Temmuz ayına girdik. Ankara’da gerçekleşecek NATO Zirvesi’ne yaklaşık bir hafta kaldı. NATO kurmaylarının “güvenliği” için iktidar tarafından aylar öncesinden başlayan önlemler, zirve tarihi yaklaştıkça daha da sertleşmeye başlıyor. İnsanlar sabaha karşı mesnetsiz suçlarla gözaltına alınıyor, her türlü toplanma, basın açıklaması, yürüyüş gibi anayasal haklar ortadan kaldırılıyor. Özellikle Ankara’da şehrin birçok merkezi yeri yaya ve araç trafiğine kapatılarak “insansızlaştırılıyor”. Bir benzerini ancak 12 Mart sonrası Balyoz Harekâtı sırasında veya 12 Eylül faşist darbesinde görebileceğimiz bir sıkıyönetim fiilen uygulamaya konulmuş durumda. Yanı başımızda İran’ı bombalayan, Küba’ya insanlık dışı ambargolar uygulayan, ülkemizde ve birçok coğrafyada kanlı tertipler düzenleyenleri Cumhuriyetin başkentinde ağırlamak için sosyalistlerin tüm kitle ve kamuoyu araçları yasaklanmaya ve kapatılmaya çalışılıyor. Sosyalist Cumhuriyet Partisi’nin ve Sosyalist Cumhuriyet Gençliği’nin resmi X hesaplarının Türkiye’de erişime engellenmesi ve diğer sol/sosyalist partilerin ve yöneticilerinin hesaplarının kapatılması bu yasaklamaların bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Bu süreçte yasaklamaların neredeyse tamamının sosyalistlere dönük olmasının temel bir nedeni var, o neden de şu; NATO’ya, diğer ideolojik çevrelerin küçük istisnaları dışında sadece sosyalist kesim gövdesini koyarak karşı çıkıyor. Karşı-devrim saldırısının ve yeni çözülüm sürecinin arkasındaki emperyalist planları ve bu planların hazırlayıcısı ve uygulayıcısı olarak NATO’yu görmediğinizde, Tandoğan Meydanında istediğiniz bayrağı açabiliyorsunuz. Ancak, istediğiniz kadar nutuk atıp marş söyleyin, o bu ülkenin bağımsızlık ve egemenlik bayrağı olmuyor. Türkiye’nin gerçekten bağımsızlığı ve Cumhuriyet devrimi kazanımları savunusu, NATO’yu ve Amerikan emperyalizmini karşısına alan bir siyasal tutumda tutarlılık kazanıyor.
Sosyalist cumhuriyetçilerin NATO’ya karşı ilkeli karşı çıkışını bastırmaya çalışan iktidar, sadece yasaklamalar, tutuklamalar ve solun kendisini topluma anlatabileceği her kanalı ortadan kaldırmakla yetinmiyor, psikolojik ve ideolojik bir propagandayı da sahaya sürüyor. Solun dağınıklığı, eylem birliğini oluşturamaması ve tüm bunların da sonucu olarak NATO karşıtlığı konusunda halkın kitlesel desteğini sağlayamaması, solu “aciz ve zayıf” gösteren bir karşı propagandanın tekrarlanmasına yol açıyor. Solun kendi içinde, bu durumun oluşmasına sebep olan nedenlerini ayrı bir tartışma ve yazı konusu olarak kenarda bırakıyorum. Göstermeye çalıştıkları “zayıf, güçsüz” solun şu hali dahi onları aylar öncesinden sıkıyönetim önlemleri almaya, yüzlerce yurtseveri sabah evlerinden alıp tutuklamalarına yol açıyor. Bunun adı korkudur. TEMA Vakfı’na sıçramasından ve şafak operasyonlarından öyle anlaşılıyor ki; titremeli, kabuslu bir korkudur. Her türlü baskı, kara propaganda, dışarıdan enjekte edilmeye çalışılan ideolojik sulandırmaya karşı sosyalist cumhuriyetçiler bu ülkenin ve halkın onurunu NATO’nun katillerine ezdirmemek için mücadele etmektedir. Bunun farkında olmak, solun mevcut durumunu dev aynasına çıkarmak için değil kesinlikle. Ancak, tarihsel olarak sosyalist cumhuriyetçilerin bu ülke topraklarında oluşturdukları anti-emperyalist, yurtsever geleneğin tüm saldırılara rağmen sökülüp atılamadığı ve 1968 Temmuz’unda gerçekleşen 6. Filo görüntülerinin, NATO’cuları, 2026 Temmuz’unda da korkutmaya devam ettiğidir. Ankara’ya da bu korkuyla geliyorlar, Ankara’daki karşılama ekibi de bu korkuyla tüm şehri ablukaya alıyor.
Eskimez ve değişmez, onların korkusu hiçbir korkuya benzemez.