İran’ın Direnişi Ezilen Dünyaya Umut Oldu

Emperyalizmin en büyük gücü silahları değildir.

Kendisini yenilmez göstermesidir.

Amerikan emperyalizmi yaklaşık bir asırdır dünyaya bu masalı anlatıyor. Ordularıyla, dolar sistemiyle, ambargolarıyla, darbeleriyle, istihbarat örgütleriyle ve kendisine bağımlı hale getirdiği hükümetlerle halklara aynı mesajı veriyor:

“Bana karşı gelemezsiniz.”

İran bugün işte bu yalanı yerle bir ediyor.

ABD, İran’ın direnişi karşısında şaşkın vaziyette. Artık İran’ı nasıl teslim alacağını değil, içine düştüğü durumdan zevahiri nasıl kurtararak çıkacağını hesaplıyor.

Çünkü karşısındaki milletin kim olduğunu bir kez daha yanlış hesapladı.

Binlerce yıllık devlet ve medeniyet geleneğine sahip İran’ın, tarihi neredeyse eski bir İran halısı kadar olmayan ABD karşısında diz çökmesini beklediler.

Çökmedi.

Tehdit ettiler.

Direndi.

Kuşattılar.

Direndi.

İsrail’i üzerine sürdüler.

Yine direndi.

Ve sonunda emperyalizmin o meşhur yenilmezlik duvarında büyük bir gedik açıldı.

Yüz Yıl Önce Anadolu, Bugün İran

Emperyalizm bu coğrafyada ilk defa duvara çarpmıyor.

Yüz yıl önce Anadolu’da tokadı yiyen emperyalizm, bugün İran kayasına tosluyor.

Aradan yüz yıl geçti ama emperyalizmin zihniyeti değişmedi.

Dün Anadolu’yu paylaşmak isteyenler bugün Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye çalışıyor.

Dün cetvelle sınır çizenler bugün ülkeleri mezhep, etnik kimlik ve din üzerinden birbirine düşürmenin hesabını yapıyor.

Dün ordularıyla gelenler bugün vekilleriyle geliyor.

Ama amaç değişmiyor:

Böl, parçala, yönet ve kaynaklarına el koy.

İran’ın direnişinin tarihsel önemi tam da burada ortaya çıkıyor.

Çünkü İran yalnızca kendi topraklarını savunmuyor.

ABD’nin bölgede kurmaya çalıştığı emperyal düzene meydan okuyor.

Şimdi Yeni Oyun: İran’a Karşı Mezhep Cephesi

İran’ı doğrudan teslim alamayacağını anlayan Washington’ın önünde eski ve çok iyi bildiği bir yöntem var:

Bölge ülkelerini birbirine karşı kullanmak.

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında oluşturulmaya çalışılan yeni güvenlik mimarisine de bu nedenle yalnızca vitrine konulan “İslam ülkelerinin dayanışması” söylemi üzerinden bakmamak gerekir.

Asıl soruyu sormak zorundayız:

Bu cephe kime karşı kuruluyor?

İsrail’e karşı mı?

Öyleyse İsrail’i ayakta tutan ABD’ye karşı hangi ortak tavır alınıyor?

Filistin için hangi askeri ve siyasi yaptırım uygulanıyor?

Yoksa bütün bu yapılanmanın gerçek hedefi İran mı?

Benim gördüğüm tablo açıktır:

Washington, doğrudan baş edemediği İran’ı bölgedeki müttefikleri üzerinden çevrelemek; İran karşısında mezhep farklılıklarını kullanarak Sünni ağırlıklı bir güvenlik kuşağı oluşturmak ve nihayetinde İsrail’in güvenliğini sağlayacak yeni bir bölgesel denge kurmak istiyor.

Bu stratejinin nihai faydalanıcısı bölge halkları değil, ABD ve İsrail olacaktır.

Adına ne kadar gösterişli isimler verirseniz verin gerçek değişmez.

Eğer kurulacak güvenlik mimarisi İran’ı frenlemeye, İsrail üzerindeki baskıyı azaltmaya ve Amerikan çıkarlarını korumaya yarıyorsa bunun adı İslam dayanışması değildir.

Bunun adı emperyalizmin jandarmalığıdır.

Mezhep Zehri Yeniden Sahneye Sürülüyor

Emperyalizmin Ortadoğu’da kullandığı en tehlikeli silahlardan biri mezhepçiliktir.

Çünkü Washington şunu çok iyi biliyor:

Türk, İranlı, Arap ve Pakistanlı birbirleriyle uğraştıkları müddetçe kazanan Washington olacaktır.

Sünni ile Şii birbirini düşman gördüğü müddetçe rahat eden Tel Aviv olacaktır.

Müslüman ülkelerin silahları birbirlerine çevrildiği müddetçe İsrail güvende olacaktır.

