Ülke, her gün doğal, siyasal, hukuksal felaketler içerisinde debelenirken görülüyor ki; ekonomik kriz, iktisadi bunalıma, buhrana dönüşüyor…
Kriz kısa erimli, dönemseldir. Buhran ya da bunalım ise görece daha uzun bir dönemi, süreci içerir.
Kriz, grafik olarak “V” şeklindedir. Ekonomik göstergeler, kötüye gidiş, tıpkı bir lastik top gibi yere çarpar ve geri döner. “İktisadi Buhran” ise “L” şeklinde bir grafik ile simgelenebilir. Kötüye gidiş dibe vurduktan sonra, “L” nin yatay kenarına benzer bir süreç izler; şiddeti, ne kadar süreceği, nasıl sonlandırılabileceği sonsuz değişkene bağlı olduğundan kestirilemez.
İşte, şimdi, ülke bu ekonomik süreci yaşamaya başlamış görünüyor. Artık altına pislik süpürülecek halı yok; kral çıplak, mızrak çuvala girmiyor. Belki bir çağ dönümü…
Bolero Dinletisinin Sonu
Ravel’in “Bolero”sunu bilirsiniz. Ravel bu ilginç yapıtını, aynı yeknesak tını, nakarat ya da kısa bir “partisyon”u tam bir saat boyunca çok düşük bir ses tonundan başlayıp, yavaş yavaş ses tonunu yükselterek ve yineleyerek, finalde gök gürültüsü düzeyine çıkararak tamamlar.
İşte durum bu durum…
“Bolero”nun icra edildiği ilk günlerde, dönemin ünlü müzik eleştirmenlerinden biri “Ben böyle bir zırvalık görmedim…” demiş. “…yüzlerce insan bir salona doluşuyor, biteviye bir partisyonu dakikalarca ağızları açık izliyorlar. Aptalca bir görünüm…”
Gerçi Ravel’inki kimseye zararı olmayan ilginç bir deneme idi ve klasik müzik dünyasında yerini aldı.
Yaşanılan kriz de böyle bir görünüm sergiliyordu. Ama artık iktisadi bunalıma dönüştü…
Bunalım, yoğun etkisini yıllarca sırası ile çalışan kitleler, emekçiler, emekliler, tarım kesimi, küçük esnaf zenaatkara ve özellikle az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde bu ülkelerin çalışan kitleleri, emekçileri üzerinde gösterir…
Kısacası, fatura son tahlilde emekçilere kesilir. (1)
Fatura çoktan kesilmeye başlandı bile…
İşsizlik tırmanıyor, yedek sanayi orduları hızla büyüyor, ücretler genel düzeyi düşüyor, sosyal güvenlik ve sağlık sistemleri ve sosyal politikaların yetersizliği had sahaya ulaşırken, süreç sadece yandaş sermaye kumarbazlarını mutlu kılan “kumarhane kapitalizmine” dönüşmüş durumda…
Kitleler, pek de sorumlu olmadıkları bir kurgunun faturasını gittikçe daha ağır bir şekilde ödemek durumunda…
Onlar da bu durumdan sorumlular tabii; medyatik, kültürel, ideolojik bombardıman altında, (2) gidişatı sezemeyip, tepki göstermekte bayağı gecikseler de tıpkı yavaş yükselerek birden gök gürültüsüne dönüşen “Bolero” gibi zelzelenin şiddeti artınca irkilerek birden uyanıp, ülkenin asıl sahibi olduklarının “kendiliğinden” ayırtına varmaya başlıyorlar…
Küçük Balıklar Zamanı
Kısaca bu aşamadan sonra “ülkenin halları” ne olacak sorusunun yanıtını %10’un uyanıklığı ve manipülasyonlarıyla düzenlerini sürdürme çabaları karşısında %90’ın, kitlelerin daha adil gelir dağılımı, fırsat eşitliği, ulaşılabilir sosyal güvenlik, sağlık ve eğitim sistemleri vb. alanlardaki direnme gücü belirleyecek.
Kısacası ezenlerin gittikçe iyice otoriterleşerek daha da ezeceği bir ülke mi? Yoksa daha adil, barışçı bir ülke mi?
Karar kitlelerin ve kitlelerden yana olanların…Yani zaman küçük balıkların zamanı olmalı… Nokta.
(1)Emmanuel, Arghiri; Echange İnegal, Maspero, !972, Paris, S:12-25
(2)Amin, Samir; C’est un crise de l’imperialisme, les Aires culturelles
Yazarın Son Yazıları