İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından ertelenen Türkiye–AB Karma Parlamento Komisyonu’nun ekim sonunda yeniden toplanması planlanıyor. Toplantı, tarafların kurumsal diyaloğu yeniden başlatmak istediğini gösteriyor. Ancak mevcut veriler, hukuk ve demokrasi alanındaki anlaşmazlıkların giderildiğini söylemek için yeterli değil.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin parlamenter ayağını oluşturan Karma Parlamento Komisyonu’nun iki yıllık aranın ardından yeniden toplanması bekleniyor.
Cumhuriyet Gazetesi’nin edindiği bilgiye göre toplantı, 26–27 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılacak. Ancak 1 Ekim itibarıyla söz konusu tarihler TBMM ve Avrupa Parlamentosunun kamuya açık resmî takvimlerinde henüz ilan edilmedi. Bu nedenle toplantı tarihi şimdilik basına yansıyan bilgiye dayanıyor.
Gelişme, Türkiye ile AB arasındaki parlamenter temasın yeniden kurulması bakımından önem taşıyor. Buna karşılık bu toplantının yapılacak olması, Ekrem İmamoğlu dosyasındaki anlaşmazlığın çözüldüğü veya Türkiye–AB ilişkilerinde kapsamlı bir normalleşmenin başladığı anlamına gelmiyor.
Yaklaşık iki yıllık ara
Türkiye–AB Karma Parlamento Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Avrupa Parlamentosundan eşit sayıda milletvekilinin katılımıyla faaliyet gösteriyor. Türkiye komisyonda 25 milletvekiliyle temsil ediliyor.
Hukuki dayanağı 1963 tarihli Ankara Anlaşması’nın 27. maddesine uzanan komisyon; Türkiye–AB ortaklığını, katılım sürecini ve taraflar arasındaki siyasi, ekonomik ve hukuki konuları parlamenter düzeyde izlemekle görevli. Komisyon üyelik müzakerelerini yürütmüyor ancak ilgili kurumlara tavsiye kararları sunabiliyor.
Komisyonun son toplantısı 27–28 Kasım 2024’te Strazburg’da yapılmıştı. Bir sonraki toplantının 14–15 Nisan 2025’te Ankara’da gerçekleştirilmesi planlanmış, ancak Avrupa Parlamentosu kanadı buluşmayı ertelemişti.
Avrupa Parlamentosunun 24 Mart 2025 tarihli açıklamasında, “Türkiye’deki son gelişmeler ışığında” mevcut koşulların toplantı için uygun olmadığı belirtilmişti. Karar oybirliğiyle alınırken açıklamada Ekrem İmamoğlu’nun adı doğrudan anılmamıştı. Bununla birlikte kararın İmamoğlu’nun tutuklanmasının hemen ardından gelmesi, ertelemenin bu gelişmeyle bağlantılı değerlendirilmesine neden olmuştu.
“Buzlar eridi” demek için erken
Komisyonun yeniden toplanacağı haberinin “İmamoğlu buzları eridi” başlığıyla duyurulması, gelişmenin siyasi anlamını olduğundan ileri bir noktaya taşıyor.
İmamoğlu’nun hukuki durumunda bir değişiklik bulunmuyor. Türkiye, yargı bağımsızlığı ve seçilmiş yöneticilere yönelik uygulamalar konusunda yeni bir düzenleme açıklamış değil. Avrupa Parlamentosu da Türkiye’ye ilişkin önceki eleştirilerinden vazgeçtiğini gösteren bir karar almadı.
Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin yeniden canlandırılması veya Gümrük Birliği’nin güncellenmesine başlanması konusunda da açıklanmış somut bir adım bulunmuyor.
Dolayısıyla mevcut gelişme, siyasi ve hukuki sorunların çözüldüğünden çok, tarafların bu sorunlara rağmen yeniden görüşmeye hazırlandığını gösteriyor. Normalleşmenin kapsamı, toplantının gündemi ve ardından yayımlanacak açıklamalarla daha açık biçimde görülebilecek.