İşte kurulmak istenen düzen budur.

İran’ı “Şii tehdidi” olarak göster.

Sünni ülkeleri korkut.

Onları İran’a karşı silahlandır.

Sonra kenara çekilip Müslümanın Müslümanla savaşmasını seyret.

Silahını sat.

Petrolünü kontrol et.

İsrail’in güvenliğini sağla.

Ve bütün bunların adına da “bölgesel güvenlik” de.

Bu filmi çok gördük.

Türkiye Emperyalizmin Jandarması Olmamalıdır

Türkiye açısından mesele daha da hayatidir.

Türkiye’nin tarihsel çıkarı İran’la savaşmakta değil, İran’la barış içinde yaşamaktadır.

İran bizim komşumuzdur.

Amerika değildir.

İran yüzyıllardır bu coğrafyadadır.

Amerikan uçak gemileri ise günü geldiğinde demir alıp gidecektir.

Türkiye, Pakistan, İran ve Arap dünyasının birbirleriyle savaşmasından bu halkların hiçbirinin çıkarı yoktur.

Kazanan yalnızca emperyalizm olur.

Türkiye’ye düşen görev İran’a karşı kurulacak herhangi bir mezhep cephesinin öncü kuvveti olmak değil; bölge ülkelerinin bağımsızlığını esas alan bir siyaset izlemektir.

Türk askerinin görevi İsrail’in güvenliğini sağlamak değildir.

Türk devletinin görevi Washington’ın Ortadoğu planlarına bekçilik yapmak değildir.

Türkiye Cumhuriyeti hiçbir emperyalist merkezin jandarması değildir ve olmamalıdır.

İran Neden Umut Oldu?

İran yönetimi kusursuz olduğu için değil.

İran’ın bütün politikalarını doğru bulduğumuz için de değil.

İran bugün başka bir nedenle önemlidir:

Teslim olmadığı için.

Emperyalizm karşısında diz çökmediği için.

ABD’nin yenilmez olmadığını gösterdiği için.

İsrail’in dokunulmaz olmadığını gösterdiği için.

Bir milletin, bedeli ne olursa olsun bağımsızlığını savunduğunda dünyanın en büyük askeri güçlerine karşı direnebileceğini gösterdiği için.

İran’ın direnişi bu nedenle yalnızca İran’ın meselesi olmaktan çıkmıştır.

Filistinli görüyor.

Lübnanlı görüyor.

Yemenli görüyor.

Afrika görüyor.

Latin Amerika görüyor.

Asya görüyor.

Ezilen dünya görüyor.

Ve emperyalizmin en fazla korktuğu şey de tam olarak budur.

Çünkü emperyalistler bir ülkenin direnmesinden çok, diğer halkların da direnilebileceğini öğrenmesinden korkarlar.

Emperyalizm Yenilmez Değildir

Bir asır önce Anadolu bunu gösterdi.

Mustafa Kemal’in önderliğinde emperyalizme karşı ayağa kalkan Anadolu halkı yalnızca kendi vatanını kurtarmadı. Asya’dan Afrika’ya kadar sömürgeleştirilmiş milletlere emperyalizmin yenilebileceğini gösterdi.

Bugün İran’ın direnişinin yarattığı psikolojik kırılma da küçümsenmemelidir.

ABD yenilmez değildir.

İsrail dokunulmaz değildir.

Emperyalizm kader değildir.

Washington şimdi yeni ittifaklar kurabilir.

Mezhep kartını yeniden masaya sürebilir.

İran’ın çevresinde yeni cepheler oluşturmaya çalışabilir.

Bölgedeki hükümetleri İran’a karşı kullanmaya kalkabilir.

Bütün bunları “barış”, “istikrar”, “İslam dayanışması” veya “bölgesel güvenlik” gibi süslü kavramlarla pazarlayabilir.

Ama hiçbir propaganda gerçeği sonsuza kadar gizleyemez.

Bu coğrafyanın gerçek güvenliği Washington’dan geçmez.

Tel Aviv’den hiç geçmez.

Bölgenin gerçek güvenliği Türklerin, İranlıların, Arapların, Pakistanlıların ve diğer bölge halklarının emperyalizme karşı kendi bağımsızlıklarını savunmalarından geçer.

İran bugün bunun mümkün olduğunu gösteriyor.

İşte bu yüzden İran’ın direnişi yalnız İran’ın direnişi değildir.

Ezilen dünyanın emperyalizme karşı yeniden ayağa kalkabileceğinin işaretidir.

Ve Amerikan emperyalizminin asıl korkusu İran’ın füzeleri değildir.

Asıl korkusu, İran’ın direnişinin başka milletlere örnek olmasıdır.

Sosyal Medyada Paylaş

Yazılar

Yazılar