Gün geçmiyor ki, kendimizi utanç tünelinde bulmayalım.
Berlin seçimlerinde Sol Partili Elif Eralp’in sağladığı başarının soy, sop, din, mezhep bağlamında ele alınmasıyla utanç tüneline girmemiz bir oldu.
İlk olarak Türkiyeli fırsatçıları sahne aldı. Elif Eralp’i tanımlarken “Türkiyeli” etiketini uygun görerek görevlerini başarıyla yaptılar.
Hemen ardından mezhepçiler boy gösterdi. Bir etiket de onlar yapıştırdı.
Bayrak bir kez daha etnikçilere geçti.
Onlara göre Elif Eralp Çerkes kökeniyle öne çıkartılmalıydı.
Hemen her ortamda cirit atan böylelerinin paylaşımlarını okurken tiksinti duygum kabardı.
Etnikçiliği ve mezhepçiliği öne çıkartılması gerekenin yerine koyanlara “Bana ne bütün bunlardan” diye haykırasım geldi.
Bu tayfa içinde özellikle solculuğu kimlikçiliğe indirgeyenlere ayrıca parantez açmak gerek.
Sınıfsallığı, sömürüyü, hakça paylaşımı öncelemesi gerekenlerin kimlik düşkünlüğü her türlü eleştiriyi fazlasıyla hak ediyor gibi geldi bana.
Tüm bu boş yaklaşımlardan Elif Eralp’e ve Sol Parti (Die Linke)’ye zaman ayırmak olanaksızlaştı.
Hemen her fırsatta “anneciğim aşırı sağ geliyor” sayıklamalarının ötesine geçemeyenlere ders niteliğindeydi Elif Eralp’in ve Sol Parti’nin Berlin başarısı.
Almanya’da ve Avrupa’nın başka bir çok ülkesinde finans kapitalin önüne attığı kırıntılarla yetinen, son kullanma tarihi çoktan dolmuş sosyal demokratların yarattığı düş kırıklıklarını görmezden gelerek ağlaşmakla yetinenlerin çıkartacağı çokça ders vardır Sol Partili Elif Eralp’in başarısında.
Önlenemeyen kira artışlarını dile getiren, bununla yetinmeyip “kamulaştırma” seçeneğini ortaya süren Sol Parti yabancı düşmanlığını bir yana bırakıp yabancılarla bütünleşilmeli diyebilen bir siyaset odağı fazlasıyla özlenmişti. Tüm bu olumlulukları bir yana bırakıp kimlikçi, mezhepçi etiketler üretenlerin utancına tanıklık etmiş olmak ne büyük acı!
Bir yanda kamucu, toplumcu kıvanç diğer yanda soy, sop, din, mezhep avcılığıyla zaman öldüren utanç!