1980 sonrası iktidar olasılığı bulunan bütün partiler, programlarına “devletin küçültülmesini, sadece ekonomiden değil, dışişleri, içişleri, güvenlik ve adalet dışındaki bütün alanlardan çekilmesini, ekonomik varlıklarını satarak elden çıkarmasını, diğer alanlardaki bütün yetki ve olanaklarını mahalli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere devretmesini savunduklarını” yazdılar. İktidara geldiklerinde de bu yönde çaba gösterdiler.
ABD ve AB emperyalizminin istekleriydi bunlar. PKK’nın temel istekleriydi bunlar.
İktidara gelenlerin ilk işleri, KİT’lerin satmak, tarımdaki nüfusu azaltmaya, tarıma verilen destekleri azaltılmaya çalışmak oldu.
- Süt Endüstrisi Kurumu, Yem Fabrikaları, Gübre Fabrikaları, Türkiye Zirai Donatım Kurumu, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Sümerbank’ın Fabrikalarını sattılar, bir kısmını kapattılar.
- Et ve Balık Kurumunun büyük kısmı satıldı, kapatıldı, kalanlar Et ve Süt Kurumuna dönüştürüldü, ticarethane oldu.
- Tarım Kredi Kooperatifleri kamu kurumu olmaktan uzaklaştırıldı, liberalizmin işletmesi yapıldı.
- Devlet Su İşletmesi, Toprak Mahsulleri Ofisi, Ziraat Bankası amaçlarından uzaklaştırıldı.
- Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) işletmelerinin bir kısmı kiralama yoluyla satıldı, kalanlar zayıflatıldı, amacından uzaklaştırıldı.
- ÇAY-KUR işletmeleri büyük ölçüde satıldı.
- Tarıma destekler küçültüldü. Destekler ve teşvikler üretene değil, tüccara ağaya verildi.
- 1980’li yıllarda 100 kişi başına düşen sığır sayısı 66 iken, 2023’de 19’a düşürüldü.
- 1980’li yıllarda 100 kişi başına düşen koyun sayısı 260 iken, 2023’e gelindiğinde 49’a düşürüldü.
- 1980’e kadar tarımda kendine yeten yedi ülkeden biri olan ülkemiz, neredeyse bütün tarımsal ürünlerde dışa bağımlı hale getirildi.
- Köylü toprağını, köyünü terk etmek zorunda kaldı. Çiftçi sayısı son 10 yılda yüzde 55 azaldı.
TEPKİLER
2013 yılı sonrasında saman ve yem bile alamaz hale gelen, banka borçlarını ödeyemeyen üretici köylüler, ürünlerinin yok pahasına da ellerinden alınmak istenmesi, verdikleri emeklerini bile karşılamaz olmaları üzerine isyan ettiler.
Yaş çay taban fiyatlarını, domates, fındık, antep fıstığı, süt, limon, mandalina, kayısı, karpuz alım fiyatlarına isyan ettiler.
Sütü, portakalı, limonu, domatesi yerlere döktüler.
Traktörlerle konvoylar yaptılar. Şehirlere yürüdüler, kent meydanlarında haykırdılar, feryat ettiler.
Tarımın örgütleri bir araya da geldiler;
Ziraat Mühendisleri Odası, Türkiye Ziraatçılar Derneği, Gıda Mühendisleri Odası, Veteriner Hekimleri Derneği ve KESK Tarım Orkam-Sen, “Türkiye Tarım Platformu”nu oluşturdular. Toplantılar, basın açıklamaları yaptılar.
Daha küçük örgütler “Çiftçi Plaftormları” oluşturdular, “Tarım Kurultayları” düzenlediler.
Ancak bu çabalar sonuç almada yetersizdi.
Türk tarımını yok eden, Türk çiftçisini üretemez hale getiren, tarlasından, üretimden soğutan, köyünü terk etmeye mecbur eden, kökleri emperyalist merkezlere kadar dayanan böylesi büyük operasyona rağmen tepkiler yetersizdi. Bunun sebepleri nededir diye baktığımızda iki etmen görüyoruz;
Birinci sebep, tarımda feodalizmin hala güçlü oluşudur. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da tarım arazileri önemli ölçüde toprak ağalarının, büyük çiftlik sahiplerinin elindedir. Doğrudan destekler ve teşvikler bile, gerçek üreticiye, yoksul köylüye değil, toprak ve çiftlik ağalarına gidiyordu.
Köylünün bir kısmı ağa toprağında ırgattır.
