Yemen Savaşı’nın Genişleyen Cephesi

Suudi Arabistan’ın Yemen’de yeniden başlattığı savaş, Pakistan ve Türkiye’yi “savunma desteği” adı altında giderek çatışmanın içine çekiyor. İslamabad’ın ekonomik bağımlılıkları, askerî taahhütleri ve İran’la ilişkileri arasında sıkışması anlaşılabilir nedenlere dayanıyor. Fakat aynı soru Ankara için daha yakıcı biçimde ortada duruyor: Türkiye, kimin güvenliği ve hangi siyasi amaç uğruna Yemen savaşının bir parçası hâline getiriliyor?

Ateşkesin Küllerinden Yeniden Savaş Çıktı

Yemen’de 2022’de sağlanan ve büyük ölçüde korunan ateşkes, 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın bölgesel sonuçlarıyla birlikte çözüldü. Sana merkezli Ensarullah güçlerinin Suudi gemileri ve petrol altyapısına yönelik müdahaleleri, Babü’l-Mendep çevresindeki ilerleyişi ve buna karşı Suudi Arabistan’ın desteklediği güçlerin başlattığı saldırı harekâtı, savaşı yeniden bölgesel bir hesaplaşmaya dönüştürdü.

Suudi destekli Yemen hükümeti 4 Ekim’de geniş kapsamlı bir askerî saldırı başlattığını açıkladı. Suudi hava kuvvetlerinin yoğun desteğiyle Babü’l-Mendep ve Muha çevresinde ilerleyen hükümet güçleri bazı bölgeleri geri aldıklarını duyurdu. Ancak Reuters, sahadaki durumun boyutunu bağımsız biçimde doğrulayamadığını; Ensarullah’ın da Taiz çevresinde yeni ilerlemeler sağladığını bildirdi. [1]

Çatışmanın Suudi Arabistan’a uzanan ayağı da ağırlaşıyor. Suudi makamlarına göre Riyad ve Abha havalimanlarına yönelik saldırılarda bir hafta içinde üç kişi öldü. 8 Ekim’de Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda park hâlindeki bir Suudi yolcu uçağı ağır hasar gördü. Reuters olay sonrasındaki yangın görüntülerini doğrularken, uçakta yolcu bulunmadığını aktardı. Dolayısıyla sosyal medyada dolaşıma sokulan “üç uçak vuruldu” iddiası doğrulanmış değil. [2]

Savaşın en ağır yükünü ise bir kez daha Yemen halkı taşıyor. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi, 1 Ağustos–3 Ekim 2026 arasında 180 bin 312 kişinin yerinden edildiğini bildiriyor. UNHCR’ye göre 2026’da 22,3 milyon Yemenli insani yardıma muhtaç; ülke içinde yerinden edilmiş nüfus 5,2 milyona ulaşmış durumda. [3][4]

Bu yıkım yeni de değil. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, doğrudan ve dolaylı etkileri birlikte hesaplayarak savaşın 2021 sonuna kadar yaklaşık 377 bin ölüme yol açtığını tahmin etmişti. Bu ölümlerin yaklaşık yüzde 60’ı çatışmalardan değil; açlık, hastalık ve temel hizmetlerin çökmesinden kaynaklanmıştı. [5]

Bu rakamlar, “stratejik boğaz”, “caydırıcılık” ve “bölgesel güvenlik mimarisi” gibi steril kavramların ardında açlık, göç ve toplumsal yıkım bulunduğunu hatırlatıyor.

Babü’l-Mendep Neden Bu Kadar Önemli?

Yemen’deki yeni savaş yalnızca ülkenin geleceğiyle ilgili değil. Babü’l-Mendep, Hint Okyanusu’nu Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz’e bağlayan ana geçitlerden biri.

