Türkiye’de eğitim tartışmalarının merkezinde artık yalnızca müfredat, öğretmen açığı, okul binaları ya da sınav sistemi bulunmuyor. Çok daha temel bir soruyla karşı karşıyayız:
Devlet okulunda çocuğumuza kim eğitim veriyor, hangi içerikle eğitim veriyor ve bunun sorumluluğunu kim taşıyor?
Bu soru herhangi bir sivil toplum kuruluşuna karşı olmakla ilgili değildir. Sivil toplum demokratik toplumun önemli unsurlarından biridir. Ancak söz konusu olan çocuk, okul ve eğitim olduğunda ölçütümüz kuruluşların adı, dünya görüşü ya da siyasal yakınlığı olamaz.
Ölçütümüz hukuk, pedagoji, bilimsellik, laik eğitim ilkesi, çocuk güvenliği ve kamusal sorumluluk olmak zorundadır.
MEB Bir Taraftan İzinsiz Eğitime Karşı Denetimi Artırıyor
Millî Eğitim Bakanlığı, 26 Eylül 2026’da çeşitli isimler altında izinsiz eğitim faaliyeti yürüten yerlere yönelik denetimlerin artırılacağını açıkladı. “Kütüphane”, “kütüphane kafe”, “kütüphane istasyonu”, “deneme kulübü” gibi isimlerle faaliyet gösteren ancak gerçekte eğitim hizmeti sunduğu belirlenen yerlerin denetleneceği; izinsiz faaliyet tespit edilmesi durumunda kapatma ve idari yaptırım uygulanacağı bildirildi.
Bu yaklaşım ilke olarak eğitim ve öğretimin devletin gözetim ve denetimi altında yürütülmesi gereğinin bir sonucudur.
Ancak tam burada ikinci bir soru ortaya çıkmaktadır:
MEB izinsiz eğitim faaliyetlerine karşı kapsamlı bir denetim başlatırken, Bakanlıkla veya il/ilçe millî eğitim müdürlükleriyle protokol yapan sivil toplum kuruluşlarının devlet okullarındaki faaliyetleri hangi standartlarla denetlenmektedir?
STK’lar Artık Okulun Kapısının Dışında Değildir
MEB’in resmî kayıtları, bazı sivil toplum kuruluşlarının eğitim faaliyetlerinin devlet okullarının içine kadar uzandığını göstermektedir.
2026 yılı içerisinde TÜGVA ile yürütülen protokoller kapsamında devlet okullarında yaz okulları gerçekleştirildiği; bu programlarda değerler eğitimi, akademik ve kişisel gelişim çalışmaları, sportif ve sanatsal faaliyetler yapıldığı MEB’in resmî internet sayfalarında yayımlanmıştır.
Çorlu’da 2026 yazında 18 okulda gerçekleştirilen programlarda Kur’an-ı Kerim, Siyer ve Temel Dinî Bilgiler derslerinin yanı sıra sportif ve sosyal etkinlikler düzenlendiği; İlim Yayma Cemiyeti, TÜGVA, Hayrat Vakfı, İHH ve başka kuruluşların programa destek verdiği yine MEB kayıtlarında yer almaktadır.
Hayrat Vakfı ile MEB arasındaki eğitim iş birliği Bakanlığın faaliyet raporlarına girmiş; İlim Yayma Cemiyeti ile imzalanan protokol kapsamında yaz okullarının gerçekleştirildiğine ilişkin 2026 tarihli MEB kayıtları yayımlanmıştır.
Dolayısıyla tartışılması gereken artık STK’ların eğitim sisteminde bulunup bulunmadığı değil, bu ilişkinin sınırlarının, sorumluluklarının ve denetim mekanizmalarının ne kadar açık olduğudur.
Bir Eğitimci Olarak Sorulması Gerekenler
Devlet okulunda çocuklarla doğrudan çalışan bir STK görevlisi veya gönüllüsünün pedagojik yeterliliğini kim belirlemektedir?
Bu kişilerin çocuklarla çalışmaya uygunluğu hangi ölçütlerle değerlendirilmektedir?
Eğiticileri Millî Eğitim Bakanlığı mı belirlemektedir, STK mı önermektedir, yoksa birlikte mi seçmektedirler?
Çocuklara sunulan eğitim materyallerini kim hazırlamaktadır? Bu materyaller pedagojik ve bilimsel incelemeden geçirilmekte midir?
Bir “değerler eğitimi” programının içeriğini kim belirlemektedir?
Devlet okulunda verilmesi gereken eğitimin sınırı ile bir sivil toplum kuruluşunun dünya görüşünü aktarması arasındaki çizgiyi kim çizmektedir?
