More

    Cumhuriyet Devriminin Aydınlanma Ocakları Köy Enstitüleri 

        Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın sonrasında çöken bir imparatorluk, ardında bıraktığı enkaz ve onun üzerine kurulan yeni bir Cumhuriyet.  İşte bu enkaz Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet için belirlediği “sonsuza değin yaşama”, “çağdaş uygarlığı yakalama” hedeflerinin önündeki en büyük engeldir. 

       Yıl 1923, Türkiye tarımda geri kalmış, sanayi yok denecek durumdadır. Halk yıllar süren savaşlarla hem maddi hem de moral gücünü yitirmiş ve okuryazar oranı %9’dur. Cumhuriyet hedeflerini belirlemiş ancak, bu hedeflere ulaşması için de bu tablonun değişmesi gerekmektedir. İlk on yılda tüm devrim ve reformlara karşın ne yazık ki eğitim yoluyla köklü bir sosyal, ekonomik, kültürel yapılanmaya dönüşüm sağlanamamıştır. 

         Cumhuriyet’i kuran kadro ulusu yüzyılların eseri olan geri kalmışlıktan kurtarmak için Türk devrimini başlatmıştır. Devrim ruhunun devam etmesi, devrimlerin gecikmeden bilinçlere sokulması ve ulusa mal edilmesine bağlıdır. Temel hedef uygarlık yolunda halka dayalı hızlı bir toplumsal kalkınmayı gerçekleştirmektir. Ulusal bağımsızlığın ve toplumsal kalkınmanın köylüye dayanması, özüne köylüyü katması tarihsel bir zorunluluktur. Türkiye’de çağdaşlaşma ve kalkınmanın tek yolu köyden geçmektedir ve bu da kalıcı bir aydınlanma için önkoşul olmuştur. 

          İşte tam da burada Köy Enstitüleri modeli doğmuştur. Bu kurumlarla köye yalnızca eğitim götürülmeyecek ve cumhuriyetin kalıcılığını sağlamak için akılcılık, halkçılık, eşitlik gibi çağdaş değerler de halka aktarılacaktır.      

         Böylece bundan tam 86 yıl önce güzel vatanın bozkırlarını yeşerten, ocaklarını tüttüren Köy Enstitüleri, vahalardan yayılan bir ışık gibi tüm ülkeyi sarar. Feodal toplumun insanı köleleştiren üretim biçimini ortadan kaldırmayı hedefleyen bu kurumlar toplum düzenini ataerkillikten çağdaş aile düzenine getirmek için uğraş vermeye başlar.  

          İsmail Hakkı Tonguç, 17 Nisan 1940’da 3803 sayılı yasanın çıkması üzerine 2 Ekim 1940’da Köy Enstitüsü müdürlerine yazdığı mektubunda; “Sizlere yasalarla verilmiş olan yetkilerden başka birçok idare yetkisi ve olanağı da verilmiş bulunmaktadır. Bunların hepsinden amaç topluma vefalı, yeni, diri, çalışkan, cesur, dürüst, becerikli, meşakkate dayanabilen, zorluk ne olursa olsun yenebilen, tuttuğunu koparan, toplumsal hayatın her aşamasını etkileyebilen, toprağa bağlı, köklü, yaşamdan zevk alan, yaşamaya doymayan, insanları ve yaşamı seven, ölümü tanımayan yurttaşlar yetiştirmemiz içindir.” demektedir. 

         Şu bir gerçek ki; Türkiye’de Köy Enstitülerinin rahatsız ettiği insanlar, bütün devrimlerin rahatsız ettiği insanlardır. Hacılar, hocalar, ağalar, para babaları, eski bey paşa oğulları, medrese kalıntıları ulema bozuntuları ve bunlara yaranan ya da aldananlar. Köy Enstitüleri 600 yıllık Osmanlı devletinin ümmetleştirdiği ve suskunlaştırdığı bir halkın uyanışına ve kurtuluşuna da öncülük etmiştir. Enstitüler asla batı kopyası değildir. Kendi gerçeklerimizden, öz değerlerimizden yola çıkılarak oluşturulmuş kurumlardır ve aynı zamanda ulusal bağımsızlık savaşımızın temelini oluşturan “tam bağımsızlık” ilkesinin bölünmez bir parçası olan eğitimde ve kültürde bağımsızlığın gerçek örneklerinden biridir, gerçekten cumhuriyetçi ve gerçekten ulusal kuruluşlardır. 