ABD Enerji Enformasyon İdaresinin verilerine göre 2023’ün ilk yarısında Babü’l-Mendep, Süveyş Kanalı ve SUMED boru hattı üzerinden gerçekleştirilen petrol taşımacılığı, deniz yoluyla yapılan küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyordu. Aynı güzergâh küresel sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 8’ini taşıyordu. [6]

Hürmüz Boğazı’nın Amerika ve İsrail’in, İran’a saldırısı nedeniyle kesintiye uğradığı bir dönemde Babü’l-Mendep’in de tehdit altına girmesi, Suudi Arabistan’ın doğu ve batı yönündeki iki temel enerji çıkışının aynı anda baskı altına alınması anlamına geliyor.

Riyad’ın savaşı yeniden tırmandırmasının ardında petrol ihracat yollarının denetimini kaybetme korkusu da bulunuyor. Bu nedenle Yemen savaşı, bir iç savaş olmanın ötesine geçerek enerji yollarının, pazarların ve emperyalist paylaşım mücadelesinin cephesine dönüşmüş durumda.

Pakistan’ın 2015’te Çizdiği Sınır

Pakistan, Suudi Arabistan’ın Mart 2015’te başlattığı Yemen müdahalesine katılması için Riyad’dan doğrudan ve kapsamlı bir askerî taleple karşı karşıya kaldı. Suudi yönetimi İslamabad’dan kara birlikleri, savaş uçakları ve donanma unsurları isterken, Pakistan Parlamentosunun tarafsızlık kararının ardından Körfez’den gelen siyasi baskı açık tehdide dönüştü. BAE Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş, Pakistan’ın “ağır bir bedel” ödeyebileceğini söyleyerek İslamabad’dan Körfez ülkeleri lehine kesin tavır almasını istedi.

Kararda bununla birlikte Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğünün veya Mekke ve Medine’deki kutsal mekânların tehdit edilmesi hâlinde Pakistan’ın Riyad’ın yanında duracağı da belirtiliyordu. [7]

Bu karar dikkatle kurulmuş bir dengeydi:

  • Pakistan, Yemen topraklarında savaşa katılmayacaktı.
  • Suudi Arabistan’ın doğrudan savunulmasına katkı sunabilecekti.
  • İran’la karşı karşıya gelmekten kaçınacaktı.
  • Yemen sorununun askerî değil siyasi yollarla çözülmesini savunacaktı.

2018’de Suudi Arabistan’da bulunan yaklaşık 1600 Pakistan askerine 1000 kişilik yeni bir birlik eklenirken de aynı sınır vurgulandı. Pakistan Savunma Bakanı, askerlerin yalnızca eğitim ve danışmanlık görevi yapacağını, Suudi Arabistan sınırlarının dışına ve Yemen’e gönderilmeyeceğini açıkladı. [8]

Bugün yaşanan gelişmeler, 2015’te çizilen bu sınırın aşama aşama silindiğini gösteriyor.

Riyad’ın Parası, İslamabad’ın Askerî Kapasitesi

Pakistan ile Suudi Arabistan arasındaki ilişki yalnızca dinî veya diplomatik yakınlıkla açıklanamaz. İlişkinin maddi temelinde Suudi finansmanı ile Pakistan’ın askerî ve insani kapasitesi arasındaki değişim bulunuyor.

IMF belgeleri, Pakistan Merkez Bankasındaki Suudi mevduatının 5 milyar dolara ulaştığını; petrol finansmanı ve ertelenmiş ödeme olanaklarının Pakistan’ın dış finansman programında önemli yer tuttuğunu gösteriyor. [9]

Suudi Arabistan aynı zamanda Pakistanlı işçiler için en büyük dış istihdam alanı. Pakistan’ın resmî verilerine göre yalnızca 2025’te 530 bin 256 Pakistanlı çalışmak üzere Suudi Arabistan’a gitti. 2025–2026 mali yılında Pakistan’a gelen işçi dövizleri 41,6 milyar dolara ulaşırken, Haziran 2026’da yalnızca Suudi Arabistan’dan gelen aylık havale 829,6 milyon dolar oldu. [10]

Bu yapı iki ülke arasında eşit bir ortaklık değil, karşılıklı fakat asimetrik bir bağımlılık üretiyor. Riyad finansman, petrol ve emek piyasası sağlıyor; İslamabad ise asker, eğitim, hava savunması ve nükleer caydırıcılık sunuyor.

