Cumhuriyeti dönüştürme/yıkma sürecinin iki merkezi var. Birinci merkez yüz elli yılı aşan Türk aydınlanma ve devrim süreciyle birlikte Cumhuriyet Devrimi’nin karşısında yer almış yerli denilen bir gericilik. Bir diğeri geçmişte İngiltere’nin şimdi de ABD Emperyalizminin öncülük ettiği ve iç gericilikle bütünleşip desteklediği uluslararası emperyal Batı. Aslında iç içe geçmiş tek bir yapı denilebilir. Bu saptamadan/girişten hareketle gelişmeleri anlamlandırmak daha mantıklı siyasal adım için zorunludur diye değerlendiriyorum.
Öncelikle ABD ve Batı’nın emperyal amaçlardan insanlık adına ya da çok söylenen “barış” için vaz geçeceğini düşünmek/ummak/beklemek saflığını terk edemeyenler bundan sıyrılmayı becermeliler! Geçmişte örnekleri çoktur; yakın geçmişte de Libya’da, Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da hafızalar tazedir. Barbarlık-talan-kan-gözyaşı-yıkım devam etmekte. Yanı sıra kendine bağlı kuklalarla sömürüyü ona, yüze, bine katlama; doyumsuz azgın Kapitalist iştahıyla…
Emperyalizm, kendi amaçları için koşmasını en iyi bilen atı/atları seçer. “Barış” “terennümü” ya da gevezeliğiyle sonuç alınmış, “def” edilmiş bir emperyalist saldırı bugüne dek görülmedi. Savaş, emperyalizmin haksız varlığının sonucudur. Ancak “haklı savaş”la bu önlenir. Hele günümüzde azgınlaşan emperyalizmle sadece birleşik güçle baş edilebilir! Ülkemizdeki olası gelişmeleri bu bağlamda ele alıp konumlanmak ve strateji geliştirmek gerekir.
Şimdi iktidarın bu ölçütlere ne denli uygun olup olmadığı sorgulanabilir. Ya da iktidar seçeneği olduğunu söyleyen merkezlerin konumu/siyaseti irdelenebilir. Bana göre Emperyalizmin “daimî müttefiki” ya da vaz geçemeyeceği siyasi yapı yoktur. Kendisine göbekten bağlı çıkar işbirlikçisi bir iktidar ön koşuldur. Bugünkü iktidar bu yönüyle hala biçilmiş kaftan. Ancak devamlılığını ve hükümranlığını sürdürmek için iç hukuk ve anayasal güvencelerle de kendini sağlama/garantiye almak istemekte. Dayandığı sosyolojik temelin kayganlığı dikkate alınırsa kurumsal ve siyasal varlığını “yasal”, “hukuksal” düzlemiyle Batı desteğiyle oluşturmak zorunda olduğunu biliyor.
“Yeni Türkiye”, Türkiye Yüzyılı”, “Türk-Kürt-Arap” gibi söylem ve adlarla Cumhuriyet Devrimi’ni tersyüz etme hesapları gütmekte. Bu aynı zamanda Emperyalizmin yüz yılı aşan düşü ve senaryosudur! Bu bir güncel siyasal savaşım olmaktan ya da iddia edildiği gibi CHP’yi bölmekle sınırlı olmayan/olmayacak olan bir karşıdevrim atağıdır. Yakın geçmişte Cumhuriyet’e, onun anayasal kurumlarına, müdahale edilemeyecek Anayasa maddelerine fiilen/eylemsel olarak balta vurup yol kat eden iktidar, CHP’nin bütün bunlar karşısında yeterli cumhuriyetçi ve devrimci tepkiyi vermemesini/verememesini çok güzel fırsata çevirmeyi becermiştir.
Kuşkusuz salt CHP sorgusu değil bu yazı. Ancak adım adım sürdürülen karşıdevrim süreci etnikçi ve dinci yapılanmaların da desteğiyle bir üst aşamaya çıkartılmıştır. Cumhuriyetin temel dayanaklarına yapılan saldırılar, başta eğitim olmak üzere dönüşümün önünü açmıştır. İkinci açılımla birlikte üniter yapı tartışılmaya, “ikame yolları”, sözüm ona görüşmelerle sağlanmaya çalışılmakta. Ulus devlet paradigması tırpanlanarak “yasal” düzenleme çağrıları hızlandırılarak baskıya dönüşmekte. Dinci yapılanmalar meclisteki temsilci ve yandaşlarıyla ummadıkları bir hareket ve yetki alanına/serbestisine sahip olmuşlar. Bu “cahil cesareti” ile “yasa benim” deyip kılıç sallayıp at oynatan güruh, özellikle taşrada merkezden aldıkları güçle cumhuriyetçi kesime ve giderek halka yeni dönemde “had bildirme” cüretini göstermekteler.
Bu gelişmeler, Cumhuriyetçi birikime, kazanımlara, bütünüyle aydınlanma ve devrim geleneğine yeterince sahip çıkıp kucaklayamayan/önderlik edemeyen CHP’nin ikircikli iktidar arayışıyla birlikte yaşandı. ABD ve Batı’ya, NATO’ya, Brüksel’e bel bağlayarak iktidar olma arayışı Cumhuriyet Devrimi’ni de kararlılıkla savunamama handikabını ortaya çıkardı. Uzun erimde Emperyalizmin vaz geçmediği hayalle uyuşan bu siyaset kabul edilmemeliydi. Başta ikinci açılım olmak üzere dinci yapılanmalara ve uygulamalara göz yumma, ödün verme, CHP’nin temel açmazı oldu. “Demokrasi” adına düşülen tuzaktan hala çıkmayan/çıkamayan bir anlayış bu kamburuyla iktidar olamaz! Bunu da en iyi değerlendiren AKP ve bileşenleri/her tür cemaat-tarikat ve gerici yapılarla birlikte Emperyal Batı oldu.
Adı konmayan açılım bağlamında TBMM ya da dışında komisyonlarla birlikteliği, görüşme trafiğini muhatap alıp AKP ile görüşmek; hele kendisine habire kılıç sallayıp bıçak atan, önderliklerini tutsak eden anlayışla “vıdı-vıdı” ya da söz yarışı yerine CHP dışında konumlanmış diğer Cumhuriyetçi parti ve güçlerle Cumhuriyet Devrimi yolunda iktidar seçeneğine sarılmak çok daha akılcı ve bütünüyle Türkiyeci bir siyaset olarak milyonların gönlünde yer bulacaktı!
Sorunun sadece Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı, CHP’yi de tek başına iktidar yapmak olmadığını, daha büyük ve daha yüce bir yürüyüş olduğu paylaşılırsa sonuç hiç kuşku yok ki bugünkü gibi olmazdı/olamazdı. Çünkü bu toprakların Cumhuriyetçi ve devrimci birikim ve geleneği CHP’nin örgütsel ve siyasal yapısının çok üstünde bir güce/dinamizme ve önderliğe sahiptir. Hala tek seçenek olarak toplumun önünde duran; başta CHP olmak üzere önderlik sınavı yaşadığımız temel siyasi sorunsal!