Art arda iki gün, iki okul, iki silahlı katliam. Şanlıurfa Siverek’te bir lise öğrencisi okul koridorlarını kana buluyor.Ardından Kahramanmaraş’ta 8. sınıf öğrencisi bir çocuk, çantasına doldurduğu beş silahla sınıflara dalıp üç arkadaşını ve bir öğretmenini katlediyor. Ölen çocuklar, ölen bir eğitimci, paramparça aileler, endişe içinde bir toplum ve tarifsiz bir acı…
Yetkililer her zamanki gibi hemen “münferit olay” etiketini yapıştıracak, yayın yasağı getirilip ardından belki birkaç bürokratı görevden alıp dosyayı kapatacak. Oysa bu saldırılar münferit falan değil. Yirmi üç yılda ilmek ilmek örülen bir çürümenin, bir kokuşmanın kaçınılmaz sonuçları. Sistem çürüyor, sistem toplumu çürütüyor.,
Mafya-Tarikat-Rant Üçgeninin Karanlığında Kaybolan Çocuklar
Bugün yasını tuttuğumuz çocuklar, AKP iktidarının inşa ettiği mafya-tarikat-rant düzeninin masum kurbanlarıdır. Bu karanlık üçgen yalnızca ekonomiyi, siyaseti, yargıyı değil; okullarımızı da esir almış durumda. Liyakatli öğretmenlerin tasfiye edilip yerlerine tarikat mensuplarının doldurulduğu okullarda, çocuklarımız bilimle, aydınlanmayla, yurttaşlık bilinciyle değil; hurafelerle, dogmalarla, itaat kültürüyle büyütülüyor. Kahramanmaraş’ta bir çocuğun ruhsal çöküntü içinde okula silahlarla gelmesi, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin tarikatçı kadrolaşma uğruna nasıl çökertildiğinin kanıtı değil midir?
Üstelik uyuşturucu baronlarının, organize suç örgütlerinin, mafya liderlerinin siyasetle iç içe geçtiği, devlet kademelerinde himaye gördüğü bir iklimde yaşıyoruz. Şiddetin, silahın bu denli normalleşmesi kaçınılmaz değil mi? Bir çocuğun okul çantasında beş silah taşıyabilmesi, mafya-siyaset-rant sarmalının sokaklarımızı ve okullarımızı nasıl silah pazarına çevirdiğinin en somut göstergesidir.
Rant ekonomisi eğitimi bitirdi. Okullar, hastaneler, araziler hep ranta kurban edildi. Eğitim bütçeleri saraylara, beton projelerine, yandaş müteahhitlerin kasalarına aktarılırken, okullarımız güvenlik kamerasından, rehber öğretmenden, psikologdan yoksun bırakıldı. Bu çürümüş düzen, evlatlarımızın can güvenliğini dahi sağlayamıyor.
Bu saldırıların zamanlaması tesadüf değil. İktidar bir yandan emperyalist dayatmaların ve gerici ideolojilerinin parçası olan “Terörsüz Türkiye” süreci adı altında ortaçağ anayasası yapmak için zemin hazırlarken, diğer yandan toplum temelini derinden sarsmaktadır. Emperyalist projelere ve NATO’nun bölgesel planlarına hizmet etmekle meşgul bir güvenlik bürokrasisi, asli görevi olan vatandaşın can ve mal güvenliğini koruyamıyor.Okullarda güvenlik yoksa, geleceğimiz de yok demektir. Çocukları koruyamayan bir devletin, meşruiyeti olamaz.
Şiddeti Kutsayan Kültür Emperyalizmi
Peki bir çocuğu, akranlarını katledecek bir canavara dönüştüren nedir? Bu sorunun cevabı, iktidarın emperyalizmle iş birliği içinde topluma dayattığı kültür politikalarında gizli.
Şiddeti, bireyciliği, silahı ve nefreti yücelten dizi, film ve oyun endüstrileri genç zihinleri zehirliyor. Laik ve bilimsel eğitimin yerine tarikat yurtlarını ve imam hatip zihniyetini koyan bir sistem, çocuklarımıza ne akıl sağlığı bıraktı ne de vicdan. Ekonomik kriz ve geleceksizlik girdabında debelenen gençlik, bu karanlık kültürel atmosferde şiddeti bir “çıkış yolu” olarak görmeye itiliyor.
Liyakatsiz Kadrolaşma ve Çöken Kamu Düzeni
Şanlıurfa’daki saldırının ardından iki emniyet ve iki milli eğitim çalışanının görevden uzaklaştırılması, buzdağının yalnızca görünen kısmı. Yıllardır uygulanan liyakatsiz, mülakatlı ve tarikat referanslı kadrolaşma politikası, devletin tüm kurumlarını içten çürüttü.
Okullarımız güvenlik görevlileri olmayan, rehber öğretmeni olmayan, müdürü öğrencisini tanımayan atıl binalara dönüştü. Bu çürümüş düzenin faturası, ne yazık ki çocuklarımıza kesiliyor. İki bürokratı görevden alıp kurtulacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Asıl sorumlular, bu düzeni kuranlar ve sürdürenlerdir.
Çözüm Nerede?
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak bir kez daha haykırıyoruz: Bu karanlık gidişata dur demenin tek yolu, “Vatan, Emek, Cumhuriyet” programını hayata geçirmektir.
Okullar derhal güvenli hale getirilmeli, emperyalist kültürün zehirli içerikleri engellenmeli, mafya-tarikat-rant üçgeninin devlet ve toplum içindeki uzantıları temizlenmelidir.
Gençlerimize iş, aş ve gelecek sağlanmadan onları şiddetten uzak tutamayız. Kamucu ve planlı ekonomiyle her gence insanca bir yaşam vaat ediyoruz.
Tarikatların ve cemaatlerin okullarımızdan elini çektiği, aklın ve bilimin yol gösterici olduğu bir eğitim sistemi yeniden inşa edeceğiz. Okullarımıza rehber öğretmenler, psikologlar ve güvenlik görevlileri atanacak; eğitim bütçesi ranta değil, çocuklarımıza aktarılacaktır.
Yetkililere değil yurttaşlarımıza sesleniyoruz: Bu çürümüş düzeni ayakta tutan emperyalist bağımlılık politikalarından, mafya-tarikat-rant düzeninden kutulmaktan başka çare yok.. Acımız büyük, öfkemiz haklı. Bu acıyı örgütlü bir mücadeleye dönüştürelim.
Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.
Yazarın Son Yazıları
- Çürüyen Sistemin Çürüttüğü Toplum
- SAKIK’IN GÖREVİ
- MAJESTELERİNİN MUHALEFETİ
- DIŞA BAĞIMLILIĞIN “İÇ CEPHE”Sİ
- Üstyapı Altyapının “Köpeği”dir
- ERDOĞAN’IN NATO İLE BÜTÜNLEŞMESİ, TÜRKİYE İLE KAVGASI
- Saraylar sahibini korumak içindir, vatanı değil!
- GÜCÜNÜ DEVLETİN TASFİYESİNDEN ALAN İKTİDAR VE ÇÖZÜLME SÜRECİ
- Cumhuriyet Yıkıcılığının Koçbaşı: PKK
- Anneler Günü Kutlu Olsun!