Her sabah gün henüz doğmadan, puslu ve ayaz bir kış sabahında yollara düşüyor emekçiler. Hepsinin yüreğinde aynı umut var: Evlatlarının geleceği. Onların okuyup çağdaş, adaletli bir devlete bağlı bireyler olarak yetişebilmesi için, kendi omuzlarındaki yük her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Ramazan Bey de bu emekçilerden biri. Tek evladını okutmak, ona iyi bir gelecek sunmak için her sabah iki saatlik yolu göze alıp işine gidiyor. Yollarda geçen saatler, yorgun bedenine eklenen ilk yük oluyor. Fakat asıl yük, iş yerine vardığında başlıyor. Her geçen gün artan mobbing, psikolojik baskı ve iş yükü Ramazan Bey’in sabrını zorluyor. İçinde bir soru gün geçtikçe daha gür sesle yankılanıyor: Ramazan Bey bu baskılara daha ne kadar dayanabilecek?
YAŞ VE TECRÜBE İLE GELEN BASKI
Patron temsilcileri, yıllarını emeğe vermiş, yaşı kırka dayanmış işçilere karşı acımasız bir politika yürütüyor. Onları işten kendi rızalarıyla ayrılmaya zorlamak için sistemli bir yıpratma süreci uygulanıyor. Bu mobbing sadece sözde kalmıyor; insan onurunu hedef alan bakışlarla, küçümseyici tavırlarla ve haksız iş yükleriyle her gün biraz daha derinleşiyor. Kırk yaşına gelmiş bir işçi için bu baskı, sadece işini değil, geleceğini de tehdit ediyor. Çünkü bu yaştan sonra yeni bir iş bulmak neredeyse imkânsız. Kapılar kapanıyor, başvurular geri çevriliyor. Ama devletin belirlediği emeklilik yaşı altmış. Yani ne emekli olabiliyorlar, ne de iş bulabiliyorlar. Arada sıkışıp kalmış bir hayat… Bu çıkmazın sonunda bazıları sessizliğe gömülüyor, bazıları içindeki çığlığı duyuramadan intihara sürükleniyor.
KADIN EMEĞİ VE GÖRÜNMEZ YÜK
Yıllarını işine adamış emekçi kadınlar, hamile kaldıklarında desteklenmek yerine hedef haline geliyor. Patron temsilcileri, onları işten ayrılmaya zorlamak için sözlü mobbing uyguluyor. Yıllardır evlat hasretiyle yanıp tutuşan bir kadının anne olma sevinci, iş yerinde sanki verimliliği düşüren bir yük gibi görülüyor. Oysa onun karnında sadece bir çocuk değil; geceleri uykusuz kalmasına rağmen sabah erkenden işe koştuğu, alın teriyle umut ettiği bir gelecek var. Regl olan kadınların tuvalete gitme hakkı bile kısıtlanıyor. Acı çekseler de, ihtiyaç duysalar da “iş aksamasın” denilerek bekletiliyorlar. Kadının bedeni, duyguları ve sağlığı yok sayılıyor, sadece iş gücü olarak değerlendiriliyor.
GENÇ İŞÇILER VE GİZLİ GÖZLEM
18 ile 39 yaş arasındaki genç işçiler, usta başı adı altında görevlendirilen patron temsilcilerinin baskısı altında çalışıyor. Çalışmayı organize etmek yerine işi çıkmaza sürüklüyor, sözlü taciz ve aşağılayıcı konuşmalarla çalışanları yıldırıyorlar. Bu da yetmiyormuş gibi fabrika kameraları üzerinden işçiler sürekli gözetim altında tutuluyor. İşyerinde sesli kamera kullanımı kural olarak yasaktır; ancak işçiler bu hakkı çoğu zaman bilmiyor ve bilen işçiler de işten atılmamak için susmak zorunda kalıyorlar. Tuvalete gitmeleri, birbirleriyle konuşmaları bile izleniyor. İşverenler bir yandan devamsızlık primini çalışanlara hak gördüklerini söylüyor, öte yandan kameradan konuştuğunu tespit ettiği işçiye bu primi ödemiyorlar. Oysa işçi böyle bir durumda haklı nedenle iş akdini feshetme hakkına sahiptir ve kıdem tazminatı ile diğer yasal haklarını talep edebilir.
SENDİKALAŞMA VE DEVLETE DÜŞEN GÖREV
İşçiler bir umutla sendikalaşma kararı aldığında baskılar daha da artıyor. Tutanaklar tutuluyor, sözlü ve yazılı tehditler çoğalıyor ve haksız suçlamalarla işten çıkarılıyorlar. Adalet talep edenler, sendikanın gelmesini engellemek isteyenler tarafından zulme uğruyor. Oysa işçilere yapılan baskıların sona ermesi için devlete büyük görev düşüyor. Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri, işyerlerine gelerek çalışanlarla görüşmeli, mobbing iddialarını yerinde incelemeli ve gerekli önlemleri almalıdır. Bakanlık görevlileri düzenli olarak işyerlerini denetlemeli, işçilerle yüz yüze konuşmalı ve haklarını güvence altına almalıdır. Ülkenin kalkınması, emeğe saygı ve adaletli bir çalışma sistemiyle mümkündür. İşçiler hak ettiklerini kazanamadığı sürece, üretim ve sosyal adalet de tam anlamıyla sağlanamaz. Yasalar çıkarılmalı, denetimler sıklaştırılmalı ve emeğe karşı duran düzenin önü kesilmelidir. Emeğin hakkı korunmadıkça, hiçbir sistem gerçek anlamda güçlü olamaz.