Suudi monarşisinin ulusal savunma açığı böylece yabancı silahlarla, yabancı danışmanlarla ve ekonomik bakımdan bağımlı ülkelerin askerî insan gücüyle kapatılıyor.

2025 Anlaşmasından Fiilî Konuşlandırmaya

Pakistan ile Suudi Arabistan, 17 Eylül 2025’te Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması’nı imzaladı. Pakistan hükümetinin yayımladığı ortak açıklamada, taraflardan birine yönelik saldırının ikisine birden yapılmış sayılacağı açıkça belirtildi. [11]

Bu anlaşmanın askerî sonuçları 2026 İran savaşı sırasında görülmeye başladı. Reuters’ın güvenlik ve hükümet kaynaklarına dayandırdığı habere göre Pakistan nisan ayında Suudi Arabistan’a:

  • Yaklaşık 16 JF-17 savaş uçağı,
  • İki filo insansız hava aracı,
  • Çin yapımı HQ-9 hava savunma sistemi,
  • Yaklaşık 8 bin asker gönderdi.

Aynı kaynaklar, teçhizatın Pakistan personeli tarafından kullanıldığını ve konuşlandırmanın maliyetinin Suudi Arabistan tarafından karşılandığını söyledi. Pakistan ve Suudi makamları konuşlandırmanın ayrıntılarını kamuoyuna açıklamadı. [12]

Eylül ayında ise Pakistan’ın Aden’e dört askerî kargo uçağıyla hava savunma sistemleri, hafif topçu, İHA ve İHA karşıtı sistemler gönderdiği öne sürüldü. Reuters’a konuşan kaynaklar, Pakistanlı askerî danışmanların Suudi subaylarla birlikte Yemen’deki hükümet güçlerine destek verdiğini de belirtti.

Aynı haberde yer alan 30–40 bin Pakistan askerinin Suudi Arabistan’a konuşlandırıldığı iddiası ise yalnızca ismi açıklanmayan bir Pakistanlı yetkiliye dayanıyor. Pakistan hükümeti bu sayıyı doğrulamadı. [13]

Dolayısıyla teyit edilmiş bilgilerle iddiaları ayırmak gerekiyor. Pakistan ordusunun Suudi Arabistan’da bulunduğu artık resmen kabul ediliyor. Pakistan askerî sözcüsü Korgeneral Ahmed Şerif Çaudri, CNN’e yaptığı açıklamada birliklerin yıllardır krallıkta “çeşitli görevlerle” bulunduğunu söyledi. Ancak kaç askerin görevlendirildiği ve bu personelin Yemen operasyonlarında rol alıp almadığı hâlâ açıklanmış değil. [14]

New York Times’ın isimsiz Pakistanlı askerî yetkililere dayandırdığı “Pakistan uçakları Yemen saldırılarına katılıyor” haberi de İslamabad tarafından “sahte ve uydurma” denilerek reddedildi. Mevcut durumda Pakistan uçaklarının Yemen’i bombaladığı iddiası bağımsız biçimde doğrulanmış sayılamaz. Fakat birlik, uçak ve hava savunma sistemlerinin Suudi Arabistan’da bulunduğu artık tartışmasızdır. [15]

Pakistan Neden Gerçeği Açıklayamıyor?

Pakistan yönetimi, Riyad’a askerî destek vermekle bunun kapsamını kendi halkından gizlemek arasında sıkışmış durumda. Bunun birkaç temel nedeni bulunuyor.

Birincisi, Pakistan İran’la uzun ve güvenlik sorunlarıyla dolu bir sınırı paylaşıyor. Afganistan sınırında çatışmalar sürerken ve Hindistan’la gerilim devam ederken üçüncü bir cephe yaratmak İslamabad açısından ağır bir stratejik risk.