          Köy Enstitüleri içten dışa doğru büyüyen ve yayılan, yepyeni değerleri olan bir toplum yaratmayı ve ilkelerini ahlaki, manevi, toplumsal değerler açısından somutlaştırmayı amaçlamıştır. Hedef halkçılık ilkesine uygun olarak eğitimi yaygın hale getirip halkın eğitim düzeyini yükselterek, yapılan yeniliklerin yerleşmesi için gerekli ortamı yaratmak; halkın yaşamın her alanına aktif olarak katılmasını sağlamak ve aynı zamanda onu kendi hakları konusunda bilinçlendirmektir. 

          Kemalizm’in laiklik ilkesiyle dinsel inanç artık yalnızca bireylerin vicdanlarına özel yaşam alanlarına çekilmekte ve dinsel ahlakın yerini iş ve bilim ahlakı almaktadır. Bu tam anlamıyla laik bir eğitimin gerçekleşmesini öngörür. Köy enstitülerinin yaptığı şey halkın dinini yıkmak değil halk inanç ve kültürünü hümanist bir yaklaşımla millileştirmektir. 

          Yaşamı içselleştirmenin ve bunu sürekli kılmanın özü olan yaparak yaşayarak öğrenme, aydınlanma döneminin en önemli kurumu olan Köy Enstitüleri’nde eğitimin temel ilkesidir. İmece kavramının temel alındığı bu okullarda; özgürce sorun çözmek, yapıcı eleştiriyi öğrenmek ve uygulamak, klasik edebiyat eserlerini okuyup, çağdaş müzik kültürü edinmek ve en az bir müzik aleti çalmak öğrencilerin ufuklarını açan uygulamalardır. Aynı zamanda en büyük özelliği de yaşamın her safhasında yan yana olan kadın ve erkeği eğitim sıralarında da aynı uygulamayla birlikte yaşamaya ve öğrenmeye alıştıran karma eğitim oluşudur.  

           1940’lı yıllara kadar daha çok kentlerde yaşayan kızlar eğitim olanaklarından yararlanırken köy enstitüleriyle birlikte köylü kızların eğitimi gündeme gelmiştir. Köy Enstitülerine daha çok kız öğrenci alarak onları aydınlatıp yeniden köylere, kadın çoğunluğumuzun yaşadığı karanlık yerleşmelere yollamak Tonguç’un en büyük özlemiydi. Enstitülere alınan 20 bine yakın delikanlının, altı bine yakını kızdı. Enstitüler 1940’lı yıllarda ancak bu kadarını başarabildi. Her bir kızın köyünden alınıp Enstitüye kazanılması için Ferhatça çabalar harcandı. Sıdıka Avar’ın bir başka koldan yaptığının çok büyüğünü yapan İ.Sefa Güner, M.Rauf İnan, Seyfi Koryürek, Fikret Madaralı, Nezif Evren ve daha nice adsız eğitimci bu uğurda kendini tüketircesine çalıştı.  

            Enstitülerin en büyük çabası, öğrencileri arasına yarının kadın köy öğretmenleri olacak köy kızlarını katmalarıydı. Toplumun kökü, hatta emeli niteliğindeki köy kadınlığı karanlıktaysa, çoğu zaman şehirlere üniversite kurmak bile beklenen sonucu doğurmaz. Büyük yapılar en iyi teknoloji dahi olsa çatıdan başlayarak değil, temelinden başlayarak yapılır. Enstitüler bunu başardılar. Kızlar da canlarını dişlerine takarak iyi çalıştılar, okudular. Bir aydınlık geldi ve gitti. 

            “Kız çocuğu okur mu?” anlayışıyla enstitülere geldikleri ilk günden itibaren mücadele veren kızlarımızın bu çabaları onların yaşamları sonuna dek de sürmüştür.  2026’ları yaşarken yine okutulmayan, genç yaşta evliliğe zorlanan, şiddet ve tacize maruz kalan kız çocuklarını görmek içimizi acıtıyor. 

