ABD Başkanı Donald Trump, temmuz ayında kaldıracağını açıkladığı CAATSA yaptırımlarının neden hâlâ yürürlükte olduğu sorusuna somut bir takvim vermek yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’la kişisel dostluğunu öne çıkararak yanıt verdi. Türkiye’ye yönelik yaptırım ve savaş uçağı kararlarının bir “dostluk lütfu” gibi sunulması, iki ülke arasındaki eşitsiz ilişkinin üzerini örterken Türkiye’nin NATO’nun yeni bölgesel görevlerine hazırlanmasıyla Washington’ın elindeki askerî teknoloji kozları arasındaki bağlantıyı da gündeme getiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasındaki gecikmeye ilişkin soruyu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la kişisel ilişkisini vurgulayarak yanıtladı.
Trump, 2 Ekim’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Türkiye’yi seviyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan benim dostum. Her zaman Erdoğan’ı mutlu edecek şeyler yapacağım” dedi.
Açıklamanın bağlamı, TRT Haber’in paylaşımında öne çıkarılan kişisel dostluk sözlerinden daha önemliydi. Trump’a, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasını neyin geciktirdiği sorulmuştu.
Trump ise yaptırımların ne zaman ve hangi koşullarda kaldırılacağına ilişkin somut bir yanıt vermedi.
Temmuzdaki söz hâlâ yerine getirilmedi
Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da yapılan NATO Zirvesi sırasında Erdoğan’la görüşmesinden önce, Türkiye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılacağını açık biçimde ilan etmişti.
“Yaptırımları kaldıracağız” diyen Trump, Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarının satılmasını da değerlendireceklerini söylemişti. Ancak aradan yaklaşık üç ay geçmesine rağmen yaptırımlar kaldırılmadı ve Türkiye’nin F-35 programına dönüşü konusunda resmî bir karar açıklanmadı.
Bu nedenle Trump’ın son sözleri yeni bir karar veya takvim değil, temmuz ayında verilen sözün neden uygulanmadığı sorusunu kişisel dostluk söylemiyle geçiştiren bir açıklama niteliğinde.
Asıl haber, Trump’ın Erdoğan’ı sevdiğini söylemesi değil; ABD Başkanı’nın kaldıracağını ilan ettiği yaptırımların hâlâ yürürlükte olmasıdır.
Yaptırımlar yalnız Trump’ın sözüyle kalkmıyor
Türkiye, 2019’da Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasının ardından ABD’nin F-35 programından çıkarıldı. Washington, Aralık 2020’de Türkiye’nin savunma tedarikinden sorumlu kurumuna ve bazı yöneticilere CAATSA kapsamında yaptırım uyguladı.
ABD yasalarına göre Türkiye’ye yeniden F-35 verilmesi için Ankara’nın S-400 sistemine artık sahip olmadığının ve benzer bir sistemi yeniden edinmeyeceğinin ABD Başkanı tarafından Kongreye bildirilmesi gerekiyor.
CAATSA yaptırımlarının kaldırılması veya askıya alınması da belirli hukuki koşullara ve bazı durumlarda Kongrenin inceleme sürecine bağlı. Dolayısıyla Trump’ın Erdoğan’la iyi kişisel ilişkiler kurması, tek başına bütün hukuki ve kurumsal engelleri ortadan kaldırmıyor.
Trump’ın bu koşullardan hiç söz etmeden “Erdoğan’ı mutlu edeceğim” demesi, devletler arası bir meseleyi iki lider arasındaki kişisel pazarlık biçiminde sunuyor.
Eşit ilişki değil, kişisel lütuf dili
Trump’ın açıklamasında Türkiye’nin uğradığı kaybın giderilmesi, iki müttefik ülke arasındaki hukuki bir sorunun çözülmesi veya Türkiye’nin ödediği uçakların teslim edilmesi gibi bir yaklaşım bulunmuyor.
Bunun yerine, ABD’nin yaptırımları kaldırması Erdoğan’a yapılacak kişisel bir iyilik ve “mutlu etme” aracı gibi anlatılıyor.
Bu dil, Türkiye’yi egemen ve eşit bir devlet olarak değil, Amerikan başkanının onayını bekleyen bir ülke konumuna yerleştiriyor. Türkiye’nin savunma ihtiyaçları ve ödediği bedeller, Trump’ın kişisel takdirine bağlı bir pazarlık unsuruna dönüştürülüyor.
