Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.” sözü, her 29 Ekim haftasında yeniden hatırlanır ve paylaşılır. Bu söz, Cumhuriyet rejiminin en yalın, en somut ve en derin ifadesidir. Cumhuriyet ilkesi, halkçılıkla bir bütündür; devrimci Cumhuriyet’in hedefi her yurttaşı “kul” olmaktan çıkarıp “birey” mertebesine yükseltmek, ona sahip çıkmaktır. Ancak içinde bulunduğumuz, neoliberal politikaların ve bireyciliğin had safhaya çıktığı; kamunun değil sermayenin tekel olduğu toplumda, bırakalım Cumhuriyet’in vatandaşına sahip çıkmasını, adeta Cumhuriyet’in kendisi kimsesiz kılınmıştır.
‘’Terörsüz’’ Türkiye komisyonu adı altında ülkemiz etnik bölücülüğün saldırısı altındadır. Bölücüler, örgütlüdür. Tarikatlar, şeyhler ve müritleri; hükümeti parsel parsel bölüşmüş, siyasal iktidar milliyetçiliğin yanı sıra laikliği de ayaklar altına almıştır. Gericiler, örgütlüdür. Milli geçinen ama kaderini bu milletin kaderiyle birleştirmeyen, kalpleri Batı’da atan, halkın hassasiyetleriyle buluşmayan sermayedarlar; çeşitli birliklerde örgütlüdür. Hatta burjuvazi örgütlü olmasının yanı sıra; feodal kuvvetlerle de ittifak halindedir; ‘’Burjuvazi artık daha ileriye gitmenin karşısındadır. Bu nedenle yarım yüzyıl önce mücadele ettiği Orta Çağ güçleri ile bugün ittifak halindedir.’’ (1)
1950’den bugüne devrim düşmanları, 1952’de NATO’ya girdiğimizden beri ülkemizin içine yerleştirilen Gladyo ve Kontrgerilla örgütlüdür.
Ancak Mustafa Kemal’in izinde giden, kendini Atatürkçü/Kemalist olarak tanımlayan kitleler ancak sosyal medyada seslerini yükseltebilmektedir. Sosyal medya aygıtlarının bir gücü olduğu aşikar. Ancak cumhuriyetin, Instagram ve Twitter gibi platformlarda savunulamayacağı da bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.
‘’Tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir Türkiye’de yaşamak; ancak karşımızda bulunan bu büyük kuvveti alt edecek gücü bir araya getirmemiz durumunda mümkün olabilir. Elbette haklı olmak, halkın ezici çoğunluğunun çıkarlarını savunuyor olmak bu mücadelede dayandığımız ve düşmanımızla mücadelede en büyük güç kaynağımızdır. Ama haklı olmak ve milletin çıkarlarını savunuyor olmak yalnız başına çok fazla bir şey ifade etmez.” (2)
Milliyetçilik, yurttaşlık ve ulus bilinci temelinde Türkiye’yi bölmeye çalışan emperyalizme karşı en kuvvetli silahımızdır.
Devletçilik, halkın ezici çoğunluğunun yoksulluk sınırı altında yaşadığı bu coğrafyada tek çıkış kapısıdır.
Halkçılık; halkın bireycilik sefaleti içinde kendini kaybettiği ve fakirin daha fakir, zenginin daha zengin olduğu bu süreçte adaleti sağlayabilecek tek ilkedir.
Laiklik, Türkiye’nin geleceğini tehdit eden irticaya karşı çağdaş Türkiye’yi koruyacak ve baştan yaratacak gücümüzdür.
Cumhuriyetçilik, ‘’kimsesizlerin kimsesi’’dir.
Devrimcilik ise bu ‘’Kimsesiz Cumhuriyet’i’’ koruyacak, sahipleriyle yani emekçi Türkiye halkıyla bir araya getirecek ve daha ileriye taşıyacak temel yapı taşıdır.
Ancak haklı olmak yetmez, bu programı iktidara taşımak için Mustafa Kemal gibi teşkilatlı ve teşkilatçı olmak gerekmektedir.
- Mehmet Bedri Gültekin, Laikliğin Neresindeyiz, s.45.
- Mehmet Bedri Gültekin, Parti ve Devrimci, m. 9.