İkincisi, Pakistan nüfusunun yaklaşık beşte biri Şiilerden oluşuyor. Ülke geçmişte Suudi Arabistan ile İran arasındaki mezhepsel rekabetin ağır sonuçlarını yaşadı. Reuters, İran savaşının ardından Pakistan’daki Şii protestolarının büyüdüğünü ve mezhepsel gerilim riskinin yeniden yükseldiğini aktarıyor. [16]

Üçüncüsü, Yemen’in Filistin’e destek amacıyla İsrail ve Kızıldeniz bağlantılı hedeflere yönelmesi, Ensarullah’a yalnızca Şii çevrelerde değil, bazı Sünni İslamcı kesimlerde de sempati kazandırdı. Dolayısıyla Yemen’e karşı açık bir savaş, Pakistan yönetiminin karşısına birbirinden farklı toplumsal muhalefet odakları çıkarabilir.

Dördüncüsü, Pakistan aynı anda ABD ile İran arasında arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor. İslamabad’ın Suudi hava savunmasına veya istihbarat faaliyetlerine katkı sunması bile tarafsızlık iddiasını aşındırıyor. Reuters’a konuşan uzmanların belirttiği gibi mesaj iletmek başka, hava savunması ve operasyonel istihbarat sağlayarak çatışmanın tarafı olmak başka bir şeydir. [17]

Pakistan’ın temel refleksi ideolojik bağlılıktan çok ekonomik ve siyasal olarak hayatta kalmaktır. Fakat hayatta kalmak için atılan her adım, ülkenin bağımsız hareket alanını biraz daha daraltmaktadır.

İmran Han ve Muhalefetin Sınırı

İmran Han hükümeti döneminde 2015 Parlamento kararının ana çizgisi korundu. Pakistan, Yemen’e doğrudan asker göndermedi; İran ile Suudi Arabistan arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı.

Han’ın 2022’de güvensizlik oyuyla görevden alınmasını ABD baskısıyla ilişkilendirdiği biliniyor. Ancak Pakistan Ulusal Güvenlik Komitesi ve ordu bu iddiayı reddetti; ABD müdahalesini kesin biçimde kanıtlayan kamuya açık deliller ortaya konulamadı. Bu nedenle Han’ın iddiası siyasi bir tez olarak aktarılmalı, doğrulanmış bir olgu gibi sunulmamalıdır. [18]

Pakistan Adalet Hareketinin 4 Ekim 2026’da başlattığı yürüyüşün temel talebi de doğrudan Yemen savaşı değil, İmran Han’ın serbest bırakılmasıdır. Buna karşın protestolar, ordunun dış politika üzerindeki egemenliğine ve parlamento dışı karar alma düzenine karşı potansiyel bir itiraz zemini oluşturuyor. [19]

Nitekim 2015’te savaş kararı parlamentoda tartışılmışken, 2026’daki yeni konuşlandırma için Pakistan Parlamentosuna başvurulmadı. Hükümet yalnızca “gerekli devlet işlemlerinin tamamlandığını” söylemekle yetindi. Birliklerin sayısı, görev tanımı, maliyeti ve konuşlandırmanın süresi açıklanmadı. [20]

Mekke İttifakı: Bağımsız Kutup mu, Yeni Taşeronluk Düzeni mi?

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı üçüne birden yapılmış sayıyor. İttifak 5 Ekim’de ilk kez işletildi ve Suudi Arabistan’a askerî güç ve yeteneklerin “hızla konuşlandırılması” kararlaştırıldı.

Ankara anlaşmayı “bölgesel sahiplenme” ve dış müdahalelere karşı yeni bir güvenlik mimarisi olarak sunuyor. Hakan Fidan ayrıca ittifakın NATO yükümlülüklerinin yerini almadığını, onları tamamladığını söylüyor. [21]

Tam da bu ifade, ittifakın gerçek niteliğine dair önemli bir ipucu veriyor. Mekke İttifakı, ABD merkezli güvenlik düzeninden kopmuş bağımsız ve anti-emperyalist bir kutup değildir.