İktidarın Washington’la ilişkileri “liderler arası dostluk” üzerinden açıklaması da bu eşitsizliği ortadan kaldırmıyor. Tersine kurumsal bağımlılık ilişkilerinin kişisel yakınlık görüntüsü altında sürdürülmesini kolaylaştırıyor.
Türkiye NATO görevlerine hazırlanırken Washington kozlarını koruyor
Açıklama, Türkiye’nin NATO’nun yeni bölgesel savunma planlarına daha fazla dâhil edildiği bir dönemde geldi.
NATO Napoli Müşterek Kuvvet Komutanı Oramiral George M. Wikoff, 23 Eylül’de Ankara’da Türk askerî yöneticilerle yaptığı görüşmelerde Türkiye’nin ulusal savunma planları ile NATO planlarının kara, deniz ve hava alanlarında uyumlaştırılmasını ele aldı.
Ankara NATO Zirvesi’nde ise yüksek hazırlıklı kuvvetlerin güçlendirilmesi, hava ve füze savunması, hassas vuruş sistemleri, insansız araçlar ve istihbarat kabiliyetleri ittifakın öncelikleri arasında sıralandı. Karadeniz’de Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’ın oluşturduğu deniz görev grubuna kritik altyapıyı koruma görevi de verildi.
Türkiye böylece Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Balkanlar’dan Batı Asya’ya uzanan NATO planlarında daha fazla görev üstlenmeye hazırlanırken ihtiyaç duyduğu bazı askerî teknolojiler için ABD’nin onayına bağımlı tutuluyor.
ABD Kongre Araştırma Servisinin Ağustos 2026 tarihli değerlendirmesinde de KAAN savaş uçağı dâhil Türkiye’nin bazı önemli savunma projelerinin hâlâ ABD kaynaklı teknoloji ve ihracat izinlerine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.
Bu tablo, CAATSA yaptırımları ile F-35 meselesinin yalnız geçmişteki S-400 anlaşmazlığından ibaret olmadığını gösteriyor. Washington’ın elindeki yaptırım, lisans ve teknoloji araçları, Türkiye’nin dış ve askerî politikasını NATO çizgisinde tutabilecek baskı ve pazarlık kozları olmayı sürdürüyor.
Açıklanmış bir takas yok, fakat pazarlık zemini açık
Kamuya açıklanan belgelerde yaptırımların kaldırılması karşılığında Türkiye’ye verilmiş belirli ve yeni bir askerî görev bulunduğuna ilişkin kanıt yok.
Bu nedenle CAATSA ile NATO görevleri arasında açıklanmış doğrudan bir takastan söz edilemez. Ancak gelişmelerin oluşturduğu siyasal zemin açık:
- NATO, Türkiye’nin askerî gücünden ve jeopolitik konumundan daha fazla yararlanmak istiyor.
- Ankara, F-35 programına dönmek ve savunma sanayisi üzerindeki Amerikan sınırlamalarını kaldırmak istiyor.
- Washington ise yaptırımları, ihracat izinlerini ve ileri askerî teknolojilere erişimi pazarlık aracı olarak elinde tutuyor.
- İki lider arasındaki kişisel yakınlık, bu pazarlığın kamuoyuna “dostluk” olarak sunulmasını sağlıyor.
Dolayısıyla Trump’ın “Erdoğan’ı mutlu ederim” sözleri Türkiye’ye koşulsuz destek ilanı değildir. Henüz sonucu açıklanmamış bir pazarlığın kişisel ve gösterişli anlatımıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı kişisel dostluk değil bağımsızlıktır
Türkiye’nin savunması bir Amerikan başkanının Erdoğan’ı sevmesine veya mutlu etmek istemesine bağlanamaz.
F-35’ler, yaptırımlar ve savunma sanayisi üzerindeki kısıtlamalar; liderlerin kişisel ilişkileriyle değil, Türkiye’nin egemenlik hakları, ödediği bedeller ve ulusal güvenlik ihtiyaçları üzerinden değerlendirilmelidir.
Aynı biçimde Türkiye’nin NATO içinde üstleneceği yeni görevler de Amerikan silahlarına erişim karşılığında yürütülen kapalı pazarlıkların konusu olmamalıdır. Türk askerinin nerede ve hangi amaçla görevlendirileceği, Trump’ın veya NATO komutanlarının beklentilerine göre değil, Türkiye halkının güvenliği ve millî çıkarları doğrultusunda belirlenmelidir.