Yeni parti kurma tartışması, bir grup CHP’li siyasetçinin kişisel geleceğine indirgenemeyecek kadar ciddi bir konudur.
Kurultay Çıkmazı ve Yeni Parti İhtiyacı
Mahkeme kararıyla getirilen ve kollanan CHP yönetimi, bugünkü delegelerle olağanüstü kurultaya gitmeye yanaşmıyor. Önceliği, partiyi yukarıdan aşağıya kendi kadrolarının denetimine almak. Bu nedenle olağan kurultay sürecini Eylül ayında başlatacaklarını ilan ettiler.
Ama bu süreç tamamlanmadan iktidarın erken seçim kararı alması, CHP açısından iki ağır sonuç yaratabilir. Birincisi, kurultayını zamanında yapmamış ve hukuki durumu tartışmalı hale getirilmiş bir parti olarak seçime sokulmaması ihtimalidir. İkincisi ise, son yerel seçim başarısını taşıyan kadroların tasfiye edildiği, morali bozulmuş ve iç bütünlüğü zedelenmiş bir örgütle sandığa gitmek zorunda kalmasıdır.
İktidarın yargı gücünü ve parti içi ayrışmaları kullanarak CHP’nin önünü kesme hamlesi karşısında, seçmenin ve örgütün direnme isteğini yeni bir siyasal kanalla sandığa taşıma arayışı bu yüzden meşrudur. Dolayısıyla görevden alınan CHP’lilerin iktidara gelmek için mücadelede ısrarcı olmalarını “bölücülük” diye mahkûm etmek doğru değildir.
Öte yandan yeni parti arayışını haklı hale getiren koşullar, bu süreçte karşılaşılacak zorlukları da ortadan kaldırmaz. Yeni partinin tarihsel dayanağı, örgütsel yapısı, para kaynağı ve ideolojik doğrultusu bakımından tartışılmadan, sadece öfkeyle, coşkuyla ve umutla bu işe girişilirse, ağır bir hayal kırıklığı yaşanabilir.
Parti Kurmak, Örgüt Kurmak Değildir
İktidarı hedefleyen bir siyasal hareket, yalnızca basın açıklamalarıyla, televizyon programlarıyla ya da sosyal medya paylaşımlarıyla varlık kazanamaz. Siyasi başarıyı belirleyecek olan şey, genel başkanın konuşmaları kadar il ve ilçe binalarının halka açık kapılarıdır. Bir parti mahallede üye kaydedebiliyorsa, kahve toplantısı yapabiliyorsa, sandık görevlisi bulabiliyorsa, seçim günü avukatlarını hazır tutabiliyorsa ve seçmenle düzenli ilişki kurabiliyorsa gerçekten örgütlenmiş sayılır.
Mevcut CHP’nin bünyesinde hatırı sayılır bir örgüt tecrübesi var. Binalar, hazır üye listeleri, yerel medya ilişkileri, belediye olanakları ve yılların kazandırdığı sokak bilgisi var. CHP’nin yetişmiş, seçimler görmüş, sandık güvenliği konusunda deneyim kazanmış ciddi bir insan kaynağı da var. Bu kadroların önemli bir bölümü mevcut iktidara ve atanmış CHP yönetimine tepki duyarak yeni partiye yönelebilir. Yeni parti bu kadroları yalnızca yan yana getirmekle yetinemez; onlarla birlikte yeni bir çalışma düzeni kurmalıdır.
Yeni parti bu birikimi bugünden yarına devralamaz. Milletvekilleri ve belediye başkanları geçebilir; ama bu geçişler kendiliğinden örgütlü bir güce dönüşmez. Yeni bir partinin iktidara yürüyebilmesi için illerde ve ilçelerde parti binaları açmak, insanlarla güven ilişkisi kurmak ve hayatın içinde varlık göstermek gerekir. Tabanla bağı olan, seçim çalışmasında insanları toplantıya getirebilen, sandık başında sabahlayacak kadrolar yoksa, en coşkulu çıkış bile kısa sürede sönümlenebilir.
Kadro ve Eski Alışkanlıklar
Burada madalyonun öteki yüzünü de görmek gerekir. CHP tabanında Cumhuriyet değerleri ve laiklik için samimiyetle mücadele eden geniş bir kitle var. Ama aynı çevrede ilçe başkanlığı, belediye meclis üyeliği, danışmanlık, ihale ilişkileri ve yerel güç alanları gibi daha “dünyevi” hesaplar da yapılıyor. Seçime girip giremeyeceği, girerse ne kadar oy alacağı belli olmayan bir partiyi birçok “profesyonel siyasetçi” beklenen heyecanla sahiplenmeyebilir.
Kadro meselesindeki asıl tehlike ise şudur: CHP’de siyaset yapma biçimi, uzun süredir halk yararına verilen bir mücadeleden çok parti içi saflaşmaların, delege hesaplarının, belediye kontenjanlarının ve kişisel gelecek planlarının kavgasına dönüşmüş durumda. Yeni partiye geçecek olanlar, mücadeleye hazır seçmen kitlesinin heyecanını ve kararlılığını zedeleyecek huylarını ve hastalıklı “siyaset yapma” alışkanlıklarını yeni partide de sürdürecekler mi?
Milletvekilleri, belediye başkanları, il ve ilçe yöneticileri ve partinin profesyonel kadrolar CHP’den yeni partiye gelirken eski siyaset yapma hastalıklarını da getirirlerse yeni girişimin başarı şansı azalacaktır.
