Felsefe ve Şiirin/Şairlerin Çağı Farklı mı Gerçekten?

Felsefenin bilimsel koşuluna konuşlandırıldığı dönem Hegel ile başlar. Bilimsel felsefe, politik koşutlanmayı da beraberinde getirirken, felsefenin sanat ile buluşması hatta edebiyatla ilintili hale getirilmesi çabaları da hız kesmeden devam eder. Bu daha çok 18. Ve 20. yüz yılın efsanesi olan politik felsefenin derin fırtınalı hali, toplumları etkilemesi ve devrimler çağının açılması ile şiir de ve sanat olaylarında felsefe toplumun her alanına sirayet eder hale geldi diyebiliriz.

Ancak antik çağda felsefe ve şiir iç içeydi. Mitosun/zorlu hayatın anlatıları ve var olma hallerin en sürüngen varlık olarak görünen insanın hayat tarzı hakkında geliştirdikleri destanlar, epik şiirin oluşmasına neden olmuştur. Özellikle Parmenides ve onu izleyen filozoflar, evreni- varlığı ve doğayı açıklayan kuramlarını destansı şiirler ve birtakım manzumelerle kalem aldıklarını gözlemlemekteyiz.  Doğa felsefesinde doğa olaylarını tasvir etmek, betimlemek, anlamak ve kavramak için fizik, kimya, biyoloji, zooloji vs. insan felsefesi için insanı bir araya getiren bir itki olarak karşımıza çıkıyor. Doğayı anlama felsefesi olarak insan ve doğa ilişkisinin evrendeki yerini sorgulamak ve içerdiği heyecan verici özelliklerden ötürü antik dünyanın en can alıcı temel sorunsallıkları ile direkt fizik ve hareket, hız ve değişim, dönüşüm ve etkileşim meseleleri ile anlaşılır hale getirmek gibi bir ereksellik söz konusudur.

Thales ile  başlayan bilimsel felsefenin diyalektik ve materyalizmin baş faktörünü oluşturan  Demokritosve hocası Leukippos ile birlikte atomculuk kuramının kurucusu olarak tarihe geçene dek süren doğa felsefesi tarihi mitoslara tepkisel bir çizgide gelişir. Felsefenin bilimselleşmesi aslında anlatılara ve hikâyelere bırakılmayacak kadar önemli tarihsel bir sıçrayışı beraberinde getirir.  Mitos tan Logosa geçiş (m. Ö. 6. yüzyıl) bilimde seküler düşünce tarzının ilk belirtileri olarak karşımız çıkıyor. Bahtsız insanın kaderi sıkıntılı iken, evreni anlamaya dönük kafa yormalar,  felsefe ve düşünce tarihi bakımından fevkalade önemli bir sıçrayıştır. İnsanın ve düşünce tarihinde yaptığı büyük değişim, insan bilincinin ve evrenin anlamlandırılması ve biçimlerinin açıklanması, duygusal bir evrenden rasyonel bir evrene geçişi, sorgulayıcı esasla aslında ahlak felsefesinin de doğuşunu kolaylaştırmıştır. İnsan nedir nasıl yaşamalıdır:?

Neyi düşünür ve nasıl eyleme geçerse etik ve erdemli olur soruları temel olarak erdemin esasları ile adalet ve liyakat ve hatta mutluluk ile erosun sorunsallığında bir çağın ortaya çıkışını beraberinde getirmiştir;  yani insanın ve bireyin kendisini de sorgulamasına yol açacak kadar felsefenin, sanat ile buluşması kaçınılmaz bir evre olarak sahnede boy göstermesine yol açmıştır.  

Diğer taraftan felsefenin şiirle iç içe olması felsefe de tanımlanamayan bir olayın şiirde hâsıl olması veya şiirde anlatılmak istenenin, felsefe de sorgulanır hale gelmesi, elbette insanlık ve uygarlık sürecinde olay ve olguların anlaşılması için önemli sanatsal etkinliğin gelişmesine de neden oluşturmaktadır. İddia edebilirim ki felsefenin bazı işlevsel yanlarını sanat üstleniyor ve şiir bu bağlamda sözel sesin ve edebiyatın bir unsuru olarak dünyanın her köşesinde her dilin yarattığı şiir dünyası vardır ve bu şiir dünyası kendine içkin felsefi içermelerini beraberinde getirirken felsefi sorgulamaları da olası hale getirmektedir. Felsefenin yalpaladığı yerde sanat ve şiirin devreye girmesi felsefeyi felsefen çıkararak değil ona yeni varoluşsallık imgesini kazandırmaktadır. Şairler filozofların yerini almak gibi bir kompleksleri yok, ama şiirle felsefe yapmak, ekmek kadar iştah ve haz vericidir. Felsefe şiirle ve şiir felsefe ile sindirilebilir bir sözel sorgulama eylemidir. Yunus Emre’den Aşık Veysel’e kadar yada V. Hugo’ suz  ve Nazım Hikmet’ siz felsefe yapmak insanı ve onun doğasını anlamak mümkün kılar mı? Bertolt Brecht’i bilmeden sosyalist düşüncenin estetiğini kavramak mümkün mü?

