Türkiye’de yurtsever olmanın, sosyalist olmanın ve bu toprakların tam bağımsızlığını savunmanın ilk şartı, kavramların adını eğip bükmeden, dosdoğru koymaktır: NATO, iddia edildiği gibi bir “savunma paktı” veya “güvenlik şemsiyesi” değil; emperyalizmin küresel çapta örgütlenmiş en büyük terör aygıtıdır.
Bugün ülkemizin ve dünyanın içinden geçtiği ekonomik, siyasi ve askeri abluka, bu kanlı örgütün tarihsel misyonundan bağımsız ele alınamaz. Bizler, Sosyalist Cumhuriyet Partisi üyeleri olarak, NATO’ya yalnızca askeri bir ittifak olduğu için değil; halkların egemenliğine, işçi sınıfının kazanımlarına ve ulusların bağımsızlığına yöneltilmiş kurumsal bir tehdit olduğu için doğrudan ve amansızca karşıyız.
Türkiye’nin Kalbindeki Hançer: Kanlı Kontrgerilla
Bu gerçeği anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok; kendi yakın tarihimizin kan sızan sayfalarına bakmak yeterlidir. Türkiye’nin 1952 yılında Menderes hükümeti eliyle NATO’ya feda edilmesi, memleketin kalbine yerleştirilen bir hançer gibi işledi. Kamuoyunda “Kontrgerilla” olarak bilinen, NATO literatüründeki adıyla “Stay-Behind” (Geride Kal/Gölge Ordular), antikomünist histeriyle örgütlenmiş yeraltı terör şebekesinin Türkiye şubesiydi.
Bu topraklar; 1 Mayıs 1977 Taksim Katliamı’nı, Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı ve bu ülkenin yetiştirdiği yurtsever aydınların, devrimcilerin, gazetecilerin faili meçhul cinayetlerle katledilmesini yaşadı. Bütün bu kanlı tertiplerin arkasındaki merkez, doğrudan NATO/ABD fonlarıyla finanse edilen kurumlardı. Nitekim dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, 1974 yılında Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın kendisine yaptığı resmi bilgilendirmeyle, askeri bütçenin dışında ABD’den gelen gizli fonlarla işletilen bir “Seferberlik Tetkik Kurulu” (sonraki adıyla Özel Harp Dairesi) olduğunu öğrenmiş ve bu yapının sivil unsurlarının yeraltı faaliyetlerini anılarında açıkça deşifre etmiştir (Bülent Ecevit, Anılar/Röportajlar). Aynı dairede görev yapmış olan Emekli Orgeneral Kemal Yamak da hatıratında, bu gizli sivil unsurların ve silah depolarının doğrudan NATO konsepti ve Amerikan fonları doğrultusunda örgütlendiğini itiraf etmiştir (Kemal Yamak, Gölge Orduda Bir General). 12 Eylül 1980 askeri darbesini yapan generaller için Washington’dan yükselen “Bizim çocuklar başardı” (Our boys did it) çığlığı, NATO’nun Türkiye’deki egemenlik tescilinden başka bir şey değildi.
Komplo Teorisi Değil, Resmi Belgelere Dayanan Suç Şebekesi
NATO’nun bir terör örgütü olduğu iddiası soyut bir retorik ya da hamasi bir slogan değildir; bizzat batılı devletlerin ve uluslararası kurumların resmi belgeleriyle tescil edilmiş çıplak bir gerçektir.
24 Ekim 1990’da İtalya Başbakanı Giulio Andreotti, parlamento önünde yaptığı resmi açıklamada, NATO bünyesinde “Gladio” adıyla gizli bir paramiliter askeri yapılanmanın varlığını ve bu yapının doğrudan NATO’nun Müttefik Yüksek Komutanlığı (SHAPE) koordinasyonunda çalıştığını resmen kabul etti (İtalya Parlamento Tutanakları, 1990).