Türkiye NATO üyesidir. Pakistan Washington’la askerî ilişkilerini yeniden güçlendirmektedir. Suudi Arabistan’ın Yemen operasyonları ise Amerikan istihbaratı ve hedef bilgileriyle desteklenmektedir. Reuters, ABD’nin doğrudan bombardımana katılmasa da Suudi hava operasyonlarına danışmanlık ve istihbarat sağladığını bildiriyor. [13]

Bu nedenle ortaya çıkan yapı, emperyalist hegemonya düzenine alternatif olmaktan çok onun bölgesel maliyetlerini paylaşan bir alt ittifak olduğu ortaya çıkıyor. ABD doğrudan savaş yükünü üstlenmeden; Türkiye ve Pakistan’ın askerî kapasitesi, Suudi Arabistan’ın finansmanı ve Yemenli vekil güçler üzerinden hedeflerine ulaşmaya çalışıyor.

İsrail’in Mekke İttifakı’nı yönettiğine ilişkin herhangi bir kanıt bulunmuyor. Ancak Filistin’e destek amacıyla İsrail ve Kızıldeniz trafiğini hedef alan Ensarullah’ın Suudi, Türk ve Pakistan desteğiyle baskılanması, sonuçları itibarıyla ABD ve İsrail’in bölgesel çıkarlarıyla örtüşmektedir.

Bu, gizli bir komplo iddiası değil savaşın nesnel sonuçlarına ilişkin bir değerlendirmedir.

“Savunma Desteği” ile Savaşa Katılmak Arasındaki Çizgi

Hakan Fidan, Türkiye’nin başka bir ülkeye saldırmak üzere asker göndermeyeceğini ve anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu açıkladı. Ankara’nın muhtemel katkıları arasında hava savunması, elektronik harp, teknik destek, istihbarat ve İHA operatörleri sayılıyor. [22][23]

Fakat modern savaşta “savunma” ile “saldırı” arasındaki sınır bu kadar kolay çizilemez.

Suudi hava sahasının Türk sistemleri tarafından korunması, Suudi uçaklarının Yemen bombardımanına daha fazla kaynak ayırmasını sağlayabilir. Türk istihbaratı veya elektronik harp desteği, Yemen’deki hedeflerin belirlenmesine katkıda bulunabilir. İHA operatörlerinin görevi Suudi sınırlarında başlayıp Yemen hava sahasında devam edebilir. Lojistik destek, saldırı harekâtının sürdürülebilirliğini artırabilir.

Nitekim Reuters, Suudi Arabistan’ın daha önce satın aldığı Türk İHA’larının Yemen’de kullanıldığını bildiriyor. Ensarullah da 8 Ekim’de Taiz üzerinde Suudi Arabistan tarafından işletilen Türk yapımı bir Bayraktar Akıncı’yı düşürdüğünü ileri sürdü.

Bu son iddia bağımsız kaynaklarca doğrulanmış değil. Ancak Türk yapımı silahların Yemen sahasında bulunduğu artık varsayımsal bir tartışma değildir.

Anlaşma Meclisten Geçmeden Hangi Yetki Kullanılıyor?

Mekke Ortak Savunma Anlaşması henüz TBMM tarafından onaylanmadı. Buna rağmen Türkiye’nin Suudi Arabistan’a teknik ve savunma desteği göndermeye başladığı bildiriliyor.

Anayasa’nın 92. maddesi, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların gerektirdiği hâller dışında Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine izin verme yetkisini TBMM’ye bırakıyor. [24]

Ortada henüz TBMM tarafından onaylanmamış, tam metni ve ek protokolleri kamuoyuna açıklanmamış bir anlaşma bulunurken iktidarın hangi hukuki yetkiye dayanarak askerî taahhüt verdiği belirsizdir.

Silah satışıyla asker konuşlandırılması aynı şey değildir. Fakat danışman, operatör, istihbarat personeli veya askerî birlik gönderilecekse bunun kapsamı, süresi ve anayasal dayanağı açıkça ortaya konulmalıdır.

