İsrail ve ABD’de seçimlerin olduğu günlerdeyiz.
Oy verecek olan o ülkelerin seçmenleri. Ancak sonuçları bizi de, başka ülkeleri de ilgilendiriyor.
Görmezden gelinemezdi.
ABD’nin bütün dünyaya, İsrail’in de Filistin’e ve Arap dünyasına bela olduğunu, bizi bile olumsuz olarak etkilediğini aklımızda tutarak değerlendirme yapmalıyız.
***
Netanyahu gidecek mi, göreceğiz.
Gitmese bile önemli bir yara alacağı açık.
İzlediği çizgi, son yıllarda yıllık ortalama 70 bin eğitimli İsraillinin ülkeden kaçmasına yol açtı.
Kalanların tepkileri ise giderek yükseliyor.
Bunun sebebi, İsrail’in komşularına önceki saldırıları sırasında konforları bozulmayan İsrail halkının, savaşı artık kendi topraklarında yaşamaya başlamalarıdır.
Eskisi gibi değil, saldırılar artık İsrail topraklarında cevaplandırılıyor.
Özellikle İran savaşında İsrail halkı sığınaklardan çıkamadı. Bulabildikleri her türlü araçla ülkeden kaçmaya çalıştılar.
Sonuçta Netanyahu’ya sandıkta yönelen tepkinin sebebi, Gazze’deki sınırsız soykırımı olacaktır, İran’ın etkili cevaplarına yol açan İran saldırısı olacaktır.
Canları kıymetli İsraillinin can ve mal güvenlikleri artık risktedir.
Ancak rakipleri ve İsrail halkı, sebepleri yeterince anlamış mıdır?
Netanyahu’nun yerine göz diken Eisenkor örneğin, bu çizgiden uzaklaşacak mı?
İsrail halkı bunların tekrarlanmayacağına emin olarak mı tavır belirledi?
Soru bunlardır artık.
Hemen söyleyeyim ki, iktidar değişse dahi, Filistin’e ve bölge halklarına karşı esaslı bir tavır değişikliği beklemiyorum.
İsrail devletinin ilan edildiği 1948’den beri 37 hükümet geldi geçti. Ancak İsrail’in yayılmacı ve katliamcı çizgisi değişmedi.
Bu değişmez çizginin birkaç nedeni vardı. Hatırlayalım;
· İlk sebep İsrail’in Amerika’nın Batı Asya’daki (Orta Doğu) esas dayanağı ve çıkarlarının militan bekçisi olmasıdır. İsrail devletini ABD ile birlikte kuran, yayılmacı politikalarda ABD ve İsrail’i zaman zaman yönlendiren İngiltere etkisini de unutmamak gerek.
Yani İsrail’in bölge politikaları, ABD ve İngiltere’nin petrol politikalarına ve Arap dünyasındaki egemenlik planlarına göre şekillenmektedir.
· İkinci sebep, İsrail’in bayrağında amaç haline gelen, inançlarının da beslediği fikirdir. Bayraklarına taşıdıkları ideolojik hedefleri, “Nil’den Fırat’a kadar olan alanı Tanrı bize verdi, bu toprakları her yolla alacağız” şeklindedir. Başbakanlara, hükümetlere göre değişmeyen bu amaç, İsrail devletinin ve partilerin milli davasıdır.
· Üçüncü sebep, kendilerini, yani İsrailoğullarını bütün milletlerden üstün görmeleri, diğer milletlere her türlü eziyet ve gaspı yapmaya hakları olduğunu düşünmeleridir. “Tanrı İsrailoğullarına, başka milletlerin malını, toprağını ve canını helal kılmıştır, el koyma hakkı vermiştir” diyor, bu fikre inanıyorlar.
· Dördüncü sebep ise, kandan beslenen, kana bağımlı bir devlet olmasıdır. “Durursak düşeriz” fikrindeler. 1948’de devlet olarak ilan edilmelerinden beri, saldırı, işgal ve kanın esas gıdaları olmasıdır. Bu besinlerden vazgeçmeleri, başka arayışlara yönelmeleri halinde yok olacaklarını düşünüyor olmalarıdır.
Dolayısıyla geride kalan 37 hükümet boyunca İsrail devletinin yayılma ve katliam politikalarının kesintisiz sürmesinin sebepleri bunlardır.
İşçi Partisi gibi solcu sanılan iktidarlar döneminde de çizgi değişmedi.
Nitekim Netanyahu’nun yerine gelmesi beklenen İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı Eisenkor da katliamları ile bilinmektedir;
2000-2005 arasındaki Batı Şeria katliamı, 2006’da Beyrut katliamı, 2008-2014 arasında Gazze katliamı ve 2023-2024 arasında kabine üyesi olarak Gazze katliamlarındaki rolleri unutulmadı.
Saldırılarda tıpkı Natanyahu gibi hastane, okul, cami, altyapı ayırmayan tutumu unutulmadı.
Bölge halkları yeni iktidara seçenekler, fırsatlar sunabilir.
Ancak gardlarını düşürür, tedbiri bırakırlarsa, hata olur.
* Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Yarınlar’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.