14 Şubat 2023’te aramızdan ayrılan; gönlümüzde ve zihnimizde silinmez izler bırakan namuslu bir insanı, ahlaklı bir devrimciyi, sağlam bir yoldaşı anmak için Ankara’da bir araya geldik. Mehmet Bedri Gültekin’in anması, bu yıl benim için yalnızca bir anma değil, aynı zamanda sorumluluğumuzu yeniden hatırlatan bir buluşmaydı.
Önceki anmalar daha çok duygunun ağır bastığı buluşmalardı. Bu kez salona Sosyalist Cumhuriyet Gençliği damga vurdu. Bedri Abi ile hiç yan yana gelmemiş gençler vardı aramızda; ama hepsi onu okuyarak, öğrenerek, düşüncelerini sahiplenerek gelmişti. Sanki kırk yıllık dostlarıymış gibi… Bedri Abi’nin kırk yıllık yoldaşları da vefalarını göstermek için salondaydı. Hazırlanan video, geçmişle bugünü birbirine bağlayan bir köprü oldu ve hepimize duygulu anlar yaşattı.
O salonda yalnızca gençler ve bugünün kadroları yoktu. Mehmet Bedir vardı, Kamil Dede vardı, Hasan Yalçın vardı, Halil Alkan vardı, Bora Gözen vardı, Mehmet Çetin vardı, Mehmet Ongan vardı, Adil Turan vardı. Ve o salonda, bütün bu isimlerin ortak paydasında bir de Mustafa Kemal vardı. Aynı irade, aynı direnç, aynı Cumhuriyet iddiası… Dünle bugünü bir araya getiren şey yalnızca anılar değil, ortak bir yürüyüştü.
Genel Başkanımız Gürkan Koç’un konuşmasının ardından yapılan konuşmalar, anmayı sıradan bir tören olmaktan çıkarıp anlamlı bir buluşmaya dönüştürdü. Ardından Bedri Abi’nin sevdiği türküler söylendi. O an, onun da bu salonda bizi dinlediğine, bu sesi ve bu kararlılığı duyduğuna inanmak istedim.
Genç arkadaşlarımızın konuşmaları salonun havasını büsbütün değiştirdi. Utku, Kıvanç Tuna, Irmak, Mete Utku Kılıç, Mustafa, Ali Berkay, Uğur Baran, Mücahit ve Beyza’nın sözleri salondaki herkesin yüreğine dokundu. Her birinde yalnızca duygu değil, aynı zamanda bir duruş ve bir yön vardı. Tanıma fırsatı bulamadıkları bir yoldaştan bu kadar çok şey öğrenmiş olmaları, Mehmet Bedri Gültekin’in nasıl güçlü bir miras bıraktığını bir kez daha gösterdi.
Bu konuşmaların hiçbirinde umutsuzluk yoktu. Aksine, partiye bağlılık ve partiyi büyütme iradesi açıkça hissediliyordu. Gençler, yalnızca geçmişi anmak için değil, geleceği kurmak için söz almışlardı.
Bu sözlerin içinde Utku’nun konuşması benim için ayrı bir yerde durdu. Onun cümleleri, insanın umut duygusunu tazeleyecek bir berraklık taşıyordu. Türkiye’nin içinde bulunduğu zorluklara karşı ne yapılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor; işçilerin ve emekçilerin iktidarının nasıl kurulacağını anlatıyordu. Cumhuriyet’in emekçilerden yana bir Cumhuriyet olması gerektiğini vurgularken, bu mücadelenin yalnızca bir temenni değil, somut bir görev olduğunu hissettiriyordu.
Toplantı bittiğinde şunu düşündüm: Bu anma yalnızca geçmişe dönük bir saygı duruşu değildi. Partinin dimdik ayakta olduğunu, büyüyeceğini ve emekçi halkın ve bağımsızlık mücadelesinin sesi olma iddiasını güçlendirdiğini gösteren bir tabloydu. Gençlerimizin heyecanı ve kararlılığı bende yeniden umut yarattı; mücadeleye olan inancımı güçlendirdi.
İşte bu duyguyla söylüyorum:
Sosyalist Cumhuriyet Partisi ayaktadır.
Sosyalist Cumhuriyet Gençliği ayaktadır.
Görev ve sorumluluklarının bilincindedir.
Mazlum ülkeleri parçalayan, mazlum insanları yurdundan ve canından eden emperyalist düzene karşı; onu ayakta tutan NATO ve benzeri işbirliği mekanizmalarına karşı mücadele ediyoruz. Bu ülkenin geleceği, yabancı merkezlerin çıkarlarına göre değil, emekçi halkın ihtiyaçlarına göre kurulacaktır.
NATO’dan kurtulana, teslimiyet siyasetleri sona erene kadar;
özelleştirmeler durdurulana, yağmalanan kamu varlıkları yeniden kamulaştırılana kadar;
devletin tüm kaynakları bir avuç zengine değil, emekçi halkın yararına planlanana kadar görev başındayız.
Kadın cinayetleri bitene kadar,
uyuşturucu bataklığı kurutulana kadar,
mafya ve tarikat düzeni çökertilene kadar, rantçılar ve işbirlikçiler devletin bütün kademelerinden temizlenene kadar mücadelemiz sürecektir.
Meclis, sermayenin değil emekçilerin söz sahibi olduğu bir meclis olana kadar;
eğitim, sağlık ve ulaşım parasız olana kadar;
evi olmayanın evi, işi olmayanın işi olana kadar;
yoksulluğun ve yolsuzluğun kökü kazınana kadar susmayacağız.
Limanlarımız, doğamız ve bu topraklarda yaşayan bütün canlılar sermayenin değil halkın olana kadar;
Cumhuriyet, yalnızca bir ad değil, emekçi halkın gerçek iktidarı haline gelene kadar;
Kemalist devrim tamamlanana kadar görev başındayız.
Bu mücadele bir öfke değil, bir iradedir.
Bu söz bir temenni değil, bir yemindir.
Türk milletine sözümüzdür:
Kemalist devrim mutlaka tamamlanacaktır.
Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz,
güneşin zaptı yakın!
Yazarın Son Yazıları