“Die Welt ist meine Vorstellung” -/ “Dünya benim tasarımımdır”. Eserinin (A. Schopenhauer) ilk ve temel cümlesi olan bu ifade, insanın yeniden kendisine bakıp bir değerlendirmeye almasını zorunlu kılıyor.
Schopenhauer’in bu provakatif/tahrik edici ifadesi hayatın yaşanır değil, yaşanılması zorunlu ve acı içinde geçen bir mücadelenin ardından, insan içgüdüseldir- her canlı gibi; ister bitki veya diğer bir canlı olsun; her canlı bir güç veya istencin tezahürü olarak sonsuz istencin içinde sancı ve acı çeken bir varlıktır. Bu betimlemedeki kapsayıcılık diğer tüm canlı dünyasını da kuşatır; Schopenhauer’e göre.
Sonsuz istenç ve arzunun itkisinde olan insanın diğer canlıların yaptığını yapan insanın, metafiziksel var olmanın, güdü ve içgüdülerinin tahriki ile hareket eden varlığın tinin /Geist’ın varlık meselesi olarak değil ve hatta akılcı özelliğinin pek sınırlı ya da böyle bir akıl öznesi ve özelliğinin olmadığını ileri süren, Schopenhauer için insan, istenç ve gücün varlığında var olan metafiziksel bir canlıdır. Ancak her istenç ve gücün oluşum biçimleri farklı da olsa insan diğer canlılar gibi kendini korumak ve muhafaza edebilmek için çok çeşitli yöntemleri kullanır. Bir bakıma her canlının yaşam istenci insanın hayatta kalabilme istencinden çok da farklı değildir.
Güdülerin ihtirasında var olan canlı varlık insan, yüksek yaşam istencinden ötürü soyunu devam ettirirken, yerkürenin ve kaynaklarının en azami derecede kullanımını sürekli hale getirdiğinden beri, yer küremiz aşırı ısınma ve suların azalmış olması ile karşı karşıya kaldığımız iklim krizleri ve büyük savaşların kaçınılmaz tahribatından sonra gördüğümüz büyük resim insanın durdurulamaz bir varlık olduğunu ve var olan sınırsız istenç ve güçten ötürü var ola gelen bu içgüdülerinin yüksek ve iyi amaçlara hizmet etmediğini Schopenhauer’in söylüyor olması bir gerçeğin, insan özünde ki güdülerin terbiye ve sınırlarının dışında oluşu, etik, zarafet ve estetik anlayışın modellenememesi bir insanlık krizi ile de karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir.
Zira K. Marks’ın belirttiği gibi; “insan istencinin maksimal minimalize ölçüsünün tespit edilemediğini görüyoruz.” Maksimal istenç ve gücün kullanımının insanı en hatalı sisteme tabi kıldığını söyleyebiliriz. Bu sistem insanı kapitalist, sürekli sermaye ve karın yüksek amaçlara veya erdemli davranışlara yönlendirmediği artık pek berrak ve nettir. O halde diyebiliriz ki sosyalist ekonomi ve üretkenlik insan güdülerinin planlanması ve bu içgüdüsel mekanizmaların bilimsel üretim ve buna bağlı eğitim konseptlerinin geliştirilmesi önceliklidir. İnsanın kendi güdülerine hizmet edecek sistemi (kapitalizmi) organize edebilmesi, onun çok zeki olduğunu kanıtlamıyor. Kendi imhasını beraberinde getiren ve daha çok ve hep daha çok üretip, fazlasını israf eden insan, tüketim hastalığının semptomlarını içselleştirerek, narsist-kibirli kimliğinin en güçlü yanını sergilemektedir. Sınırsız güç ve istencin/iradenin içinde hasıl olan dünyanın görüntüsü, narsist dünyanın dayanılmaz halleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Schopenhauer’in değerlendiriminde şu özellik pek önemli; İnsan, sorgulama yetisinde, sebep ve sonuçları değerlendiren bir varlık “Unreflektiertes Wesen”/akıl yürüten bir varlık değildir. Çünkü o sınırsız istencin/iradenin sonucu olarak düşünebilme yetisini elde edememiştir. Kalıcı olan güdülerin içinde var ola gelen bir canlı -türsel bir varlıktır.
Bu açıdan insan tarihsel olmaktan çok tarih yapandır. Onu Tarih yapan şey bazı tasarımlarında öznel hayallere ve daha da insanlaşan insanın bir bakıma pek insanca olan üst düzeyde yer alan istencin devrimlerle bir araya gelebilmesidir. Devrimler, insan varlığını zarafet içinde tutar. İnsanlaşma, devrim ve yeniliklerle olur. Yeni fikir ve düşüncelerle olur. Düşünen insan sebep ve sonuçlar diyarında akan nehrin farkındadır. Nasıl akar ve nereye akması gerektiğini öngörebilir. Devrimler ve büyük devrimler büyük felaketlerin sonunda vuku bulsa da, insan sınırsız güç ve istencin kararlığında iyi bir dünyayı tasarlayabilir ve yeni bir dünya daha yaratabilir. Ancak öncelikli olan, insana özgü olan ihtiyaç yapısına göre değiştirebilmesidir. Zira ihtiyaç denilen olgu bugünkü malların üretim içinde var olup olması ile olabilmesini sağlayan hakiki üretim araçlarını ve üretim ilişkilerini yeniden düzenlemektir. Hayatta kalabilme kaygısının, insanı vahşi ve vahşi sistemlere götürmektedir. Sınıfsız toplum bu bağlamda pek zaruri görülmektedir. Zenginlerin doyumsuz açlık krizi ile aç insanın hayatta kalabilme mücadelesi ve kaygısı, insancıl ve insan hakları ile ilgisi yoktur. Demokrasi ve demokratik ulus ve toplum olabilmek için, Fichte’nın dediği gibi “…benimsenen felsefe, kimin nasıl bir insan olduğuna bağlı olan felsefedir”. Bizim felsefemiz güdüleri ve ihtiyaçları insan ve doğa denkleminde gerçekçi ve bilimsel tayin etme sürecinde insanı yaşatmaktır ve onu yeniden yaratmak olmalıdır.
