Cumhuriyet’in 103. Yılında: Karanlığı Sorguluyor, Aydınlığa Yürüyoruz!

Cumhuriyetimizin 103. yılını kutluyoruz.

Ama bu yıl, Cumhuriyet Bayramı’nı her zamankinden daha derin duygularla, daha büyük kaygılarla ve daha güçlü bir sorumluluk bilinciyle karşılıyoruz.

Çünkü bugün Cumhuriyet’i kutlamak, yalnızca bayraklarımızı dalgalandırmak, marşlarımızı söylemek ve geçmişin kahramanlarını anmak değildir.

Bugün Cumhuriyet’i kutlamak, onun hangi değerler üzerine kurulduğunu hatırlamak ve bu değerlerin ne kadarını koruyabildiğimizi sorgulamaktır.

103 yıl önce, savaşlardan yorgun düşmüş, yoksullaşmış, bağımsızlığı tehdit altında bulunan bir millet, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yalnızca işgal ordularını yenmedi.

Bir milletin kaderini değiştirdi.

Egemenliği saraydan alıp millete verdi.

Ümmet anlayışından millet bilincine, kulluktan yurttaşlığa, dogmalardan akla ve bilime uzanan büyük bir dönüşümün kapılarını açtı.

29 Ekim 1923, yalnızca bir devletin yönetim biçiminin değiştiği tarih değildir.

29 Ekim, Türk milletinin kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma iradesinin ilanıdır.

Cumhuriyet, bir milletin yeniden doğuşudur.

Cumhuriyet, bağımsızlıktır.

Cumhuriyet, laikliktir.

Cumhuriyet, hukukun üstünlüğüdür.

Cumhuriyet, kadınla erkeğin eşitlik temelinde buluşmasıdır.

Cumhuriyet, bir köy çocuğunun bilim insanı olabilmesidir.

Cumhuriyet, hiçbir çocuğun geleceğinin ailesinin ekonomik gücüne, hiçbir yurttaşın hakkının siyasi düşüncesine göre belirlenmemesidir.

Ve Cumhuriyet, her şeyden önce insan onurudur!

Aradan 103 yıl geçti.

Bugün kendimize şu soruları sormak zorundayız:

Hukukun üstünlüğünü ne ölçüde koruyabiliyoruz?

Yargının bağımsızlığına duyulan güven neden tartışılıyor?

Gençlerimiz neden geleceklerini başka ülkelerde arıyor?

Kadınlarımız neden en temel hakları olan yaşam hakkı için mücadele etmek zorunda kalıyor?

Çocuklarımız neden eşit eğitim olanaklarına ulaşamıyor?

Bir ülkede öğrencilerin protestoları tutuklama kararlarıyla karşılaşırken, özgür düşünceden ve demokratik yurttaşlıktan nasıl söz edebiliriz?

Laik eğitimin bilimsel temelleri tartışmaya açılırken, Cumhuriyet’in aydınlanma devrimini nasıl sürdürebiliriz?

Yoksulluk derinleşirken, emekliler geçim sıkıntısı çekerken, gençler işsizlikle mücadele ederken Cumhuriyet’in toplumsal adalet idealini gerçekleştirdiğimizi söyleyebilir miyiz?

Bu soruları sormak Cumhuriyet’e karşı olmak değildir.

Tam tersine, Cumhuriyet’e sahip çıkmanın gereğidir.

Çünkü Cumhuriyet, yanlışları görmezden gelmek değil, onları değiştirebilme iradesidir.

Cumhuriyetin en büyük devrimlerinden biri kadının özgürleşmesidir.

Cumhuriyet’in kuruluşuyla Türk kadını, eğitimden çalışma yaşamına, medeni haklardan siyasal haklara kadar tarihsel kazanımlar elde etti.

Kadınlar yalnızca aile içinde tanımlanan bireyler olmaktan çıkarak toplumsal yaşamda erkekle eşit olma yolunda büyük bir dönüşüm yaşadılar.

Ancak bugün kadın cinayetleri, şiddet, ekonomik bağımlılık, çocuk yaşta evlilikler ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği hâlâ ülkemizin en ağır sorunları arasındadır.

Bir kadının daha öldürüldüğü, bir çocuğun daha istismara uğradığı, bir kız çocuğunun daha eğitimden uzaklaştırıldığı her olayda Cumhuriyet’in kadınlara açtığı özgürlük yolunun önemini yeniden hatırlıyoruz.

Kadınların yaşam hakkının güvence altında olmadığı bir toplumda, Cumhuriyet’in eşitlik idealinin gerçekleştiğinden söz edemeyiz.

Kadınların özgür olmadığı bir toplum özgür değildir.

Kadınların eşit olmadığı bir toplum demokratik değildir.

Cumhuriyet’in kadın devrimini savunmak, yalnızca geçmişte kazanılmış hakları korumak değil, bu hakları yaşamın her alanında gerçek eşitliğe dönüştürmektir.

Bir eğitimci olarak Cumhuriyet’in en büyük kazanımlarından birinin eğitim devrimi olduğuna inanıyorum.

Atatürk, bağımsızlığın yalnızca savaş meydanlarında kazanılmasının yeterli olmadığını biliyordu.

Gerçek bağımsızlık, aklını özgürce kullanabilen, bilimsel düşünen, sorgulayan ve üreten kuşaklarla sürdürülebilirdi.

Bu nedenle Cumhuriyet’in eğitim anlayışının temelinde laiklik, bilimsellik, fırsat eşitliği ve çağdaşlaşma vardı.