AB neden yeniden masaya dönüyor?
Avrupa Birliği’nin Türkiye politikasında demokrasi ve hukuk başlıkları kadar ekonomik ve jeopolitik ihtiyaçlar da etkili oluyor.
Türkiye, Avrupa açısından büyük bir pazar olmasının yanında Avrupa merkezli şirketlerin üretim ve tedarik zincirlerinde önemli bir yere sahip. Görece düşük işçilik maliyetleri ve Gümrük Birliği düzeni, Türkiye’yi Avrupa sermayesi açısından önemli bir üretim alanına dönüştürüyor.
Gümrük Birliği iki taraf arasındaki ticareti kolaylaştırırken, Türkiye’nin karar süreçlerinde yer almadığı düzenlemelere uyum sağlamak zorunda kalması nedeniyle eleştirilere de konu oluyor. Bu nedenle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi yalnızca teknik bir ticaret meselesi değil, ilişkinin bağımlılık ve karar alma boyutlarını da ilgilendiriyor.
Göç politikası da Türkiye–AB ilişkilerinin temel başlıklarından biri. AB, Türkiye ile yaptığı düzenlemeler aracılığıyla düzensiz göçü kendi sınırlarının dışında denetim altında tutmaya çalışıyor. Bu politika, Türkiye’nin Avrupa adına bir tampon ülkeye dönüştürüldüğü eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Ukrayna savaşı, Karadeniz’in güvenliği, Suriye, İran, Doğu Akdeniz ve Kafkasya’daki gelişmeler de Türkiye’nin NATO ve Avrupa güvenlik sistemi içindeki önemini artırıyor. Enerji ve ulaştırma koridorları bakımından Türkiye’nin konumu, ilişkilerin uzun süreli olarak dondurulmasını zorlaştırıyor.
Bu tablo, AB’nin Türkiye’deki hukuk ve demokrasi sorunlarının çözüldüğüne karar verdiğini değil; ekonomik ve stratejik çıkarları nedeniyle kurumsal temas kanallarını yeniden işletmek istediğini düşündürüyor.
İktidar toplantıyı nasıl değerlendirebilir?
İktidarın komisyon toplantısını dış politikadaki normalleşmenin ve uluslararası meşruiyetin göstergesi olarak sunması beklenebilir.
Bu çerçevede, İmamoğlu’nun tutuklanmasının Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde kalıcı bir sonuç yaratmadığı ve AB’nin Ankara ile yeniden masaya oturmak zorunda kaldığı görüşü öne çıkarılabilir.
Ancak parlamenter temasın yeniden başlaması, Avrupa Parlamentosunun Türkiye’deki yargı bağımsızlığı, seçim hukuku, ifade özgürlüğü ve yerel yönetimlere yönelik müdahaleler konusundaki eleştirilerini ortadan kaldırmıyor.
Toplantı iktidar açısından diplomatik bir normalleşme görüntüsü sağlayabilir. Aynı toplantı, hukuk ve demokrasi alanındaki eleştirilerin doğrudan TBMM gündemine taşınmasına da zemin hazırlayabilir.
Muhalefet açısından anlamı
Yeni Parti’nin toplantıyı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğunu uluslararası gündemde tutmak için değerlendirmesi bekleniyor. Ancak tartışmanın yalnızca İmamoğlu dosyasıyla sınırlandırılması, Türkiye’deki daha geniş hukuk ve demokrasi sorunlarının geri planda kalmasına yol açabilir.
Seçilmiş yöneticilerin yargı süreçleriyle görevden uzaklaştırılması, belediyelere yönelik operasyonlar, tutuklu yargılamanın yaygın kullanımı, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması toplantıda ele alınabilecek diğer başlıklar arasında bulunuyor.
Bununla birlikte muhalefetin demokratikleşme arayışını yalnızca AB kurumlarının Türkiye üzerindeki baskısına bağlaması da önemli bir siyasi sınırlılık taşıyor. Türkiye’de hukuk düzeninin ve demokratik kurumların güçlendirilmesi, öncelikle ülke içindeki toplumsal ve siyasal mücadelenin konusu olmayı sürdürüyor.
