıllar bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:

Cumhuriyet kendiliğinden varlığını sürdüren bir değer değildir.

Her kuşak Cumhuriyetin kazanımlarını anlamak, korumak ve geliştirmek zorundadır.

Bugünün Türk kadını, Millî Mücadele’nin kadınlarına yalnızca minnet duymakla yetinmemelidir.

Onların cesaretinden, dayanışmasından ve bağımsızlık iradesinden güç almalıdır.

Kız çocuklarının eğitim hakkını savunmak, kadınların ekonomik ve sosyal yaşamda güçlenmesini sağlamak, kadına yönelik şiddete karşı mücadele etmek ve kadınların toplumun her alanında bilgi, emek ve yetenekleriyle var olmasını desteklemek; Cumhuriyetin kadınlara açtığı yolun devamıdır.

Çünkü güçlü kadın, güçlü toplumun; güçlü toplum ise güçlü Cumhuriyetin temelidir.

Bir Milletin Zaferi, Kadınlarıyla Birlikte Tamamlanır

26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’un 30 Ağustos’ta zafere ulaşması, bize yalnızca bir askerî başarıyı anlatmaz.

Bize, bağımsızlığın ne kadar büyük bir bedel ve dayanışma istediğini anlatır.

Bize, bir milletin kaderini değiştirebileceğini gösterir.

Ve bize, bu büyük mücadelenin kadınsız anlatılamayacağını hatırlatır.

Cephede savaşan Mehmetçiğin yanında, cephane taşıyan kadının da emeği vardı.

Yaralı askerin başındaki kadının da emeği vardı.

Çocuğunu büyütürken vatanın geleceğini düşünen annenin de umudu vardı.

Onlar vatanı yalnızca savunmadılar; Cumhuriyetin geleceğine de yol açtılar.

Bugünün Türk kadınlarına düşen ise o yolu kararlılıkla sürdürmektir.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’nin tüm kahramanlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi; adı bilinen ve bilinmeyen bütün kadınlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

26 Ağustos’tan 30 Ağustos’a uzanan Büyük Zafer’in ışığında, Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkıyoruz.

Çünkü biliyoruz:

Bağımsızlık bizim mirasımız, Cumhuriyet bizim ortak değerimiz, geleceğimizse bizim sorumluluğumuzdur.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yaşasın Cumhuriyet!

Sosyal Medyada Paylaş

Yazılar

Yazılar