Kadın, klan, kabile ve ulus örgütlenmelerinde toplumun temel harcı rolündedir. Yaşamın temel örgütleyici ve yönlendirici gücü kadındır. Ana eksenli doğal toplumlarda eşitlikçi öz ön plandadır. Ancak özgürlüklerin geri plana iletildiği akıl ve bilimin göz ardı edildiği adım adım dönüştürülen sistem sürecinde kadının yaratımlarına el konarak kadın, eşitsizliğin, sömürünün ve özgürlüksüzlüğün ilk kurbanı olur. Kadın her şeyiyle, fiziğinden ruhuna kadar sömürü alanı haline getirilir ve etkinlik yaratan-yaratacak olan tüm özellikleri aşağılanır, yok sayılır. Toplumsal doku tahrip edilir. Bütün köleliklerin yolu kadının toplumsal kimliğinin parçalanmasından geçer. Kadın geri çekildikçe ahlaki ve politik toplumun iradi gücü de parçalanmış olur. Ulus örgütlenmesi ahlaki ve politik toplumun bir iradi değeriyken, kadının kırılımıyla birlikte egemen sınıfların talan ettiği bir alan haline gelir. Dolayısıyla kadın hareketlerinin mücadelesi yalnızca bir cinsin özgürlüğü değil, toplumsal özgürlüğün temel dinamiği olmaya devam edecektir. KADININ ÖZGÜRLÜĞÜ TOPLUMUN ÖZGÜRLÜĞÜDÜR.
“ANTİEMPERYALİST TALİBAN” AFGANİSTAN’DA KADINLARA ÖZGÜRLÜK GETİRDİ Mİ?
Yıl 2021 AFGANİSTAN
Afganistan toplumunun sosyokültürel hayatında din unsurunun önemli bir yeri vardır. Afganistan’da halk ırk, din ve mezhep itibariyle üç önemli kategoriye ayrılmıştır. Toplum geleneksel bir yapıya sahip olduğundan dini önderlerin verdiği hükümler devletin koymuş olduğu kanunlardan daha fazla değer görmektedir. Ülkenin tarihinde de bunlara rastlamak mümkündür. Geçmiş hükümetlerin yapmış oldukları Batı tarzı reformlara dini liderlerin önderliğinde karşı çıkılmış hatta rejimler ve yönetim şekilleri değiştirilmiştir. Ülkenin genel yapısına bakıldığında geleneksel düzende dinin egemen olduğu, siyasi meşruiyetin dine dayandığı, aristokrat sınıfın etkin olduğu feodal ekonomik yapıya sahiptir.
Taliban hareketi Afganistan’ın başkent Kabil’i 15 Ağustos 2021’de 20 yıl sonra yeniden ele geçirdi. Bundan kısa süre sonra ABD öncülüğündeki NATO birlikleri ülkeden çekildi. Amerika Birleşik Devletleri ve ortaklarının Afganistan’da yaptıkları politika tercihlerinin büyük ölçüde suçlu olduğu bu çöküşün ardından Taliban yönetimi İslam Cumhuriyeti rejimine son vererek İslam Emirliği rejimini kurdu. Düzenlediği ilk basın toplantısında da ülkeyi 1996-2001 arasında yöneten “sabit fikirli Talibancılar” gibi olmayacakları sözü verdi.
Afgan Hükümeti Taliban’ın eline geçtiğinde, Amerika Birleşik Devletleri yardımını durdurarak kötü olan Afgan ekonomisini yerle bir etti. Afganistan bankacılık krizi ve insani bir felaket içine girdi. Yeni rejim yüz binlerce devlet çalışanının maaşlarını ödemeyi durdurdu ve ülke genelinde kıtlık baş gösterdi.
Rejim değişikliği ile Taliban yönetimi ele aldığında dünyadan olduğu gibi Türkiye’den de bu değişime karşı pek çok yorum geldi. Bu yorumlar arasında özellikle kadın cephesinden gelenleri değerlendirdiğimizde bir kadın derneğimizin açıklaması o dönemde herkese çok ilginç gelmişti. Şöyle ki; “Afganistan’da kadının özgürleşmesi ile ilgili yolun ABD işgalinin sona ermesi ile başladığı belirtilerek bunun da Taliban tarafından gerçekleştirileceği söylenmiş hatta Afganistan’da çağdaşlaşma ve kadın-erkek eşitliğinin Taliban’dan geleceği de ifade edilmişti.” Kimi kadın örgütleri bir araya gelerek “Taliban’ı tanımıyoruz, Taliban’ı tanıyanı da tanımıyoruz!” sloganına karşı aynı dernek: “Bağımsız Afganistan’ı tanıyoruz, bağımsız Afganistan’ı tanımayanı da tanımıyoruz!” diyerek yaptıkları “derin” siyaset analizinde “Taliban’ın yönetimi ele geçirmesini bağımsızlık bunu da gerçek uygarlığa kavuşmanın ön koşulu” olarak tanımlayınca bu dernekten toplu istifalar olmuş, dernek şubelerinden kimi de fesih kararı almıştı.