Para Kaynağı ve Bağımsızlık Sorunu
Yeni partinin en az konuşulan ama en önemli sorunlarından biri para kaynağıdır. İl ve ilçe binalarının giderleri, personel ücretleri, ulaşım harcamalarının karşılanması gerekecektir. Siyasete coşkuyla girilebilir; ama ilçe binasının kirası coşkuyla ödenmez. Çaycının ücreti, yol parası, sandık güvenliği ve yerel çalışma giderleri “butlancılara duyulan öfke” ile karşılanamaz.
Bu nedenle yeni parti başlangıçta gönüllülerin emeğine, küçük bağışlara, belediyelerden gelebilecek dolaylı olanaklara ya da varlıklı destekçilerin katkılarına dayanmak zorunda kalabilir. Bu ise daha doğarken önemli bir güven sorunu yaratır. İktidar olma iddiasındaki bir parti için “Bu partinin parasını kim veriyor?” sorusu küçük bir ayrıntıya ilişkin değildir; doğrudan siyasal bağımsızlıkla ilgili bir sorudur.
Para sorunu yalnızca giderleri karşılayıp karşılayamama meselesi de değildir. Paranın geldiği yer, zamanla partinin iç işleyişi ve siyasal yönü üzerinde ağırlık kurabilir. Böyle bir yapı, parayı verenlerin daha çok söz sahibi olduğu iç pazarlıklara, bulanık ilişkilere ve zamanla yozlaşmaya daha açık hale gelir.
Bu yüzden yeni parti, daha baştan yalnızca siyasal gerekçesini, örgüt yapısını, karar alma yöntemlerini değil, para kaynağını da açıkça ortaya koymalıdır.
Yeni Partinin Nesi Yeni Olacak?
Tüm bunlarla birlikte yeni parti hakkındaki asıl soru şudur: Bu partinin tabelasından başka nesi yeni olacak?
Bu parti yalnızca seçimlerde kullanılacak geçici bir araç mı olacak, yoksa kalıcı bir siyasal odak mı? Sadece CHP’nin geleneksel seçmenine mi seslenecek, yoksa açlıkla ve yoksullukla boğuşan emekçilere, gençlere, kadınlara, emeklilere, işsizlere ve geleceğinden kaygı duyan geniş toplum kesimlerine de ulaşmaya çalışacak mı?
Kitle partisi olmak, doğal olarak farklı kesimlere seslenmeyi gerektirir. Ama “kapsayıcı olalım, herkesi memnun edelim” düşüncesi, partiyi ideolojik doğrultusu ve siyasal tutumu belirsiz bir yapıya dönüştürebilir. Yeni parti, hangi toplumsal kesimlere dayanacağını ve hangi ilkelerden ödün vermeyeceğini baştan söylemelidir.
Yönetim modeli de aynı açıklıkta ortaya konulmalıdır. Yukarıdan yönetilen, liderin etrafında kurulmuş bir seçim aygıtı mı hedefleniyor, yoksa tabanın söz sahibi olduğu, genel merkezi denetleyebildiği ve karar alma süreçlerinin açık olduğu bir parti yapısı mı kurulacak?
Bu soruların cevabı yoksa yeni bir ad, yeni bir tabela ve yeni bir genel merkez binası kalıcılık yaratmaya yetmez.
Aynı soru partinin programı için de geçerlidir. Yeni parti, CHP’nin yıllardır yüzleşmediği program sorunlarına çözüm getirecek mi? Kurulacak parti CHP’nin mevcut programını, dış politikadaki alışılmış kabullerini, piyasaya yaslanan ekonomi anlayışını ve geleneksel örgüt kültürünü taşımaya devam edecekse, yeni bir siyasal çıkış yaratması mümkün olmayacaktır.
Çünkü CHP’deki sorun yalnızca bugünkü iktidarın müdahalesiyle açıklanamaz. Sorun daha derindedir: Partinin tarihsel kimliği ile bugün izlediği siyaset arasındaki makas giderek açılmıştır. Yeni parti, ancak bu makası kapatmaya yönelirse başarılı olabilir.
Bu nedenle kurulacak parti programında Türkiye’ye nasıl bir Cumhuriyet önerdiğini açıkça ortaya koymalıdır. ABD, AB ve NATO ile ilişkiler konusunda tutumunu netleştirmeli; tam bağımsızlığı merkeze alan antiemperyalist bir çizgi benimsemelidir. Ekonomide ise kamucu, planlı, üretim odaklı ve emekten yana bir kalkınma anlayışını savunmalıdır.
Aynı açıklık laiklik için de gereklidir. Tarikat ve cemaat kuşatması altındaki eğitim, yargı ve bürokrasi karşısında laiklik, yalnızca bir “yaşam tarzı” savunusu olarak değil, devletin kurucu ilkesi olarak ele alınmalıdır. Halkçılık sosyal yardım belediyeciliğine, devletçilik ise geçmişin hatırasına indirgenemez. Sanayiden tarıma, teknolojiden enerjiye kadar devletin üretimdeki öncü rolü yeniden tanımlanmalıdır.
Sonuç
Yeni parti; CHP’nin örgütlenme alışkanlıklarını, kadro sorunlarını, piyasaya yaslanan program anlayışını, dış politikadaki yerleşik kabullerini ve siyasal belirsizliğini devralırsa, yalnızca eski bunalımın yeni tabelası olur.
Bu nedenle asıl ölçü, kurulacak partinin CHP’nin tarihsel kimliği ile bugünkü siyaseti arasında açılan makası kapatıp kapatamayacağıdır. Bu da ancak bugünün sorunlarına somut cevap veren bir programla mümkündür. Tam bağımsızlık, laiklik, halkçılık, kamuculuk, emekten yana kalkınma ve devletin üretimdeki öncü rolü açıkça ortaya konulmadan gerçek bir siyasal çıkış yaratılamaz.