2 Temmuz 1993…
Sivas’ta yalnızca bir otel yakılmadı. Bu ülkenin ortak vicdanı, birlikte yaşama umudu ve aydınlanma birikimi hedef alındı. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için bir araya gelen onlarca yazar, sanatçı, düşünür ve aydın, göz göre göre kuşatıldı. Saatler boyunca büyüyen nefret, devletin gözü önünde organize bir linçe dönüştü. Sonunda Madımak’ın duvarlarını saran ateş, otuz üç aydını, iki otel çalışanını ve iki saldırganı hayattan kopardı.
Sivas, kendiliğinden patlayan bir öfkenin değil; yıllardır beslenen gericiliğin, cezasızlığın ve siyasal hesapların ürünüdür.
Çünkü bu ülke daha önce de benzer sahneleri yaşadı.
Maraş’ta yaşadı.
Çorum’da yaşadı.
Ortaca’da yaşadı.
Her defasında mezhep, inanç ya da kimlik farklılıkları kaşındı; halk birbirine düşman edilmeye çalışıldı. Her defasında karanlık odaklar toplumu kutuplaştırırken devlet ya geç kaldı ya da etkisiz kaldı. Sonrasında ise gerçek sorumluların tamamı ortaya çıkarılmadı; birçok fail cezasız kaldı, bazıları ise yıllar içinde siyasal ve toplumsal yaşamda yeniden yer buldu. Bu tablo, yalnızca adaletin değil, toplumsal hafızanın da yaralanmasına yol açtı.
Bu katliamlar rastgele seçilmiş hedeflere yönelmiş değildir.
Hedef; Cumhuriyet’in aydınlanmacı birikimidir.
Hedef; laikliktir.
Hedef; halkların kardeşliğidir.
Hedef; Anadolu’nun ortak yaşam kültürüdür.
Siyasal İslam, emperyalizmin bu coğrafyada en işlevsel araçlarından biri olmuştur. Emperyalizm, doğrudan işgal edemediği ülkeleri çoğu zaman mezhep çatışmalarıyla, etnik ayrışmalarla ve dinci örgütlenmelerle zayıflatmayı tercih etmiştir. Türkiye de bu stratejiden bağımsız değildir. Gericilik, yalnızca bir inanç yorumu değil; siyasal olarak örgütlenmiş bir tahakküm projesidir. Bu nedenle emperyalizm ile siyasal İslam arasındaki ilişki tarih boyunca birçok kez aynı eksende buluşmuştur: Halkı bölmek, laikliği geriletmek ve bağımsızlık fikrini zayıflatmak.
Bugün yaşadığımız tabloyu, 2 Temmuz 1993’ten bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. O gün Madımak’ın önünde yükselen ateş, yalnızca bir binayı değil, Cumhuriyet’in aydınlanmacı damarını hedef alıyordu. Gericiliğin önünü açan siyasal iklim, cezasızlıkla pekiştirildi; laik Cumhuriyet’i savunanlar yalnızlaştırılırken, karanlığı örgütleyen anlayış adım adım meşruiyet kazandı. Bugünkü siyasal iktidarın yürüdüğü yollar da büyük ölçüde o gün döşenen taşlarla örüldü.
Aradan geçen yıllarda gericilik yalnızca toplumsal alanda değil, devletin bütün kurumlarında etkisini derinleştirdi. Laiklik sistemli biçimde aşındırıldı; hukuk siyasal müdahalelerin gölgesinde zayıflatıldı, liyakat yerine sadakat esas alındı, eğitim bilimden uzaklaştırıldı, sosyal adalet duygusu örselendi. Cumhuriyet’in kurucu değerleri birer birer tasfiye edilirken, siyasal İslamcı anlayış devlet aygıtının hemen her alanında belirleyici hale geldi. Bugün ülkenin içine sürüklendiği ekonomik, siyasal ve toplumsal krizlerin arkasında yalnızca yanlış yönetim değil; yıllar boyunca adım adım örülen bu gerici dönüşüm bulunmaktadır.
Bütün bunlar bir tesadüf değildir. Madımak’ta yükselen duman yalnızca o günün gökyüzünü karartmadı; yıllar sonra ülkenin üzerine çökecek karanlığın da habercisiydi. Dün aydınlar hedef alındı, bugün ise Cumhuriyet’in bütün kazanımları hedef alınmaktadır. Geriye hukuk devletini zedeleyen bir düzen, sosyal adalet duygusunu aşındıran bir ekonomik yapı ve Cumhuriyet’in aydınlanmacı mirasını geriletmeye çalışan bir siyasal anlayış kalmıştır. Bu nedenle Madımak yalnızca geçmişte yaşanmış bir katliam değil; bugünü anlamanın da anahtarlarından biridir.
Bugün Madımak’ı anmak, yalnızca geçmişte yaşanan bir acıyı hatırlamak değildir.
Bugün Madımak’ı anmak; laikliği savunmaktır.
Bilimi savunmaktır.
Sanatı savunmaktır.
Cumhuriyet’i savunmaktır.
Ve en önemlisi; emperyalizmin içerideki bütün aparatlar aracılığıyla kurmaya çalıştığı karanlığa karşı aydınlanmayı savunmaktır.
Madımak’ta yakılanlar yalnızca insanlar değildi.
Yakılmak istenen, akıldı.
Yakılmak istenen, sorgulayan düşünceydi.
Yakılmak istenen, güneşten ışık yontanların umuduydu.
Ama tarih gösteriyor ki ateş, yalnızca yakar; ışığı yok edemez.
O ışık, bugün hâlâ Anadolu’nun dört bir yanında eşitlikten, özgürlükten, laiklikten ve tam bağımsız Türkiye idealinden vazgeçmeyen insanların ellerinde yanmaya devam ediyor.
Çünkü karanlık ne kadar örgütlü olursa olsun, güneşten ışık yontanlar hiçbir zaman tükenmez.