Türkiye’nin Yanıtlaması Gereken Sorular

Türkiye’nin Pakistan’dan daha az değil, daha fazla açıklama yapması gerekiyor:

  1. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın tam metni ve varsa gizli ekleri neden kamuoyuna açıklanmıyor?
  2. TBMM tarafından onaylanmamış bir anlaşma hangi hukuki dayanakla uygulanıyor?
  3. Suudi Arabistan’a gönderilen veya gönderilmesi planlanan personelin sayısı, görevi, komuta yapısı ve angajman kuralları nedir?
  4. Türk personeli, radarları, elektronik harp sistemleri ve İHA operatörleri Yemen’deki hedeflerin belirlenmesinde rol oynayacak mıdır?
  5. Suudi Arabistan’a sağlanan sistemlerin Yemen topraklarında kullanılmayacağına ilişkin bağlayıcı bir güvence var mıdır?
  6. “Savunma desteğinin” Suudi uçaklarını ve kaynaklarını Yemen bombardımanları için serbest bırakması nasıl önlenecektir?
  7. Türkiye, İran’la ilişkilerini ve bölgesel barışı tehlikeye atan ucu açık bir askerî taahhüdün içine neden girmektedir?
  8. Bu görevin maliyetini kim karşılayacak, süresi ne olacak ve Türkiye hangi şartlarda ittifaktan veya operasyondan çekilebilecektir?
  9. Yemen’de işlenen savaş suçları ve sivil kayıplar konusunda Türkiye’nin hukuki ve siyasi sorumluluğu nasıl belirlenecektir?
  10. Filistin’e destek verdiğini söyleyen bir iktidar, İsrail ve ABD tarafından yıllardır bombalanan Yemen’i yeniden savaş alanına çeviren bir harekâta neden destek vermektedir?

Türkiye-Suudi Arabistan ticaretinin 2025’te 8,6 milyar dolara ulaşması ve 2026’nın ilk sekiz ayında 6 milyar doları bulması, ilişkilerin ekonomik boyutunu gösteriyor. [25] Ancak ticaret, yatırım veya savunma sanayisi ihracatı, Türkiye halkının başka bir ülkenin savaşına sürüklenmesini meşrulaştıramaz.

Ne Riyad’ın Savaşı Ne Emperyalizmin Vekâleti

Türkiye’nin izlemesi gereken çizgi açıktır:

Türkiye, Suudi monarşisinin güvenlik açığını kapatmakla görevli değildir. Türk askeri, bölgesel nüfuz pazarlıklarının, enerji yolları mücadelesinin veya savunma sanayisi sözleşmelerinin güvencesi yapılamaz.

Suudi kentlerine, havalimanlarına ve sivillere yönelik saldırılar açıkça reddedilmelidir. Ancak bu saldırılar, Yemen’in yeniden bombalanmasına ve on yıldır ağır bedeller ödeyen Yemen halkına karşı yeni bir savaş başlatılmasına gerekçe yapılamaz.

Ensarullah da eleştiriden muaf değildir fakat Ensarullah’ı yalnızca “İran’ın vekili” olarak tanımlamak, Yemen toplumunun kendi tarihini ve 2015’ten beri devam eden Suudi saldırısının yarattığı sonuçları görmezden gelmektedir. Hareket bugün Yemen nüfusunun büyük bölümünün yaşadığı alanları ve devlet kurumlarını kontrol eden, Yemen’in kendi toplumsal ve siyasal çelişkileri içinden doğmuş bir güçtür. [26]

Türkiye’nin görevi Yemen savaşına taraf olmak değildir;

  • Mekke Anlaşması’nın tam metnini Meclise ve halka açıklamak,
  • Yemen’de kullanılabilecek askerî ve teknik desteği durdurmak,
  • TSK’nin yabancı ülkelere gönderilmesi konusunda TBMM’nin iradesini esas almak,
  • Ablukanın kaldırılması ve karşılıklı saldırıların sona ermesi için çalışmak,
  • Yemen’in bütün siyasal ve toplumsal güçlerini kapsayan bağımsız bir barış sürecini desteklemek,
  • Yemen halkına koşulsuz insani yardım ulaştırmaktır.