Yıl 2026 AFGANİSTAN
2024’ te yeni kurallarla, kadınların evlerinin dışında yüzlerini göstermesi tamamen yasaklandı. Rejim, toplumsal kurallara ilişkin son yasalarla, “erdemli olmayı teşvik etmenin ve ahlaksızlığın ortadan kaldırılmasının” amaçladığını öne sürdü. Yasanın uygulamasını denetleyecek olan resmi adı “Erdemi Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanlığı” olan kurum, ülkedeki hiç kimsenin bu yasalardan muaf olmadığını vurguladı.
Taliban yönetimi, Muhtesip isimli ahlak polisleri aracılığıyla toplumsal yaşam kısıtlandı.
Yeni yasa ile Muhtesipler, Afgan halkının kamusal alanlarda nasıl göründüklerine, ne yiyip içtiklerine kadar müdahale edebiliyor. Söz konusu madde, “Yetişkin bir kadın zorunlu olarak evinden ayrıldığında sesini, yüzünü ve vücudunu gizlemek zorundadır” ifadesini içeriyor.
Aşırılıkçı toplumsal kurallar 2022 yılından bu yana ülkede kararname ile uygulanıyordu ancak son yasa ile resmiyet kazandı. Taliban, toplumsal ahlak yasalarına uymayan binlerce insanı gözaltına aldığını açıklıyor.
Taliban’ın yönetimi ele almasından bu yana hayatın her kesiminden kadın ciddi etkilendi. Taliban önce kadınların sivil toplum kuruluşlarında (STK) çalışmalarını yasakladı. Buna gerekçe olarak da bu kuruluşlarda çalışan kadınların başörtü ve giyim kurallarını ihlal etmesi gösterildi. Ardından genç kızların ortaokula gitmesi yasaklandı. Tesettür zorunluluğu, yanında erkek refakatçi olmaksızın sokağa ya da uzun yolculuklara çıkamama, kız çocuklarının orta öğretimden dışlanması, kadınların iş hayatından uzaklaştırılarak eve hapsedilmesi … Ve güzellik salonlarının kapatılması. Bunlar son birkaç yılda Taliban’ın Afgan kadınlarının elinden aldığı temel insan haklarından yalnızca birkaçı.
Kadın Bakanlığının adının “İyiliğe Davet ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı”na dönüştürülmesi de Taliban’ın kadın bedenlerine odaklanmaktan başka bir siyasi plana sahip olmadığının bir başka göstergesi. Afgan kadınlarının yıllarca uğruna savaştığı, en büyük başarılarından biri Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Kanun’ken onu da kaybetti.
Fereshta Abbasi, Taliban’ın hiçbir yazılı düzenleme, anayasa olmadan ülkeyi yönettiğini hatırlatıyor ve kararların yüzde 80’inden fazlasının kadın haklarını kısıtladığını ekliyor. Bunların başında eğitim geliyor. Ülke genelinde kız çocuklarının 12 yaşından, kimi yerlerde 10 yaşından itibaren eğitim alması yasak. Yani buna üniversite eğitimi de dahil. Kadınların BM dahil sivil toplum kuruluşlarında çalışmasının da yasaklandığını , bunun da kadınların ekonomik özgürlüğünü kaybetmesine yol açtığını, aynı zamanda aileleri ya da yalnız kadınları büyük bir yoksulluğa sürüklendiği ekliyor.
“Eğitim, iş ve sokağa çıkma kısıtlamalarının yanı sıra, hukuk sistemi de tasfiye edildiği Afganistan’da Anayasa ve kadına yönelik şiddet, aile içi şiddetten korunma hakkı üzerine kanunlar, ihtisas mahkemeleri, kadın sığınma evleri vb. feshedildi. Evden ancak mahremiyle çıkabilen bir kadın, o kişiden şiddet görüyorsa ne yapabilir? Başka bir aile üyesi bulsa bile nereye gidebilir? Bu onları tamamen savunmasız bırakıyor. “Şiddetin yanı sıra, zorla ve çocuk yaşta evlendirmelerin de yaşandığına dikkat çeken Estrada Tanck, tüm bunların birbirine bağlı olduğunu vurguluyor: “Gelir olmadan, okula gitmemek, beklentisiz evde kalmak; aile içi şiddeti ve ayrıca, zorla veya çocuk yaşta evlilik olasılığını artırıyor. Bazen aileler bunu aşırı yoksulluktan kaçmak için bir çıkış yolu olarak görüyor.”
