More

    Özgürlük, Washington’dan Gelmez

    Sebahat Tuncel’in son röportajında kurduğu cümle, yıllardır dillendiren bir gerçeği artık gizleme gereği bile duyulmadan ifade ediyor:

    “Kürtler emperyalistlerle taktik ittifaklar kuruyor.”

    Bu söz bir dil sürçmesi değildir; bir siyasal hattın açık itirafıdır. Emperyalist güçlerle kurulan ilişkileri “diplomasinin gereği” diye adlandırmak, bağımlılığı meşrulaştırmanın başka adıdır. Çünkü burada tarif edilen şey geçici temas değil, süreklilik kazanmış bir yönelimdir.

    PKK, kurulduğu günden bu yana siyasetini emperyalist merkezlerin Ortadoğu planlarıyla iç içe yürütmüştür. Bugün bu çizginin siyasal alandaki vitrini olan DEM Parti de aynı hattı farklı bir dil ve yöntemle sürdürmektedir. Yöntemler değişse de yön aynıdır.

    Sebahat Tuncel’in dile getirdiği bu yaklaşım, PKK çizgisinin uzun süredir izlediği hattın açık ifadesidir. Ancak bu hat, Kürt emekçilerinin özgürleşmesini temsil etmemektedir. PKK ve siyasal alandaki uzantısı olan DEM Parti, Kürt halkının meşru temsilcisi değildir. Bu yapılar, kurulduğu günden bu yana emperyalist merkezlerle ilişki kurmayı bir “taktik” olarak değil, siyasal varlık koşulu olarak benimsemişlerdir. Bugün bu ilişki artık gizlenmemekte, tersine açıkça savunulmaktadır. Emperyalizmle kurulan bu bağ, Kürt sorununu emekçi sınıfların kurtuluşu zemininden koparmakta; onu büyük güçlerin bölgesel hesaplarının bir aparatı haline getirmektedir. Bu nedenle bu siyasal çizgi, Kürt işçisinin, köylüsünün ve yoksulunun gerçek çıkarlarını temsil edemez; yalnızca emperyalist planlara eklemlenmiş bir taşeronluk işlevi görür.

    Ortadoğu’da etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden kurulan her siyaset, böl-parçala-yönet stratejisinin parçasıdır. Dün mezhepçilikle yapılan müdahaleler, bugün etnik kimlik üzerinden yürütülmektedir. Suriye’de, Irak’ta, İran’da ve Türkiye’de kurulan çizgi, farklı adlar taşısa da aynı amaca hizmet etmektedir: Bölgeyi zayıflatmak, parçalamak ve emperyalist müdahaleye açık hale getirmek.

    Bu nedenle Kürt sorunu artık yalnızca bir iç mesele değildir. Bugün Kürt sorunu, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinin parçası haline gelmiştir. ABD’nin Irak ve Suriye’de kurduğu askeri üsler, bölgeye taşıdığı silahlar ve örgütlü yapılara aktardığı kaynaklar bu meselenin doğrudan tarafı olduğunu göstermektedir. Ortadoğu’da “demokrasi” adına yürütülen her askeri hamlenin arkasında paylaşım hesapları vardır.

    Burada “eşit yurttaşlık” kavramının nasıl kullanıldığına da bakmak gerekir. Bu ifade, emperyalist merkezlerin siyasal literatüründen devşirilmiş; halkları birleştirmek için değil, devletleri çözmek için araçsallaştırılmıştır. Eşitlik, emperyalist projelerin içinde değil; bağımsızlık temelinde anlam kazanır. Aksi halde bu söylem, parçalanmanın yumuşak ambalajına dönüşür.

    Dil meselesi de bu tablonun dışında değildir. Emperyalizm yalnızca sınırları değil, dilleri parçalayarak da halkları birbirinden koparmayı hedefler. Ortak yaşamın maddi temeli üretim ve kader birliği iken, ulusun kültür, duygu ve düşünce birliğinin maddi karşılığı resmî dildir. Bu nedenle ortak kamusal dil, baskının değil, birlikte yaşama iradesinin tarihsel ürünüdür. Anadilin yaşatılması ile ortak dilin korunması birbirine karşıt değil, toplumsal birliğin iki tamamlayıcı unsurudur. Kimlikleri dil üzerinden karşı karşıya getiren siyaset ise halkların ortak mücadelesini değil, parçalanmayı büyütür.

