ALİ ÇATALTEPE / ANALİZ DERLEME
Uluslararası hukuk uzmanı Kai Ambos, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesinin sadece bölgesel bir kriz değil, tüm küresel düzen için ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Ambos’a göre, bu hamlenin en tehlikeli sonucu, “güçlü olanın hakkı” ilkesinin meşrulaştırılması ve diğer devletler tarafından da benzer gerekçelerle talep edilebilir hale gelmesidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen çok taraflı, kurallara dayalı uluslararası sistemin aşınması, özellikle ABD, Çin ve Rusya gibi askeri kapasiteye sahip büyük güçleri avantajlı konuma getirecek; Almanya ve Avrupa Birliği gibi aktörler ise bu yeni “güç hukuku” düzeninde ezilme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Grönland Gerilimi
Venezuela’daki müdahalenin hemen ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı “stratejik önemi” nedeniyle talep eden açıklamaları, bu endişeleri pekiştirdi. Trump, Danimarka’nın ada üzerindeki savunma çabalarını yetersiz bularak, ABD’nin ulusal güvenlik gerekçesiyle Grönland’a ihtiyaç duyduğunu ileri sürdü. Bu açıklamalar, hem Grönland hem de Danimarka yönetimleri tarafından kesin bir dille reddedildi. Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, ülkesinin Venezuela ile aynı kefeye konulmasını kabul edilemez bulduğunu belirterek, diyaloğun ancak uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülebileceğini vurguladı.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ABD’yi tehditlerden vazgeçmeye çağırırken, Almanya Dışişleri Bakanlığı da Kopenhag’a tam destek verdi. İskandinav ülkelerinin liderleri de benzer açıklamalarla, Grönland’ın geleceğine yalnızca Grönlandlılar ve Danimarka’nın karar verebileceğinin altını çizdi.
Çin’in Tepkisi ve İkili Rol
Öte yandan, Venezuela’nın önemli bir ortağı olan Çin, ABD müdahalesini sert bir dille kınadı. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, “dünya polisi” rolü üstlenilmesini ve uluslararası hukukun ihlal edilmesini eleştirerek, tutuklanan Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun serbest bırakılmasını talep etti. Çin, bu krizde kendisini “uluslararası hukukun ve kurallara dayalı düzenin koruyucusu” olarak konumlandırmaya çalışıyor. Ancak gözlemciler, Pekin yönetiminin, ABD’nin Venezuela’da kullandığı gerekçelere benzer argümanlarla, Tayvan’a yönelik askeri müdahale olasılığını artırabileceği endişesini taşıyor.
Ekonomik Zorluklar ve İç Talebi Canlandırma
Bu jeopolitik gerilimlerin yanı sıra, Çin içeride de önemli ekonomik zorluklarla mücadele ediyor. Deflasyon eğilimleri, zayıf iç talep ve devam eden emlak krizi, büyümeyi baskılıyor. Ekonomist Zhu Tian gibi bazı analistler, hükümetin açıkladığı teşvik paketlerini yetersiz bularak, her vatandaşa doğrudan nakit transferi gibi radikal ve büyük ölçekli talep canlandırıcı önlemler öneriyor. Çin ekonomisindeki bu tür hamlelerin, Almanya başta olmak üzere Avrupalı ticaret ortakları üzerinde de doğrudan etkileri olacağı öngörülüyor.
Venezuela müdahalesi ve sonrasında yaşanan gelişmeler, uluslararası sistemin kritik bir dönüm noktasında olduğunu gösteriyor. Güç hukukunun yeniden yükselişi, yalnızca çatışma bölgelerini değil, ittifakları, egemenlik haklarını ve küresel ekonomik istikrarı da tehdit ediyor. Avrupa, bu yeni ve daha istikrarsız dünya düzeninde, hem jeopolitik hem de ekonomik olarak kendine nasıl bir konum belirleyeceğini ve kurallara dayalı düzeni korumak için nasıl bir strateji izleyeceğini acilen tanımlamak zorunda.