Bugün ise çocuklarımız arasındaki eğitim eşitsizlikleri büyürken, öğretmenlik mesleğinin sorunları ağırlaşırken, eğitim giderek sınavların ve ekonomik olanakların belirleyiciliğine bırakılırken kendimize sormamız gereken soru şudur:

Biz Cumhuriyet’in çocuklarına nasıl bir gelecek hazırlıyoruz?

Bir yanda her türlü olanağa sahip çocuklar, diğer yanda temel eğitim gereksinimlerini karşılamakta zorlanan ailelerin çocukları varsa, orada Cumhuriyet’in fırsat eşitliği ilkesi yara alıyor demektir.

Cumhuriyet’in okulu, çocuğun düşüncesinden korkmaz.

Cumhuriyet’in öğretmeni, öğrencisinin sorularından rahatsız olmaz.

Cumhuriyet’in eğitim sistemi, itaat eden değil, düşünen ve sorgulayan bireyler yetiştirir.

Unutmayalım ki fikri özgür olmayan kuşaklarla bağımsız bir Cumhuriyet’in geleceği güvence altına alınamaz.

Cumhuriyet’in yalnızca adının yaşaması yeterli değildir.

Onu Cumhuriyet yapan temel ilkelerin de yaşaması gerekir.

Millî egemenlik, hukukun üstünlüğü, laiklik, eşitlik ve temel hak ve özgürlükler birbirinden ayrı düşünülemez.

Devletin kurumları kişilere değil, millete hizmet etmelidir.

Kamu görevlerinde liyakat esas olmalıdır.

Yargı, her yurttaş için adaletin güvencesi olmalıdır.

Hiç kimse düşüncesi nedeniyle korkmamalı, hiçbir genç geleceğinden umudunu kesmemelidir.

Demokrasi yalnızca seçimden seçime sandığa gitmek değildir.

Demokrasi, yurttaşın her gün özgürce konuşabilmesi, eleştirebilmesi, örgütlenebilmesi ve hakkını arayabilmesidir.

Cumhuriyet’in gerçek gücü, yönetenlerin sınırsız yetkisinde değil, yurttaşların güvence altına alınmış haklarındadır.

Bütün bu sorunlara rağmen umutsuz değiliz.

Çünkü bu millet, tarihinin en karanlık günlerinde bile bağımsızlığından vazgeçmedi.

Çünkü bu topraklarda Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, yokluklar içinden bir Cumhuriyet kuruldu.

Çünkü Cumhuriyet’in aydınlanma birikimi, bütün güçlüklere rağmen toplumumuzun belleğinde ve vicdanında yaşamaya devam ediyor.

Bugün de ülkesini seven, bilimden ve akıldan vazgeçmeyen öğretmenlerimiz var.

Kadın hakları için mücadele eden kadınlarımız var.

Geleceğine sahip çıkan gençlerimiz var.

Adaleti savunan hukukçularımız, emeğiyle ayakta duran insanlarımız, Cumhuriyet değerlerini gelecek kuşaklara aktarmaya çalışan yurttaşlarımız var.

Cumhuriyet’in en büyük güvencesi işte bu toplumsal birikimdir.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, yalnızca geçmişte söylenmiş tarihsel bir sesleniş değildir.

Bugün de hepimize sorumluluk yükleyen bir çağrıdır.

Cumhuriyet’i korumak, onu yalnızca sevmekle değil; ilkelerini yaşatmak, eksiklerini tamamlamak ve kazanımlarını ileriye taşımakla mümkündür.

Biz Cumhuriyet’i yalnızca 29 Ekimlerde hatırlamak istemiyoruz.

Biz Cumhuriyet’i adaletin işlediği mahkemelerde, bilimsel eğitim veren okullarda, özgür üniversitelerde, şiddetten uzak evlerde, emeğin karşılığını bulduğu iş yerlerinde görmek istiyoruz.

Kadınların korkmadan yaşayabildiği, çocukların eşit koşullarda büyüdüğü, gençlerin geleceklerini kendi ülkelerinde kurabildiği bir Türkiye istiyoruz.

Yurttaşların birbirine düşmanlaştırılmadığı, farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği, milletin ortak değerlerinin ayrıştırma aracı yapılmadığı bir Türkiye istiyoruz.

Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişimizin en büyük kazanımı değil, geleceğimizin de en güçlü güvencesidir.

103 yıl önce bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi kazanmak için mücadele edenler, bize yalnızca bir vatan bırakmadılar.

O vatanı çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine taşıma sorumluluğunu da bıraktılar.

Bugün görevimiz, o sorumluluğun gereğini yerine getirmektir.

Cumhuriyet’i savunmak geçmişe sığınmak değildir.

Cumhuriyet’i savunmak, geleceğe sahip çıkmaktır!

Cumhuriyet’in 103. yılında karanlığı görmezden gelmeyecek, yanlışları sorgulamaktan vazgeçmeyecek, Atatürk’ün açtığı aydınlanma yolunda kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki bu ülkenin geleceği karanlıkta değil, Cumhuriyet’in aydınlığındadır!

Başta Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, Cumhuriyetimizin kuruluşuna ve gelişmesine emek veren kadınları ve erkekleri sonsuz saygı ve minnetle anıyorum.

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun!

Yaşasın tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!

Yaşasın laik, demokratik, sosyal hukuk devleti!

Yaşasın Cumhuriyet!

* Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Yarınlar’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Medyada Paylaş

Yazılar

Yazılar