4 yılda kölelik düzenini de kurdu. Sözde “ceza kanunu” ile toplum “din alimleri, seçkinler, orta ve alt sınıfa” bölündü. Kanun içeriğinde çok kez “efendi” ve “köle” sözü kullanıldı. Cezalar da “sınıflara” göre ayrıldı. Örneğin bir suç “din alimi” tarafından işlenirse yalnızca uyarılacak. Alt sınıfa hapis ve bedensel ceza verilecek. Kölenin cezasını ise “efendisi” belirleyecek. Muhalifler idam edilebilecek. Bir kişi ‘günah işlediğini’ düşündüğü kişiyi cezalandırabilecek.
Afganistan’ın durumu hepimize örnektir. Dönüp kendimize baktığımızda minnetle anacağımız bir Atatürk’ümüz var. O, çağdaş uygarlık düşüncesi ve modern bir toplum yaratma ideal ve özlemi ile aklın ve bilimin yol göstericiliğinde laik bir Cumhuriyet kurdu. Tanzimatla, meşrutiyetle, milli mücadelede sürdürülen kadın hareketi Cumhuriyet’in ilanı ile kazanımlarını arttırmıştır.
Ancak bugün tam bağımsızlık ilkesi başta olmak üzere, özellikle 12 Eylül darbesi sonrasında Türk-İslam sentezi olarak adlandırılan ideolojik yaklaşım devletin zihinsel haritasının sınırlarını belirlerken tam bağımsızlık ilkesi başta olmak üzere, Atatürk’ün ifade ettiği temel ilkeler budanmaya başlanmış, ülkenin rotasının değişip ekseninin başka yöne kaydırıldığı bir döneme girilmiştir. Zaman içinde laiklik ilkesi ve kurumlaşmalarından da verilen ödünlerle, eğitimden kültüre her alanda cemaatçi/dinci anlayışların ve hareketlerin önü açılmıştır. Eğitim sisteminde iktidar doğrultusunda programlar oluşturulmuştur. Ülkemizi yönetenler Cumhuriyet’in akılcı, aydınlanmacı ve laik değerlerinden ve kazanımlardan giderek uzaklaşmıştır. Toplumsal ve politik alandaki gelişmelerin eğitim üzerinde olumsuz, yıkıcı etkileri ve sonuçları olmuştur.
Günümüz Türkiye’sinde de biz kadınların hala çözülemeyen sorunları vardır:
- Aile içi şiddete ve zorbalığa maruz kalmak.
- Toplumsal ve kültürel baskı.
- Eğitim-öğretim imkânlarından yoksun bırakılmak.
- Çalışma hakkından yoksun bırakılmak.
- İş yerinde mobbing, ayrımcılık ve gelir adaletsizliğinin yanı sıra;
Kız çocuklarının eğitiminin önündeki engeller bulunmaktadır. Bunlar arasında, Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon kız çocuğunun örgün eğitim dışında olduğu tahmin ediliyor. Açıklanmayan veriler ve cezasız kalan suçlar da kız çocukları için büyük bir tehdit oluşturuyor. Eğitimde artan sorunlar ve ağırlaşan ekonomik krize karşı savunmasız durumdaki kız çocukları, sık sık suçluların da hedefi oluyor. Yoksullaşma, ailenin ekonomik durumuna katkı sunması için erken yaşta okuldan alınması gibi durumlar çocukların okullaşmasına engel. Kız çocukların okula devam etmemesi büyük oranda sosyoekonomik ve sosyokültürel değerler üzerinden şekilleniyor. Kız çocukları, sosyal ve kültürel olarak dezavantajlı oldukları için onlar açısından okula devam meselesi daha ciddi bir problem oluyor. Erken yaşta evlilik, kız çocuğunun ev içinde görünmez emeğin bir parçası haline getirilmesi de tüm bunların sonucu. Dinci-gerici uygulamalarla kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarı sıradanlaştırılıyor. Bu politikalar, kız çocuklarını toplumda korunmasız ve savunmasız bırakarak şiddet ve istismarın hedefi haline getiriyor. Diyanetin çeşitli programlarıyla sadece İmam Hatipler değil, okulların tamamında dini bir iklim hakim olmaya başladı. Okullar ÇEDES, diyanet projeleri, son olarak yeni müfredatla birlikte dinsel öğelerin son derece baskın olduğu bir iklime büründü. Bu yaklaşım kız çocuklarının geri plana itilmesine yol açabileceği gibi yıkıcı ve kronik sorunumuz olan kadına yönelik şiddetle ilgili de toplumsal bilincin gelişmesinin engellenmesi riskini taşıyor.
Bütün bunlara baktığımızda ve örnekleri gördüğümüzde biz kadınlar Cumhuriyet ile elde ettiğimiz kazanımlar için mücadelenin ne kadar değerli olduğunu bilmek ve hız kesmemek zorundayız. El ele verip devrimci kadın hareketinde bütünleşmek zorundayız.
Bu topraklarda yaşayan Cumhuriyet’in kadınları, ileri atacakları her adımda Atatürk’ün onlarla yeniden doğduğunu ve ellerinden tuttuğunu bilerek engelleri aşmalıdırlar.
Yazarın Son Yazıları