Schopenhauer’in tedirginliği- Marcuse’nin belirttiği gibi, toplumsal aydınlanmanın nasıl olacağı değil, daha çok ego/ben merkezli bir olgunun neye yol açacağını gösterebilmek olmuştur.
Kant’ın Schopenhauer’i sarsmış olabileceğini düşünsek de, O, Kant’ın önemli eseri olan “Salt Aklın /Usun Eleştirisi” nde öngördüğü usun/aklın kendiliğinden asla bir şeyi bilemeyeceği fikrini veya önermesini oldukça tehlikeli bulur. Kendiliğinden ve spontan olan bir çok olay ve olaylar zincirinde insanın kusurlu ve güdülerinin spontanitesinde kendini denetleyen, aklın çalışmasına anında son veren bir varlık olarak en kötü felaketlere imza atarken en güzel sanat eserlerini de yaratır durumdadır. En büyük umutların ve ütopyaların içinde en güzel türküyü yaratan ve en güzel aşk ile kendini ötekinin tamamlayıcısı olarak aynalayabilen bazı insanlar, biraz daha şanslı.
Schopenhauer; gerçeğin temel ilkesini irade oluşturur tümcesinde iradeciliğin kurucusu olarak, iradeyi yaşam iradesi biçiminde betimliyordu. Çünkü her istenç ve güç oluşum ve yasası içinde insan, bir birey olarak kendisine özgü olan her istenci birer individium, bireyleşen istençler olarak kabul eder. Her istenç parçalara ayrılan güdülerin sonucu ve birer haz ve acının içinde var olan bireyleşmenin bireyini oluştururlar. Kompleks olan insan meselesi de bu olmalıdır veya pek anlaşılamayan insan, salt insanlaşma serüveninde takıldığı ve takıntı içinde var olduğu durum ve pozisyonlarda ya çok acı çektirmiş ve çekmiş ya da insanlaşma sürecinde az çok büyük ulvi yaratımlara damgasını vurmuştur.
Kendime bakıyor ve gözlemliyorum – evet bedenime bakıyorum; işte bedenim bu istencin- iradenin bir ürünüdür. Öyleyse evrende ki tüm nesneler aynı yaşamın isteği ve iradenin /gücün tezahürüdür- der filozof Schopenhauer. Evreni var eden us değil iradedir diyebiliriz; ancak ben bu iradenin gücü ve istencinin planlı bir mekanizmaya bağlı olduğunu düşünemiyorum. Mantar bitkisinin gün ışığına çıkabilmesi bir irade sonucudur bu bağlamda ifade bulan fikrin genel özeti olarak Schopenhauer, Antik-Yunan filozoflarından Epikür’e bir göndermede bulunmaktadır: “gerçekte ölüm yoktur, yaşamak vardır. Ölüm de yaşamak için vardır” (A. Schopenhauer, Pattloch Verlag s. 206).
Acı sevinçten çıkar ve savaşı çıkartanlarla savaşa karşı savaşanlar arasındaki kavga ve mücadele ve irade bağlamının anlamı içinde acımaktan daha başka olan erdemli olma iradesi olanın içinde olan insan ve bireylerinin değer ve emek bilgisi edimininde gelişen yeni dünyayı oluşturmak gayesi için varlık ve iradenin kararlı olma durumu koşutunda, insanlaşma sürecine yeni değerler katabilir.
Erdemli olanı ve erdemli olma halini dışsallaştırdığımız oranda insanın negatif olma haline dönüşerek vahşi iradenin ve vahşi güdülerinin kurbanı olarak metafiziksel bir varlık olarak karşımıza çıkar ki bunun çözümü de yoktur. İşte bu durum ölümcüldür can yakıcıdır ve gönüllerin kırılmasıdır.
Ve Schopenhauer bir kez daha ‘İrade’yi kendi üzerinde –benliğinde şu çıkarsamayı yapar: “Benim yapım evrenin yapısıdır ve ben onun objesiyim ve o halde obje benim”.
İstenç ve İrade de yer alan tasarımlarımızı canlı tutmanın tutku ve bilinci ile oluşan devrimci bilinç ve güdü ve dürtülerinin sebep ve sonuçlarına farkındalık ön görüsünde bulunan bireyler olmak adına irade ve istençlerin esenlikli bir rotada irademizi bağımsız ve hür yarınlar için canlı tutmak ve yaşamın hayat türküsünü bir kez daha haykırmalıyız. İrade ve yaşam tek hücreden bugüne dek süregelmiş canlı hayatın ve doğanın bir inatçı halidir- yasası.