Mustafa Kemal Paşa, Trablusgarp’tan Balkanlara, Çanakkale’den Şam’a kadar cephelerde milletinin kaderini omuzladı. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında yalnızca bir askeri hareket değil, bir milletin küllerinden doğarak yeniden ayağa kalkacağı devrimci iradenin ilk kıvılcımını ateşledi. Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde manda ve himayeye karşı durarak, milletin kendi kaderini yine kendi elleriyle yazacağını dünyaya ilan etti. İstanbul’da işgal altındaki meclisin dağıtılmasının ardından Ankara’da çatısı akan bir binada açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920’de “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek tarihe altın harflerle kazındı. Bu mücadele yalnızca bir askerî direniş değildi; halkın iradesinin, özgürlüğünün ve geleceğinin eline alındığı Kemalist devrimin başlangıcıydı. Sakarya’da, Afyon’da, Büyük Taarruz’da “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır” diyerek millet toprağın her karışını namusu bildi. Anadolu’da yükselen bu ruh, yalnızca silahın değil; inancın, fedakârlığın, cesaretin zaferiydi.
CUMHURİYETİN DOĞUŞU: 29 EKİM 1923
29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim şekli değildi; feodal düzenin, cehaletin, hilafetin ve emperyalizmin zincirlerini kırarak aklın, bilimin ve millet egemenliğinin önünü açan çağdaş bir devrimdi. Hilafet kaldırıldı, saltanat sona erdi. Millet, artık kulluktan yurttaşlığa geçti. Mustafa Kemal Paşa, harf inkılabıyla düşüncenin zincirlerini kırdı; Türk milletinin sesini, sözünü, yazısını özgürleştirdi.
EKONOMİDE VE TOPLUMDA KÖKTEN DEĞİŞİM
Atatürk, “Siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlıkla taçlanmalıdır” diyerek İş Bankası’nı, şeker fabrikalarını, uçak, dokuma ve kağıt fabrikalarını kurdu. Toprak reformlarıyla köylüye toprak verildi, üretim halka yayıldı. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınarak, Anadolu kadınının omuzlarına yüklenen tarihî sorumluluk hak ettiği onurla buluştu.
EĞİTİM VE AYDINLANMA DEVRİMİ
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen Mustafa Kemal, eğitimi milletin kurtuluş anahtarı yaptı. Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç öncülüğünde kurulan Köy Enstitüleri, sadece okuma-yazma değil; üretimi, sanatı, düşünmeyi, bilimsel bakışı öğreterek Anadolu’nun aydınlanma meşalesi oldu.
GERİCİLİĞE KARŞI EN BÜYÜK DEVRİM: LAİKLİK
Ancak Cumhuriyet’in güneşine karşı, dini çıkarları için kullanan karanlık odaklar hep pusuda bekledi. Din adı altında çocuklara, kadınlara istismar eden; hurafeyi aklın yerine koyan bu zihniyet, toplumu cehalete mahkûm edip yeniden teslim almak istedi. Bu karanlığa karşı kurtuluşun yolu açıktır: Cumhuriyet’e, laikliğe, akla, bilime ve Kemalist devrime sahip çıkmak.
CUMHURİYETİN BEDELİ: KAN, GÖZYAŞI VE İRADE
Bugün biliyoruz ki Cumhuriyet; Çanakkale’de Anafartalar’da göğsünü siper eden Mehmetçiğin, Yemen’de şehit düşenlerin, Sarıkamış’ın kara kışında donup kalanların, cepheye mermi taşıyan Şerife Bacıların eseridir. Halk, elinde tüfek bile olmadan taşla, sopayla savaşarak “Bu vatan emperyalist güçlerden yardım alınarak değil, milletin alın teri ve kanıyla kurtulacaktır” dedi.
GENÇLİĞE EMANET: KEMALİZM BİR DÜŞÜNCEDİR
Mustafa Kemal Paşa, gençlere çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmış bir devlet bıraktı. Bu Cumhuriyet, geçmişin fedakârlıklarıyla kuruldu ve geleceğin ellerine emanet edildi. Çağdaş gençliğe düşen görev; çağdaş gençler yetiştirmek, aklı ve bilimi rehber edinmek, toplumu bağnazlıktan ve yobazlıktan kurtarmaktır. Atatürk bir heykel değil, bir düşüncedir. O düşüncenin adı Kemalizmdir. Kemalizm; aklın, bilimin, bağımsızlığın ve özgür bireyin yoludur. Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Mustafa Kemal Atatürk!