NATO Zirvesi: Bir Güvenlik Meselesi Değil, Bağımlılık İlanıdır

Ankara’da yaşananlara yalnızca gözaltılar, ev baskınları ve fiili sıkıyönetim uygulamaları üzerinden bakmak eksik olur. Asıl mesele, siyasi iktidarın kime yaslandığını, meşruiyetini nereden devşirdiğini ve kaderini kimin çıkarlarıyla ortaklaştırdığını bütün çıplaklığıyla göstermesidir.

NATO zirvesi, Türkiye’nin bağımsızlığının değil, bağımlılığının fotoğrafıdır.

Bir iktidar, kendi yurttaşının anayasal haklarını yabancı devlet başkanlarının güvenliği ve memnuniyeti uğruna askıya alıyorsa, orada egemenlikten söz edilemez. Egemenlik, saraylarda verilen resepsiyonlarla değil, halkın iradesine duyulan güvenle ölçülür.

Bugün Ankara’da yaşananlar, iktidarın kendi halkından duyduğu korkunun; emperyalist merkezlere duyduğu ihtiyacın dışavurumudur.

Çünkü bu iktidar siyasal ömrünü artık kendi halkının rızasına değil, uluslararası sistem içindeki kabulüne bağlamıştır.

Yıllardır içeride “yerli ve milli” söylemiyle siyaset yapanlar, dışarıda NATO’nun ve Batı’nın güven veren ortağı olduklarını ispatlama telaşına düşmektedir. Söylem millidir; siyaset bağımlıdır.

Aslında bu tablo Türkiye açısından yeni değildir.

Dün 6. Filo’yu protesto eden gençler coplanırken de aynı gerekçeler ileri sürülüyordu. Emperyalizme itiraz edenler “tehdit”, Amerikan askerlerinin huzuru ise “devlet meselesi” sayılıyordu.

Bugün de değişen yalnızca aktörlerdir.

Zihniyet aynıdır. Dün 6. Filo’ya secde edenler bugün Ankara’da ev baskınları yapıyorlar. Dün 6. Filo’nun askerleri için genelev boyayanlar bugün Ankara sokaklarını paravanlarla kapatıyorlar. 

Emperyalizme sadakat gösterisi, yine devlet aklı diye pazarlanmaktadır.

Türkiye’de sağ siyasetin tarihsel karakteri tam da budur. İçeride hamaset, dışarıda teslimiyet…

Bağımsızlıktan söz ederken ekonomisini uluslararası sermayeye, güvenlik siyasetini NATO stratejilerine, dış politikasını Batılı güç merkezlerinin onayına göre şekillendiren bir iktidarın millilik iddiası, ancak propagandanın konusu olabilir.

Çünkü emperyalizme bağımlılık yalnızca askeri üslerle kurulmaz.

Siyasal meşruiyetini dışarıdan devşiren iktidarlar da aynı bağımlılık ilişkisinin ürünüdür.

Bugün Ankara’da kapatılan yolların, yapılan gözaltıların, susturulmaya çalışılan muhalefetin ortak anlamı budur.

İktidar yalnızca NATO zirvesini korumuyor.

Kendi dış destek mekanizmasını koruyor.

Kendi uluslararası meşruiyetini koruyor.

Kendi bağımlılık ilişkisini koruyor.

İşte bu yüzden mesele birkaç günlük güvenlik tedbiri değildir.

Mesele, Türkiye’nin siyasal iradesinin hangi eksende şekillendiğidir.

Emperyalizm yalnızca ülkeleri işgal ederek egemenlik kurmaz.

Daha etkili olan yöntem, o ülkelerde kendi çıkarlarını yerli aktörler eliyle savunacak siyasal iktidarlar yaratmaktır.

Böylece yabancı askerlerin yapacağı işi yerli yöneticiler yapar; yabancı generallerin kuracağı baskıyı yerli bürokrasi kurar; emperyalizmin güvenliğini ise o ülkenin polisi sağlar.

Trajik olan da budur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin polisi bugün Türk halkının anayasal haklarını değil, NATO zirvesinin huzurunu korumak için seferber edilmektedir.

Oysa anti-emperyalizm, yalnızca yabancı askerlere karşı çıkmak değildir.

Anti-emperyalizm; ülkenin siyasal iradesini hiçbir küresel gücün onayına muhtaç bırakmamaktır.

Gerçek bağımsızlık, Washington’un da Brüksel’in de takdirine ihtiyaç duymayan bir siyasal düzen kurabilmektir.

Onlar da gerçeğin farkındalar, mesele NATO karşıtlığı özelinde bağımlılık karşıtlığıdır. Bu da dün olduğu gibi bugün de işlerine gelmiyor, hesaplarına uymuyor.

Ülkemizde askeri darbeler düzenleyen, Maraş, Çorum, Sivas katliamlarını organize eden, onlarca aydını, devrimciyi katleden, ülkenin başına terörü bela eden aynı NATO’dur. Emperyalizmin bu eli kanlı terör çetesi bugüne kadar ülkemizi, bölgemizi, dünyayı kana boğmuştur. Bu sebeple emperyalizme savaşarak var olan Ankara bu eşkiyaya yataklık yapamaz.!

Bağımlılık sürdükçe isimler değişir, zirveler değişir, iktidarlar değişir.

Değişmeyen tek şey, bu ülkenin kaynaklarının, siyasetinin ve özgürlüğünün emperyalizmin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmeye devam etmesidir.

Tam bağımsızlık, yalnızca tarih kitaplarında alkışlanan bir slogan değil; bugün Ankara sokaklarında savunulması gereken siyasal bir zorunluluktur.

Sosyal Medyada Paylaş

Yazılar

Yazılar