          Dünyaya örnek pek çok çiçeği açtıran bu kurumlar tüm başarılarına karşın 1946’da girilen çok partili dönemde ağır suçlamalara hedef olmuştur. Köylünün uyanmasını ve eğitimli birer birey olmasını istemeyen kesimler enstitüleri, özellikle komünist yuvası olmak ve dinsizliği yaymak gibi suçlamalarla zan altında bırakır ki bunların başında CHP milletvekili Şemsettin Reşat Sirmen –daha sonra Milli Eğitim Bakanı oldu- bulunmaktadır. Bu güzel, bu olağanüstü kurumlardan yetişen öğrencilerin başarısını yıllar boyu iftiharla izleyeceğine söz veren İsmet İnönü de maalesef parti içinde yer alan sağ ağırlıklı kesimin baskılarına dayanamayarak sözünde duramaz ve kısa bir süre sonra Köy Enstitüleri projesini bizzat yöneten ve enstitülerin açılmasında büyük payı bulunan Hasan Ali Yücel de Milli Eğitim Bakanlığı görevini bırakmak zorunda kalır. Sonunda enstitüler  kuruluş amacından saptırılarak klasik öğretmen okullarına dönüştürülür. 

          Ve…Anadolu bozkırlarında yeşeren bu filizler hoyratça koparılarak devrimin en önemli ayağı olan ulusal ve çağdaş eğitim hareketi Demokrat Partili Tevfik İleri’nin Milli Eğitim Bakanı olduğu 1950’den sonra işlevlerini yitirir, sonrasında 1954 yılında da tümüyle kapatılır.                       

          Neoliberal politikaların her alanda olduğu gibi eğitim alanında da yol açtığı tahribatlar gizlenebilir boyutları çoktan aşmıştır. Günümüzde çocuklarımızı ve gençlerimizi bilimin ışığından uzaklaştıran eğitim sistemine baktığımızda Köy Enstitüleri’nin kapatılmasının nedenini anlamakta zorlanmıyoruz. Emperyalist güçler 1938’den bu yana hedeflerine ulaşmak için her yolu denediler. Köy enstitüleri, öğrencilerini öğretime katarak, insan gelişimine özgürlük tanıyarak ve eleştirme geleneğini kurarak, tabana dayalı bir demokratik düzenin gerçek örneğini vermişti. Demokrasiye ulaşmanın gerçek yoluydu enstitüler. Dengeli ve uyumlu bir toplum tipinin de garantisiydi bu, ülkemizin kendi bünyesinden öz kaynağımızdan fışkıran güçlü sağlıklı bir gençlik vardı. Bugün eğitim sistemimiz tarihimizin hiçbir döneminde olmadığı kadar ağır sorunlar içindedir. Öğretmenlere saldırılar, Okulları basıp öğrencileri katleden 14- 19  yaşında gençler, tarikatlara teslim olmuş eğitim. Halk yönetimi ve demokrasinin eğitimle başladığını ve gerçekleştiğini biliyoruz. Ancak  biz hala orta çağ karanlığı içine itilen bir toplum olarak yaşamaya razı olmayacağımızı da biliyoruz. Köy Enstitüleri ruhunu yeniden canlandıracağız, canlandırmak ve günümüz koşullarına uygun programlarla eğitim sistemimizi yeniden düzenlemek zorundayız. 

         Son olarak Aziz Nesin’in “Ah Bu Eşekler” kitabından “İnşallah gelen kurt değildir!” diyen ve tehlike gelip çatana kadar gerçeği reddeden eşeğin trajikomik durumunu anımsatmak isterim. Eşek, kurdun geldiğini görür ancak korkudan kurdun kurt olmadığına kendini inandırır “Yaban kedisini kurt sanıp kaçıyorum… Allah belamı versin ki kurt değil” der. Sonunda kurt onu parçalarken gerçeği kabul eder. 

      Kuruluşunun 86. yılında bu aydınlık kurumların gerçek öncüleri Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’u, bağlamasıyla tek tek her enstitüyü dolaşarak ders veren Aşık Veysel’i bozkır ortasından Türkiye’nin geleceğine damgasını vuran köylü aydınlar kuşağı Mehmet Başaran, Dursun Akçam, Ali Dündar, Mahmut Makal, Naciye Makal, Perihan Gürler, Ayşe Baysal, Talip Apaydın, Aliyar Karaca, Emin Özdemir, Rafet Angın, Mevlüt Kaplan, Bahar Dadaloğlu, Fakir Baykurt’u minnet ve saygıyla anıyoruz. 

                                                                                     Ayşe Nilgün Metingü                    

    Not: Değerli Dostlar, 17 Nisan 2026  Cuma akşamı saat 21.00’de  Türk Kadın Hareketi kapsamında zoom  üzerinden  “Cumhuriyetin Aydınlanma Ocakları Köy Enstitüleri” konulu bir söyleşi ye katılacağım.  Sizleri de görmek bizi mutlu edecektir.  Saygılarımla. 

    Yazarın Son Yazıları

    Yazılar

    Yazılar