Amerika Katil Katil

“Defol git benim yurdumdan, Amerika katil katil…”

Büyük halk ozanı Aşık Mahzuni Şerif, yıllar önce birkaç dizeyle bugün hâlâ değişmeyen bir gerçeği dile getirmişti. Aradan geçen on yıllara rağmen değişen yalnızca aktörlerin isimleri oldu; emperyalizmin yöntemi, hedefleri ve işbirlikçileri aynı kaldı.

Bugün Amerika Birleşik Devletleri ve onun askeri aygıtı olan NATO, Türkiye’de AKP iktidarı tarafından büyük bir ihtişamla karşılanıyor. Karşılıklı övgüler, dostluk mesajları ve diplomatik nezaketin ötesine geçen samimiyet gösterileri eşliğinde kamuoyuna “stratejik ortaklık” tablosu sunuluyor. İktidar çevrelerinin bu tablo karşısındaki memnuniyeti şaşırtıcı değil. Çünkü siyasal çizgileri boyunca yönlerini hep Batı’nın merkezlerinden tayin ettiler.

Oysa hafızası güçlü olanlar bilir. Bugün “dost” ilan edilen çevreler, yıllarca Türkiye’nin başına gelen her olumsuzlukta suçlanan aynı Amerika ve aynı NATO’ydu. Özellikle 15 Temmuz sonrasında kurulan siyasal söylemde, darbenin arkasında ABD’nin bulunduğu iddiası bizzat iktidar sözcülerince defalarca dile getirildi. Madem öyleydi, bugün bu sıcak ilişkilerin açıklaması nedir? Eğer o gün söylenenler doğruysa bugünkü tablo nasıl izah edilecektir; eğer bugünkü tablo gerçek dostluğu yansıtıyorsa o gün söylenenlerin değeri nedir?

Aslında ortada bir çelişki yok. Çünkü Türkiye’de siyasal İslam’ın Batı ile ilişkisi tarihsel olarak hiçbir zaman anlatıldığı gibi olmadı. Soğuk Savaş yıllarında yükselen antikomünist siyaset, yalnızca iç dinamiklerle şekillenmedi. “Yeşil Kuşak” stratejisinin parçası olarak dini referanslı siyasal hareketler desteklendi; solun ve bağımsızlıkçı düşüncenin karşısına sistemli biçimde çıkarıldı. Bugün yaşanan yakınlaşmalar da bu tarihsel sürekliliğin yeni bir halkasıdır.

Türkiye’nin önüne yeniden bir güvenlik eksenli dış politika dayatılıyor. İran, Rusya ve bölge ülkeleri üzerinden kurulan gerilim hattında Türkiye’nin, kendi ulusal çıkarlarından çok Atlantik ittifakının öncelikleri doğrultusunda hareket etmesi bekleniyor. Emperyalizm hiçbir savaşı kendi evlatlarının kanıyla yürütmez. Dün Kore’de öyleydi, bugün de yöntem değişmiş değildir. Büyük güçler hesap yapar; cepheye ise başkalarının çocukları sürülür.

Türkiye’nin dış politikası Washington’un stratejik planlarının tamamlayıcısı olamaz. Bu ülkenin askeri de, ekonomisi de, diplomasisi de başka devletlerin çıkarlarına hizmet etmek için değil, yalnızca Türk halkının bağımsızlığı ve güvenliği için vardır.

Diğer yandan içeride Gazze üzerinden yüksek perdeden vicdan söylemleri kurulurken, aynı anda Gazze hakkında uluslararası kamuoyunda tepki çeken açıklamalar yapan ABD yönetimiyle verilen dostluk fotoğrafları da kamuoyunun dikkatinden kaçmıyor. Dış politikada ilke, yalnızca konuşmalarda değil, muhatap seçerken ve ilişkileri yürütürken de tutarlılık gerektirir. Aksi hâlde söylem ile pratik arasındaki mesafe büyür.

İtibar ise gösterişli törenlerle, sarayların ihtişamıyla ya da yabancı liderlerden alınan övgülerle ölçülmez. Bir ülkenin itibarı, ulusal iradesine sahip çıkabilmesiyle, bağımsız karar alabilmesiyle ve hiçbir emperyal gücün karşısında eğilmemesiyle ölçülür.

Bu topraklar, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde emperyalizme karşı verilen bir kurtuluş savaşının mirasıdır. O mirasın özü tam bağımsızlıktır. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi teslimiyet değil; hiçbir emperyal blokun parçası olmadan, kendi ulusal çıkarlarını esas alan bağımsız bir dış politika anlayışıdır.

İtibar mı? İtibar; İran halkının ve devletinin. Emperyalist saldırganlığa baş eğmeyen onurlu devlet, onurlu millet. Tüm dünyanın gözümde itibarın sahibi onlar. Öyle sarayları falan da değil…

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı da budur. Ne Washington’un ne Brüksel’in ne de başka bir gücün eksenine girmek… Durulacak bir yer varsa o da mazlum milletlerin yanıdır. NATO’nun askeri hesaplarına göre değil, Anadolu’nun çıkarlarına göre hareket etmek… Emperyalizmin yanında saf tutmak değil, ulusal egemenliği ve tam bağımsızlığı yeniden siyasetin merkezine yerleştirmek.

Çünkü bu ülkenin en büyük güvencesi, yabancı başkentlerden gelecek takdir cümleleri değil; kendi halkının onuru, kendi iradesi ve bağımsızlık geleneğidir. 

Sosyal Medyada Paylaş

Yazılar

Yazılar