İki yönlü değerlendirme gerekiyor
Komisyon toplantısına ilişkin tartışmada iki farklı yaklaşım öne çıkıyor.
Birinci yaklaşım, Avrupa Birliği’ni Türkiye’deki demokrasi sorunlarının çözümünde tarafsız ve belirleyici bir güç olarak görüyor. Oysa AB’nin Türkiye politikası yalnızca hukuk ve insan hakları ilkeleriyle şekillenmiyor. Ticaret, göç, enerji, güvenlik ve NATO ilişkileri de Brüksel’in kararlarında belirleyici rol oynuyor.
Avrupa kurumları Türkiye’deki hukuk ihlallerini eleştirirken, Türkiye’yi aynı zamanda düşük maliyetli bir üretim alanı, geniş bir pazar, göçü sınırlandıran bir ortak ve bölgesel güvenlik unsuru olarak değerlendiriyor.
İkinci yaklaşım ise AB’nin çıkarcı ve ikili politikasını gerekçe göstererek Türkiye’deki hukuk ihlallerini önemsizleştiriyor. Avrupa’nın çifte standartları, yargının siyasallaşmasını veya seçilmiş yöneticilerin hukuksuz uygulamalarla etkisizleştirilmesini meşru hâle getirmiyor.
Bu nedenle bağımsızlık ile demokrasi birbirine karşıt iki seçenek olarak ele alınamaz. Türkiye’nin dış müdahalelerden bağımsız olması kadar, devlet gücünün hukukla sınırlandırılması ve halk iradesinin korunması da egemenliğin temel unsurları arasında bulunuyor.
Gündem yalnızca İmamoğlu olmamalı
Toplantının gerçekleşmesi hâlinde, gündemin İmamoğlu dosyasının ötesine geçmesi beklenmeli.
Yargı bağımsızlığı, tutuklu yargılama, seçilmiş yöneticilerin görevden uzaklaştırılması, basın özgürlüğü ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması kadar çalışma hayatına ilişkin sorunların da ele alınması gerekiyor.
Grev yasakları, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller, işçi sağlığı ve iş güvenliği, Avrupa merkezli şirketlerin Türkiye’deki düşük ücret düzeninden yararlanması ve Gümrük Birliği’nin sanayi üzerindeki sonuçları bu başlıklar arasında yer alıyor.
Göç anlaşmasının Türkiye üzerindeki yükü, vize uygulamalarında Türkiye yurttaşlarının karşılaştığı eşitsizlikler, tarım ve kamu destekleri alanındaki sınırlamalar ile dış politika ve savunma ilişkilerindeki bağımlılık da toplantının olası gündem maddeleri arasında bulunuyor.
Temas yeniden başlıyor, anlaşmazlıklar sürüyor
Karma Parlamento Komisyonu’nun yeniden toplanması, Türkiye ile AB arasındaki parlamenter temasın yeniden kurulacağını gösteriyor. Ancak bu aşamada gelişmeyi siyasi bir uzlaşma veya kapsamlı bir normalleşme olarak değerlendirmek için yeterli veri bulunmuyor.
Daha ihtiyatlı değerlendirme, AB’nin Türkiye’ye yönelik demokrasi ve hukuk eleştirilerini korurken; ticaret, göç, enerji, güvenlik ve bölgesel gelişmeler nedeniyle Ankara ile kurumsal diyaloğu yeniden başlatmaya yöneldiği şeklinde yapılabilir.
Toplantının gerçek siyasi anlamı, hangi konuların gündeme alınacağı, tarafların İmamoğlu ve yargı bağımsızlığı başlıklarında nasıl bir tutum sergileyeceği ve görüşmelerin somut bir ortak metinle sonuçlanıp sonuçlanmayacağıyla ortaya çıkacak.
Bu nedenle gelişme şimdilik “buzların erimesi” değil, çözülmemiş sorunlara rağmen temas kanalının yeniden açılması olarak görülmeli.