Diğerleri de az topraklıdır, örgütsel olanakları yetersiz olanlardır.
Tepki gösteren çiftçiler, daha çok ağalık ve aşiret ilişkisinden sıyrılmış olanlar, sorunlarla baş başa olanlardır, tek başına altından kalkabilmek için çırpınanlardır.
Ağalık ve aşiret ilişkilerinin zayıf olduğu bölgelerde ise, çiftçinin, üreticinin en büyük örgütü olan Ziraat Odaları Birliği çiftçiye sahip çıkmıyor.
ZİRAAT ODALARI BİRLİĞİNİN GÜCÜ
Oysa kendi verilerine göre Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin 754 Oda’sı bulunmaktadır.
Türkiye’deki büyün ilçelerin sayısı 922’dir.
Neredeyse her ilçede bir oda olacak kadar aygın bir örgüt.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin 2025 yılındaki üye sayısı 5 milyon…
Türkiye’nin en büyük üretici örgütü, en büyük emekçi örgütü… Hiçbir örgütün bu kadar üyesi yok.
“Tarımdaki her olumsuzluğa geri adım attırabilecek güç.
Hadi deseler aynı anda Türkiye’nin bütün meydanlarını doldurabilecek muazzam bir kitler.
O halde nasıl oluyor da köylüye bu kadar zulüm yapılabiliyor.
Nasıl oluyor da Atatürk’ün efendi yaptığı köylü, köyünü, tarlasını terk etmek zorunda kalıyor.
Ve asıl soruyu soralım.
Köylünün, üreticinin örgütü olan, Türkiye’nin en büyük örgütü, köylüye bunca zulüm yapılırken neden kılını kıpırdatmaz.
Bu soruların yanıtını aratınca karşımıza şu bilgiler çıkıyor;
Birliğin Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2001 yılında Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi, 2003 yılında da Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanıdır.
Tam 24 yıldır Yönetim Kurulu Üyesi ve tam 22 yıldır bu örgütün Genel Başkanı.
Burada bir parantez açarak belirtmeliyim ki, hem Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin merkezinde, hem de benzeri oda ve örgütlerde yönetici olanlar vefa duygusunu yitiriyorlar. Örgütün, birliğin geçmişine, tarihine saygı diye bir şey yok.
Birçoğunda olduğu gibi TZOB internet sitesinde de birliğin tarihi, sadece kuru birkaç satırdan ibarettir. Önceki başkan ve yöneticilere dair hiçbir bilgi yoktur. Odanın tarihini silmişler adeta. Tarih kendileriyle başlamış sanki. İyisi-kötü ile odayı buraya getirenlere dair hiçbir ipucu bulunmuyor.
Geçmişi odadan sildikleri gibi önceki dönemin birikimlerini, deneyimlerini de silmişler. Önceki yöneticilerin mücadelelerinden, uğraşılarından, izledikleri yol ve yöntemlerden beslenmek, öğrenmek gibi bir niyetleri de yok. Tarih bunlarla başlamış dedik ya!
Önceki deneyimleri çöpe atmakla kalmadılar, kendileri de bir şey geliştirmediler, bir şey yapmadılar. Sustular, sustular…
Şemsi Bayraktar’dan önce Faruk Yücel’in 1997-2002’de başkanlık yaptığını biliyoruz.
Sonuçta, tarıma o büyük operasyonların yapıldığı son üç genel başkan döneminde köylü, toprağından, köyünden sürüldü. Aç biilaç metropollerin yoksul semtlerinde bir lokma ekmek savaşı verenlere katıldılar.
Tarımdaki yıkımı ve köylünün yetersizliğini anlamak için, TZOB’u incelemek gerek.
Yazarın Son Yazıları
- DİVRİĞİ DEMİR MADENİNİ KAPATMAK, VATANA İHANETTİR!
- MUAMMER AKSOY’UN TARİHİ “PETROL RAPORU”
- EKONOMİDE ÇÖKÜŞÜN ETKİLERİ
- TARIMDA İSYAN VE T. ZİRAAT ODALARI BİRLİĞİ
- UĞUR MUMCU KATLİAMI VE 90’LARIN SİYASİ CİNAYETLERİ
- ESNAFIN ÖLÜMÜ VE TESK
- TURUNCU DARBELERİN SONU MU?
- 40 YILLIK KAZIK; KDV
- ORGANİZE İŞLER
- TÜRKİYE’DE EMEKLİ GERÇEĞİ