Ve belki de en önemlisi:
Veli, çocuğunun hangi kuruluş tarafından, hangi içerikle ve kimler tarafından eğitileceğini açık biçimde bilmekte midir?
Veliden yalnızca genel bir “etkinliğe katılım izni” almak yeterli midir, yoksa gerçek anlamda bilgilendirilmiş veli onayı mı gereklidir?
Bunlar ayrıntı değil, çocuk güvenliğinin ve eğitim hakkının temel meseleleridir.
Protokol Denetimin Yerine Geçemez
Bir kuruluşun Millî Eğitim Bakanlığıyla protokol imzalaması ona sınırsız bir eğitim yetkisi veremez.
Tam tersine, protokol varsa denetimin daha açık olması gerekir. Çünkü faaliyet artık özel bir mekânda değil, devletin sorumluluğundaki eğitim alanında gerçekleştirilmektedir.
Devlet okulunun kapısından içeri giren her yetişkin için aynı çocuk güvenliği standartları uygulanmalıdır.
Öğretmenden istenen mesleki ve etik sorumluluğun, çocuklarla doğrudan çalışan diğer kişiler açısından nasıl güvence altına alındığı kamuoyuna açıklanmalıdır.
Kuruluşların dünya görüşüne göre değişen bir standart kabul edilemez. Aynı nesnel denetim ilkeleri bütün kuruluşlara uygulanmalıdır.
Çünkü devletin görevi kuruluş seçmek değil, çocuğu korumaktır.
Laik Ve Bilimsel Eğitim Devletin Devredemeyeceği Sorumluluğudur
Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitim hakkı aynı zamanda kamusal bir haktır.
Devlet bu sorumluluğunu protokoller yoluyla belirsizleştiremez.
Sivil toplum kuruluşları eğitime katkıda bulunabilir; kültür, sanat, bilim, spor ve toplumsal dayanışma alanlarında önemli çalışmalar gerçekleştirebilir. Ancak devlet okulunda verilen eğitimin pedagojik sorumluluğu devredilemez.
Laiklik, farklı ailelerden, inançlardan ve yaşam biçimlerinden gelen bütün çocukların ortak devlet okulunda kendilerini eşit ve güvende hissedebilmesinin güvencelerinden biridir.
Bilimsellik ise eğitimin vazgeçilmez temelidir.
MEB Kamuoyuna Açıklamalıdır
Bugün Millî Eğitim Bakanlığı izinsiz eğitim faaliyeti yürüten kuruluşları denetleme kararı alıyorsa, aynı şeffaflığı protokollü faaliyetler konusunda da göstermelidir.
MEB’in;
yürürlükte kaç STK protokolü bulunduğu,
bunların hangi kuruluşlarla yapıldığı,
kaç devlet okulunda uygulandığı,
kaç öğrencinin katıldığı,
program içeriklerinin ve eğiticilerin nasıl belirlendiği,
kullanılan materyallerin kim tarafından incelendiği,
velilerin bilgilendirilmiş onayının nasıl alındığı,
denetim sonuçlarının nasıl raporlandığı kamuoyuna açık olmalıdır.
Sözün Özü, Çocuğun Eğitim Hakkı Protokollerin Gölgesinde Kalamaz
Okul çocuk için güvenli alandır.
Öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir; mesleki eğitimi, hukuki sorumluluğu, pedagojik formasyonu ve etik yükümlülüğü bulunan eğitim görevlisidir.
Devlet okuluna dışarıdan girerek çocukla eğitim ilişkisi kuracak herkesin de hangi yetki ve sorumlulukla orada bulunduğu tartışmasız biçimde bilinmelidir.
Çocuğumuz deneme alanı değildir.
Devlet okulu herhangi bir kuruluşun kadro yetiştirme, dünya görüşü aktarma veya örgütsel etki alanı oluşturma yeri olamaz.
Okul toplumundur ve onun merkezinde çocuk vardır.
Millî Eğitim Bakanlığının görevi yalnızca izinsiz eğitim veren yerleri kapatmak değildir. Asıl görev, izin verdiği eğitim faaliyetlerinin de hukuk, pedagoji, bilim, laiklik, çocuk güvenliği ve kamu yararı bakımından aynı titizlikle denetlendiğini topluma gösterebilmektir.
Kamusal eğitimde temel ilke açıktır:
Çocuğa ulaşan her eğitim faaliyeti denetlenmeli, programın sorumlusu belli olmalı ve devlet hiçbir koşulda eğitim üzerindeki kamusal sorumluluğunu devretmemelidir.
Çocuklarımızın eğitim hakkı hiçbir protokolün gölgesinde bırakılamaz.