Pakistan’ın Riyad’a yönelişinde ekonomik bağımlılığın ve devlet olarak ayakta kalma kaygısının belirleyici olduğu söylenebilir. Türkiye’nin ise aynı gerekçenin arkasına saklanması mümkün değildir.

Ya Türkiye’nin ve bölge halklarının bağımsızlığını esas alan barışçı bir dış politika izlenecek ya da ülke, saraylar arasında imzalanan ucu açık taahhütlerle emperyalizmin, siyonizmin savaşına ortak olunacaktır..

Türkiye’nin askerî gücü Cumhuriyet’in, vatanın ve halkın güvenliği için mi kullanılacaktır; yoksa petrol yollarını, monarşileri ve emperyalizmin bölgesel hesaplarını korumak için mi? Asıl sorulması gereken soru budur.


Kaynakça

[1] Reuters, 5 Ekim 2026, Yemeni government forces seize strategic strait from Houthis

[2] Reuters, 8 Ekim 2026, Plane damaged at Riyadh airport as Houthis escalate attacks, sources say

[3] Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi, Yemen: Escalating conflict and displacement

[4] Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Yemen ülke ve insani durum verileri

[5] Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Assessing the Impact of War in Yemen: Pathways for Recovery

[6] ABD Enerji Enformasyon İdaresi, Red Sea chokepoints are critical for international oil and natural gas flows

[7] Pakistan Ulusal Meclisi, 10 Nisan 2015, Yemen ve Suudi Arabistan hakkındaki Parlamento kararı

[8] Associated Press of Pakistan, 19 Şubat 2018, Pakistani troops to impart training to Saudi armed forces: Senate told

[9] Uluslararası Para Fonu, 2025, Pakistan: Extended Fund Facility review and staff report

[10] Associated Press of Pakistan, Temmuz 2026, Workers’ remittances soar to 41.6 billion dollars during FY26

[11] Pakistan Hükümeti Basın Enformasyon Dairesi, 17 Eylül 2025, Joint statement and Strategic Mutual Defence Agreement

[12] Reuters, 18 Mayıs 2026, Pakistan deploys jet squadron and thousands of troops to Saudi Arabia during Iran war

[13] Reuters, 2 Ekim 2026, Saudis plan assault on Houthis to break Red Sea chokehold

[14] The Express Tribune, 8 Ekim 2026, DG ISPR confirms Pakistani troops in Saudi Arabia

[15] Dawn, 8 Ekim 2026, Information Ministry rejects report claiming Pakistani aircraft were used against Houthis

[16] Reuters, 5 Mart 2026, Anger among Pakistan’s Shi’ites underlines its Iran-US tightrope walk

[17] Reuters, 11 Eylül 2026, As Saudi tensions with Houthis escalate, mediator Pakistan faces pressure to choose a side

[18] Reuters, 22 Nisan 2022, Pakistan rejects Imran Khan’s accusation that the US conspired to topple him

[19] Reuters, 5 Ekim 2026, Thousands of Imran Khan supporters start march to Pakistani capital

[20] Reuters, 8 Ekim 2026, As Munir’s military takes on Gulf role, Pakistan’s parliament is not involved

[21] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 31 Ağustos 2026, Hakan Fidan’ın Mekke Ortak Savunma Anlaşması basın toplantısı

[22] Reuters, 8 Ekim 2026, Turkey weighs Saudi defence support and rules out offensive role

[23] Reuters, 7 Ekim 2026, Turkey sending technical and defensive support to Saudi Arabia

[24] Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Madde 92

[25] Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı, 1 Ekim 2026, Türkiye–Suudi Arabistan ticaret verileri ve hedefleri

[26] Le Monde, 5 Ekim 2026, Saudi Arabia helped create the conditions for the rise of its most formidable adversary

Kaynaklara erişim tarihi: 9 Ekim 2026.

Sosyal Medyada Paylaş

Yazılar

Yazılar