Trakya’nın ve Balkan dünyasının ve modern dünyamızın Neyzenlerinden ve hala iyi ki aramızda olan,  yaşayan çınarlarımızdan Celal Çalık şairimizi burada ele almadan ve öncelikle sohbeti ile büyük keyif aldığım değerli şairimizin bir şiirini bu bağlamda burada yer vermek şiir felsefesinin bir örneği olacaktır:

Mey:     

Naraları ayyuka çıkar eşşek içse şarabı

Merkebe mey yasaktır, ancak içer erbabı

Elbet ben de bilirim erenler günahı ve sevabı

Yaşayana memnu, ben merhuma meşrudur.

Ol zalimin kaşı yay, kirpiği ok el aman!

Yaktı beni zerre zerre, kül etti bakışı yaman.

Sakın deme ey gafil ona bakmak

cürüm_ü zinadır.

gördüğüm günden beri onu, gözlerim

âmadır

naciz bedenim eriyip tükendi şimdi

haraptır.

Ölülere sual olunmaz, aşk da mey de sevaptır.

Sakın ola deme Celali ‘yi gördüm bir

meyhanede.

Şarabım bahane, aşkım baki, cismin ise

türaptır.

CELAL ÇALIK

Bu şiirdeki içermeler kimin şarabı nasıl içtiğini ve içebileceğinin değer ölçüsü ile insanın eriştiği aşkın mertebesinde oluşan varlık meselesinin bir paralelliği söz konusudur. Memnu /yasak ve meşru /uygun sorunsallığın en can alıcı dünyasında oluşan bilinçlere bir çağrı ve haykırış ya da eleştiri vardır. Hem sosyolojik, kültürel ve psikolojik ve hem de felsefi sorgulama temelinde insani sorgulama burada pek etkin olmaktadır. Diyalektik içerikte bir çelişkiyi ‘gör’ iması var ve bu ima edilen gene insanın kendisi ve onun var oluş biçimlerinin en sorunsal durumlarından birini nüktedanlık ve hiciv ile anlamlandırmaktadır.    Bu değer ölçüsünde oluşan artı değer, insanın varlık olarak varoluşsal biçimlerinin birer örneğini- numunesini betimlemektedir. Türap kişilik olarak kendi için varlık olabilmek için başkası içinde bir varlık olması bir koşuldur. Ben ve ötekinin var oluş hali bir etkileşimin tezahüründe var olan insan muhabbetinin felsefesiz ve şiirsiz olamayacağı gerçeğini hayatın akışı içinde tekerrür eden yaşamların günlük olay ve olgulardan çıkarak genel hayatın erdemlerinden bahsetmek, insanın sanatla buluşmasını hayal ve umut içinde olmasını sağlar. Diyalektik etkileşim ve sohbetin, esprinin ve mizahın felsefe ile taçlandırılmasına büyük ve yüksek azmin tahammüllerinin pratik eylemleri olarak yaşama geçişler yapmak, pek aşikâr durumun en arzulanır hallerinden biridir.

Şiir ve Şair felsefenin varisi olarak felsefe vârissiz olunca filozof şairler ortaya çıkmıştır. Ancak şiir felsefeye ulaştırılmazsa şiirde vârissiz kalır diyorum ben. Bilimsel doğa felsefesi ile başlayan antik şiir dünyası, evreni anlamlandırma varisliğine girişmiş ve başarılı olmuştur. Politik felsefede,  siyasi şairler ve şiirler; siyasi şiirler de ise politik felsefe iç içe bir varis ve özerk yapılar olarak sanat ve felsefe dünyasına öncül güç ve kuvvet oluşturmuşlardır.

Sosyal Medyada Paylaş

Yazılar

Yazılar