Felsefe, felsefenin nasıl ve nerde başladığını açıklar ve açıklamanın kendisi hayret vericidir. Şaşkınlık içinde var ola gelen insani yazgıya dahi bir damgası olur adeta. Bilgeliğin yeni hali ve bilmek ile oluşan insanın yeni yüzü: Felsefenin başlangıcı aklın ve insanın yeniden var olmasıdır. Onun yeni başlangıcı, onu şaşkınlığa götürebilir yâda hayretlerde bırakabilir. Felsefenin yetkinliği ve olgunluğu onun niçin başladığıdır ve onun yetkin olması, olgunluğun bir simgesi olan insanın yeniden felsefe ile buluşmasıdır. Felsefe öncesi hayatta da şaşkınlık ve hayret duyulan olaylar vuku bulurdu. Bu tür şaşkınlıklar pek sorguya tabi tutulmadan inanç yolu ile efsanevi bir narrativ uyarlanır. Her narratif duruma göre insan bir şekil alır. Düşünsellik narrative uygundur. Bir/Bu süre içinde insan, dilsel sıfatlandırmada imgeleme yapar. Salt aklın en naif durumu söz konusudur burada. Değerlendirme ve denklemin kendisi, sunulan narrativ /anlatıya göre insan mitsel bir varlığa dönüşür. Problem bilinci, sunulan anlatıya göre şekil alır. Sorgulama yetisi ile evrensel irade veya ihtiyaçlar, anlatının sınırları kapsamında kalır. İnsan, felsefe yaptığı vakit gözler alevlenir, nöronlar iletişime geçer ve tüm hücreler canlanmaya başlar. İnsan yeni bir buluş içinde olduğunun bilinci ile problem bilincini aklı ve öznelliği ile değerlendirme yaparak, fiili yeni bir durum yaratır. Mitsel özellikten çıkarak logosa adım atmaya başlar. Sorgulama bir logos eylemidir. Aydınlanmanın içinde var olan insan, soru sormaya başlar; geçmişte var olan bir değer olgusunu sorgularken, onu felsefenin başlaması için kullanır veya ondan istifade eder.
Bir bakıma felsefe, felsefenin başlangıcı için mitosu dönüştürecek ve onu sonlandıracak harekete girişir. Şaşkınlığın en baş döndürücü tarafı da bu olsa gerek.
Marx’ın artı değeri bulması kapitalizmin işleyiş sürecinde toplumsal bir şaşkınlık oluşturması, onun etik ve hukuk nezdinde meşruluğunu tartışır hale getirmiştir. Kapitalizmin mitosu bir anlatıya dayanıyordu; bu anlatı/narrativ insanın insan üzerindeki egemenliğine son verir yalanı ile çok para kazanmanın efsanevi hali ile kitleleri hem sömürmüştür ve hem de aldatmıştır. Artık kapitalizmin insanlaşma serüveninde sınıfta kaldığını büyük çoğunluk kabul etmektedir.
Felsefe burada yeni bir yetkinlik kazanarak sabit olan anlatıyı ters çevirerek yeni bir anlam üretebilmenin şaşkınlığında, yeniliklerin vuku bulmasına yol açan insanın davranış ve akıl yürütmenin heyecanı içinde, coşkulu ve üretken durumun yarattığı özgüvenin, insanı nasıl yeniden var ettiğini gözlemleyebilmek, ahlaki ve moral değerlerinin yeni söylemi, sosyalizme olan ihtiyacın kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.
Kuşku ve şaşkınlık Aristo için yegâne bir durum oluşturmaktadır: Bir şeyin bilinmemesi kuşku ve şaşkınlığın bir izahı olarak geçerlilik kazanır. Sokrates’in temel tezine göre bilinmeyenin bilinmediğini itiraf etmektir. O halde felsefe önce bilmediğini bilerek işe başlaması gerekir. Artı değer uzun çalışmalar sonucu elde edilen bir değer, ama ‘kapital’in ilk başlangıç aşamasında bilinmiyordu. Bilinmeyenin bilimi olarak felsefe bir şeyi bilinir kılabilir. Ancak çözüm felsefenin değil onu kavrayan insana aittir.
Yâda çözümün kendisi diyalektik problemin kendisi onu oluşturan teoremin kendisidir. Diyalektik problem bir şeyi bilmemek değildir sadece; diyalektik problem, belirsiz olan ile karşılıklı antagonist yaklaşım ve düşüncelerin yada ilke ve inançların incelenmesi meselesi ile direkt ilintilidir. Probleme sahip olan ile problemi oluşturan insan ve koşuların incelenmesi bir gayedir ve bu gaye içinde insan salt edebiyatın başvurduğu gibi bir roman veya hikâye yazmaz sadece; insan dolaysıyla bir problem bilinci ile diyalektik problem bilinci yaratır. Yeni bir anlatı ve çelişkiler üstü değil tam tersine karşıtlıkların hâkim olduğu ve sınıflar üstü değil, sınıfsal çelişkilerin fenomenoloji bilgisini kazanmaya çalışır.