Bu itirafın hemen ardından toplanan Avrupa Parlamentosu, 22 Kasım 1990 tarihinde oy birliğiyle tarihi bir karar aldı. Avrupa Parlamentosu Ortak Karar Metni’nde (Joint Resolution on the Gladio Affair); on yıllar boyunca birçok üye ülkede askeri nitelikli, gizli ve kontrol dışı bir örgütün (Gladio) varlığı tescillendi. Kararda, bu gizli yapıların “demokratik kurumlara yasadışı müdahalelerde bulunduğu, terör eylemlerine ve suçlara karıştığı” açıkça belirtilerek üye ülkelere bu yapıları dağıtma çağrısı yapıldı.
İsviçreli tarihçi Dr. Daniele Ganser’in, NATO arşivleri, mahkeme kayıtları ve parlamento raporlarına dayanarak kaleme aldığı bilimsel çalışması, bu terör ağının anatomisini dünya akademisine sundu (Daniele Ganser, NATO’s Secret Armies: Operation Gladio and Terrorism in Western Europe, 2005). Ganser, NATO’nun bir “savunma örgütü” değil, Avrupa halklarının sol/sosyalist uyanışını bastırmak için örgütlenmiş gizli bir devlet terörü aygıtı olduğunu bilimsel metodolojiyle kanıtladı. Türkiye’de kontrgerilla olan şebeke; İtalya’da Bologna İstasyonu bombalamasıyla, Yunanistan’da Albaylar Cuntası’yla, Belçika’da ve Fransa’da işçi sınıfının sesini kısmak için düzenlenen bombalı eylemlerle sahneye çıkmıştı.
Uluslararası Hukukun Çiğnenmesi: Küresel Saldırı Aygıtı
NATO, kendisini Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 51. maddesine (Meşru Müdafaa Hakkı) dayandıran bir savunma paktı olarak pazarlamaktadır. Oysa pratik, bu hukuki iddiayı bilimsel olarak çürütür.
1999 yılında NATO, kendi kurucu antlaşmasının sınırlarını ve BM Güvenlik Konseyi kararlarını tamamen çiğneyerek, hiçbir üyesine yönelik bir saldırı olmadığı halde Yugoslavya’yı 78 gün boyunca bombaladı. Uluslararası hukuk literatüründe bu eylem, “savunma” değil, açık bir “saldırı suçu” (Crime of Aggression) olarak tanımlanır. NATO, 1999’da kurucu metnini ve uluslararası hukuku fiilen lağvetmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından gerçek yüzü tamamen açığa çıkan bu suç şebekesi; Afganistan’ı ve Irak’ı işgal edip milyonlarca insanın kanına girerken, Libya’yı barbarca bir yıkıma sürüklerken hep aynı küresel emperyalist ajandayı uyguluyordu. Bugün Doğu Avrupa’yı bir barut fıçısına çeviren, Ukrayna halkını emperyalist çıkarları için cepheye süren ve Asya-Pasifik’te yeni savaş cepheleri açmaya çalışan yine aynı provokatör akıldır.
Sonuç: NATO Prangası Parçalanmalıdır!
Bir yapının terör örgütü sayılması için illaki illegal bir dağ hücresinde kurulması gerekmez. Arkasına emperyalist devletlerin devasa bütçelerini alarak organize edilen, gizli ordular eliyle kitle katliamları düzenleyen, darbeler tezgahlayan ve halkların egemenliğini gasbeden her yapı, niteliği gereği teröristtir. NATO, girdiği her toprağa kan, darbe, yoksulluk ve çürüme götürmüştür.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi’nin ve bu ülkenin tüm gerçek yurtseverlerinin programı nettir, tavizsizdir: Türkiye, bu kanlı suç örgütünden derhal ve kayıtsız şartsız ayrılmalıdır! İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere, toprağımızdaki tüm yabancı askeri üslere el konulmalı, NATO’nun namluları ve askerleri bu topraklardan sökülüp atılmalıdır.
Tam bağımsız, üreten ve gerçekten egemen bir Türkiye’yi inşa etmenin ilk ve en radikal adımı, NATO prangasını parçalamaktır. Ne Sam Amca’nın askerliği ne de NATO’nun tetikçiliği! Memleket bizim, karar bizimdir!