More

    İkizköy’ü Neden Savunuyoruz?

    Sermayenin sınırsız kâr elde etme arayışı, insanlığın tüm yaşam alanlarının piyasaya açılmasına, maddi veya gayri-maddi tüm değerlerin metalaşmasına ve şirketler tarafından kamu kaynaklarının istila edilip yok edilmesine yol açmaktadır. Bu bakımdan, emperyalizm çağında sermayenin sınırsız dolaşımını sadece coğrafi/bölgesel olarak dünyanın uzak bölgelerindeki ülkelerin sömürülmesi gibi salt teritoryal bir genişleme olarak değil; gündelik hayatlarımıza, havamıza, suyumuza, tüketim tercihlerimize kadar nüfuz eden bir sermaye açılımı olarak anlamlandırmak gerekir. Kapitalist dönemde devletin konumu, bu denklemde sermayenin kâr maksimizasyonunu destekleyecek ve onu yasal güvence altına alacak olan düzenlemeleri gerçekleştirmektir. Buna engel olabilecek her toplumsal direniş, devletin zor aygıtları tarafından bastırılmaya çalışılır ve en nihayetinde sermayenin önü açılmış olur. Neoliberal yazarların 1980 sonrası “devleti küçülteceğiz” anlatısı, sermaye lehine hiç olmadığı kadar büyüyen devletin kapitalist rolünü gizlemek için uydurulmuş bir şehir efsanesi olarak karşımıza çıkar. Günümüzde, devletin küçülmesi bir yana, sermaye-devlet ilişkisi hiç olmadığı kadar iç içe geçmiş ve emekçileri, çalışma hayatından özel yaşam alanlarına varıncaya kadar kuşatan baskıcı ve yıkıcı bir hal almıştır. Günümüzde Türkiye’deki tablo da bu özetten farksızdır.

    Özal ve Çiller özelleştirmeciliğinin bir devamı olarak süreklilik gösteren Erdoğan hükümetleri döneminde ülkemizin kamu kaynaklarının sermaye kesimlerine peşkeş çekilmesi hızlanmış, doğal alanlarımız talan edilmiş ve iktidara yakın şirketlerin insafına bırakılmıştır. Bunu sağlamak için gerektiğinde kimi “yasal” düzenlemeler “torbalara atılmış”, gerektiğinde ise yasadışı uygulamalar devreye sokularak sonradan “kılıflarına” uydurulmuştur. İktidara yakın Limak Holding’in Akbelen ormanlarını yağmalaması için hızlı kamulaştırmalarla şirkete bırakılan geniş alanlar, devlet-sermaye ortaklığının bu tipik uygulama süreçlerinden biri olarak öne çıkmıştır. Akbelen ormanlarının bulunduğu Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy köylülerinin yağmacı şirkete karşı ormanlarını, köylerini ve yaşam alanlarını savunmak için başlattıkları direniş, devletin kolluk kuvvetleri tarafından bastırılmaya, direnişin içerisinde olan köylüler sindirilmeye ve bu şekilde şirketin daha fazla kâr elde etmek için duyduğu sabırsızlık yürütme gücü tarafından giderilmeye çalışılmıştır.

    SCP İKİZKÖY KÖYLÜLERİNİN YANINDA

    Seslerini duyurmak için yıllardır direnen köylüler, geçtiğimiz yaz aylarında Ankara’ya da gelerek direniş çadırları kurmuş, köylerinin yok edilmemesi için günlerce sokakta yatmışlardır. Kilometrelerce yol gelerek evlerinden uzakta, haftalarca Ankara sokaklarında kalan köylüleri ne zor koşullar ne yüzlerine kapanan kapılar ne de gözaltı ve tutuklamalar yıldırabilmiştir. Bu süreçte, Sosyalist Cumhuriyet Partimiz, Ankara heyetiyle birlikte İkizköy köylülerini Cemal Süreya Parkında bulunan direniş çadırlarında ziyaret etmiş, mücadelelerine destek olmuştur.

    Ormanlarının endüstri bölgesine açılmasını demokratik yollarla protesto eden ve bu kapsamda başlanan ağaç kesimlerinin durdurulmasını talep eden köylüler, Ankara’dan köylerine dönünce de direnişlerini sürdürmüşlerdir. Sermaye-devlet ortaklığı köylülerin iradesini kırmak için geçtiğimiz günlerde yeni tutuklamalar gerçekleştirmiş, direnişin öncü isimlerinden arkadaşımız, kardeşimiz Esra Işık’ı sırf köyünü ve toprağını savunduğu için tutuklamıştır. Şirketler daha fazla kazanacak, iktidar partisi kendi sermaye gruplarını daha fazla besleyecek diye bu halkın toprağına, suyuna ve yaşam alanlarına saldıran kesimler esasında tüm yurttaşların kamusal yaşam alanlarına saldırmaktadır. Nitekim, ülkedeki her kamusal alan sermaye grupları için talan edilme potansiyeli taşıyan birer rant alanı olarak görülmektedir. Dolayısıyla, İkizköy köylülerinin direnişi, sadece kendi köylerini ve ormanlarını savunma mücadelesi değil tam anlamıyla bir memleket direnişi ve kamusal yaşam mücadelesidir. Hak arayan köylüleri ve işçileri Ankara caddelerinde yerlerde sürükleyen iktidar ve ortaklarının NATO’yu kırmızı halılarla ağırlamak için hazırlıklar yaptığı şu günlerde İkizköy’ü savunmak memleketi savunmaktır.  Savunacağız.

    Yazılar

    Yazılar