    Tam da bu noktada asıl mesele yalnızca kimlik değil, millet meselesidir. Millet, etnik kökenlerin toplamı değildir; ortak tarih, ortak vatan, ortak kader ve ortak gelecek bilincidir. Emperyalizm bu ortaklığı dağıtmak için önce millet fikrini hedef alır. Kimlikleri birbirine karşı kışkırtır, halkları birbirinden koparır, ardından ortaya çıkan boşluğu kendi askeri ve siyasal projeleriyle doldurur.

    Ortadoğu’da yaşanan tam olarak budur. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da ve daha önce Yugoslavya’da izlenen yol aynıdır: Önce “kimlik özgürlüğü” söylemiyle devlet yapıları çözülür, sonra halklar birbirine düşürülür, en sonunda da ortaya çıkan enkazın üzerine emperyalist üsler kurulur. Millet fikrini “gerici” diye aşağılamak, farkında olarak ya da olmayarak emperyalizmin işini kolaylaştırmaktır.

    Millet fikri, halkların birbirine karşı değil, birlikte yaşamasının zeminidir. Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Alevi’siyle, Sünni’siyle bu topraklarda oluşmuş tarihsel birlik, emperyalist projelerden daha eskidir ve daha güçlüdür. Sorun bu birliği dağıtmak değil; onu sınıfsal eşitsizliklerden, yoksulluktan ve dış bağımlılıktan kurtarmaktır.

    Bugün gelinen noktada inkâr politikaları büyük ölçüde aşılmıştır. Kürt yurttaşların dil, kültür, basın ve siyasal temsil alanlarında geçmişe göre önemli kazanımlar elde edilmiştir. Sorun artık esas olarak kimlikten değil, sınıfsal ve bölgesel eşitsizliklerden kaynaklanmaktadır.

    Topraksız köylü Kürt olduğu için yoksul değildir; köylü olduğu için yoksuldur.

    İşsiz genç Kürt olduğu için umutsuz değildir; üretimden koparıldığı için umutsuzdur.

    Gerçek çözüm, emperyalistlerle kurulan “taktik ittifaklarda” değil; halkların ortak mücadelesindedir. Toprağın köylüye verilmediği, üretimin kamucu temelde örgütlenmediği, ekonomik bağımsızlık sağlanmadığı bir ülkede hiçbir kimlik özgür olamaz.

    Bu yüzden Kürt sorununun çözümü, emperyalist müdahale bertaraf edilmeden mümkün değildir. Emperyalizmle ve Ortaçağ gericiliğiyle birlikte yürütülen hiçbir siyaset özgürlük üretmez. Ancak bağımsızlık temelinde ve halkların ortak mücadelesi içinde gerçek bir çözüm yolu açılabilir.

    Sebahat Tuncel’in sözleri, yıllardır gizlenen bir yönelimin artık açıkça dile getirildiğini göstermektedir. Ayrıymış gibi sunulan yapıların aslında aynı siyasal hatta yürüdüğü bu ifadelerle netleşmektedir. Bugün PKK çizgisi ile DEM çizgisi arasında yöntem farkı olabilir; fakat yön aynıdır: Emperyalist merkezlerle uyumlu bir siyaset.

    Bu yol Kürt halkını özgürleştirmez.

    Bu yol Ortadoğu’yu daha karanlık hale getirir.

    Bu yol Türkiye’yi dış müdahalelere açık bir ülke yapar.

    Gerçek ayrım çizgisi şuradadır:

    Ya emperyalizmin planlarına eklemlenen bir siyaset,

    ya da bağımsızlık temelinde halkçı bir çözüm.

    Üçüncü bir yol yoktur.

    Yazılar

    Yazılar